Mantıkut tayr , Nasihatvarî bir dil ile asırlar geçmesine rağmen okuyucusuna hitab eden tasavvufî bir eser. Gazâli'nin Risâletü't-Tayr adlı eserinden yararlanarak kaleme alınmıştır.
Peki bu eserin müellifi FERÎDÜDDİN ATTÂR Kimdir?..
Ebû Hâmid Feridüddin Muhammed b. Ebû Bekir Ibrahim-i Nîsâbûrî, İranlı meşhur şair ve mutasavvıflardandır. Horasan Selçukluları'nın son zamanlarında, büyük bir ihtimalle 537-540 (1142-1145) yılları arasında Nişâbur'da dünyaya gelmiş olmalıdır. Çocukluk ve gençlik devresi hakkında kaynakların verdiği bilgiler çok farklı ve yetersizdir. Eserlerinden elde edilen bilgilere göre; gençliğinde birçok tasavvufî eser okuyup ilim tahsil etmiş ve çeşitli şeyhlere hizmet etmiştir. Anne ve babasını gençliğinde kaybetmesi dışında ailesi ve yakın çevresi hakkında bir bilgi mevcut değildir. Muhtârnâme adlı eserinde kaydettiği bir rubâîsine göre otuz iki yaşında bir oğlunu kaybetmiştir, dolayısıyla evlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Gençlik döneminde eczacılık ve tıp ile meşgul olduğu için "Attâr" lakabını almış, ilerleyen dönemlerde bu lakapla meşhur olmuş ve şiirlerinde yine bu lakabı mahlas olarak kullanmıştır.
Birazda eserin içeriğinden bahsedeyim
"Kaf dağının ardında bir dağ, onun ardında ise kuşların padişahı sîmurg"..diye başlıyor. Ve çeşitli kuş türlerinin hikâyeleri ile devam ediyor. Bu kuşlar hüdhüd, bülbül, papağan, tavus kuşu keklik,baykuş, kaz... bunlar bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta dünyevi dertleri olanlar bir bir dökülüp yolculuktan ayrılıyor. Kimi aşk denizine dalıyor, kimi ayrılık vadisine, kimi kıskançlığına kimi hırsına yenik düşüyor... kuşların rehberi olan hüdhüd, yolda aşılması gereken yedi vadiden bahsediyor bu Vadilerden geçenlerin Hak'kın dergahına varacağını ve bu yola girenlerin hiçliği bulduğunu haber veriyor. Vadiler ise
Ebu'l-Vefa b. Akil şöyle der: "Dilimin ilim müzakeresinden, gözümün kitap mütalaasından bir saat bile uzak kalması ömrümün zayi olması demektir ve bana bu helal değildir. Şöyle dinlenmek için uzandığımda aklıma yazdığım şeyler gelir ve hemen doğrulurum Seksen yaşımdaki ilim hırsımı, yirmi yaşımdakinden daha fazla buluyorum. Kitap okumaya ve yazı yazmaya daha çok vakit kalsın diye yemek yemeye oldukça az vakit ayırırım. Hatta kek yemeyi veya ekmekle su yudumlamayı tercih ederim. Bütün âlimler, vaktin en değerli nimet olduğunda birleşmişlerdir. Zaman, fırsatların yakalandığı bir hazinedir.
Yapılacak şeyler çok, zaman ise çok kısıtlı"
En vefalı dost kitaplardır; incitmez, kırmaz, tahkir etmez, unutmaz, ayıplamaz...
Derim ki dostlar, beşer şaşar. Unutkan, nankör ve dahi vefasız da olmuş olabilir. Ama kitaplar öyle değildir. Kitaplar sadıktır, samimidir, sevecendir...
Yeter ki sen elini uzatmasını bil. Sayfalarını güvelere terk etme. Oku, bak sana neler neler anlatacaktır. Ruhunu teskin edip seni sende diriltecektir.
Neticede bakmışsın ki farkında olmadan söylenip duruyorsun: İnsanlar kötüydü, kitaplara sığındım.
Bu sadık dostların sayfaları arasında, özellikle samimiyet ateşinde dem alan çayla birlikte ruhumuzun da demlenmesi duasındayım...