O kitaplar yazılmıştı! O zaman beni aç bırakan, evini yasak eden ve düzenli bir işe girmiyorum diye lanetleyen siz, şimdi karnımı doyuruyorsunuz. Halbuki eserlerimin hepsi o zaman yazıldı. Şimdi sizin aklınızda, benimse ağzımda evirip çevirdiğim, ama hiçbirimizin asla dile getirmediği bu düşünceler yerine ne söylesem saygıyla dikkat kesiliyorsunuz. Ağzımı açıp gözümü yumsam, suratınıza karşı topunuz çürümüşsünüz; içiniz yolsuzlukla, hırsızlıkla, rüşvetle dolu diye konuşsam öfkeden kudurmak yerine kem küm edip isabet buyurdunuz dersiniz. Neden? Çünkü ünlüyüm, çok param var. Martin Eden olduğum, iyi biri olduğum ve salak sayılmayacak biri olduğum için değil. Size desem ki gökteki ay bir kalıp peynirdir, hemen bu fikrin müridi olursunuz, olmasanız da reddetmezsiniz, çünkü benim dağlar kadar dolarım var. Hem de hepsini uzun zaman önce kazandım, çünkü eserlerimi yazmıştım; tam da ne zaman, size diyeyim, ayağınızın altındaki toz gibi üzerime tükürdüğünüz zaman.
bandajlarla sarılı olan,
donmuş bir haldeki Melanie, izleyicide kahkaha atma hissi uyandırır. Bunu ilk duyduğunda senaryo yazarı Hunter
çileden çıkmıştır. Ancak bu, seyircinin, güçlü olanı zayıf
görmekten duyduğu suçluluk hissi veren hazzı itiraf etmesini seyirciden isteyen Hitchock'un kendine özgü mizahıdır.
En saglam inançlarimizin tek dayanağı onların yanlışlığını kanıtlama konusunda tüm dünyaya yapılmış ve daima geçerli olan bir davettir. (sf.17)
Listeler açık tutulduğu sürece, daha iyi bir gerçek varsa, insan zihni onu algılayabilecek hale geldiğinde bu gerçegin bulunacagina dair bir umut besleyebiliriz (sf.18)
Bir görüşün yararlılığı da kendi başına bir görüştür; görüşün kendisi
kadar tartışmalı, tartışmaya açık ve tartışma gerektiren
bir şeydir. Bir görüşün zararı olduğuna karar verebilmek
için, onun yanlışlığına karar verirken gerekli olan "hata
yapmayan yargıç'a aynı şekilde gerek vardır, eğer sağla-
nan görüş kendini savunmak için her türlü fırsata sahip
değilse. (sf.19)
Bir görüşün doğruluğu, onun yararının bir parçasıdır. (sf.19)
Zaten kanunlar ya da kamu vicdanı, bir görüşün tartışılmasına izin vermediğinde, onun yararlılığının reddedilmesi konusunda o kadar gönülsüzdürler. (sf.20)
Ülkesinin halkının ya da çağdaşlarının ortak yargısını da arkasına alsa, onu destekleyecek görüşün dile getirilmesini engelliyorsa, hata yapmaz olduğunu varsayıyor demektir. Görüşün ahlaksız ya da dine saygısız olduğu söylendiği için bu varsayımın daha az karşı çıkılır ya da tehlikeli olması şöyle dursun, en ölümcül olduğu durumdur bu. (sf.21)
Oysa bugün başrahibib davranışları karşısında dehşete düşenlerin çoğu, onun devrinde yaşasaydı ve Yahudi olsalardı, aynen onun yaptıklarını yapardı. (sf. 23)
Görüşlerin yayılmasını cezalandırmayı onaylayan biri, kendini Marcus Aurelius'tan daha bilge ve daha iyi görmüyorsa -zamanının bilgeliğine ondan daha hakim, aklıyla bu bilgeliğin üstüne ondan daha fazla yükselmiş, gerçeği arayışında daha içten, gerçeği bulduğunda ona bağlılık göstermede daha kararlı değilse- kendisinin ve kitlenin hata yapmazlığını varsaymmaktan kaçınsa iyi olur, (sf.