Atatürk yaşam biçimini gizli tutmak için çaba göstermedi. Bir öyküye göre 1930'da İzmir'i ziyareti sırasında dostlarıyla birlikte otelin giriş katında akşam yemeğine otururlarken şehrin valisi perdelerin kapatılmasını emretmiş. Mustafa Kemal ise "Peki ama halktan gizleyecek bir şey mi yapacağız? O böyle bir sofrada ne yapılacağını sanırsa yalnız onu yapacağız. Perdeleri açınız," diyerek itiraz etmiş. Başka bir öyküye göre gizli tutma çabalarının sefahat söylentilerinin çıkmasına yol açacağını da eklemiş. Başka bir gün İstanbul'da Moda Burnunda bir yatta içki içerken, kadehini çevresini saran teknelerdeki insanlara doğru kaldırmış, ve "Yurttaşlarım! Buna rakı derler. Biliniz ki bunu ben öteden beri içerim. Şimdi de kadehimi kaldırıp sizlerin şerefinize içiyorum,"" diye seslenmişti.586
Sayfa 586 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
"Gelin kendinize acıyın, mantığın kanatları altına girin, Tanrı'nın size bağışladığı keskin zekânızı kullanmayı bilin, dehanızı ve yeteneğinizi, ruhunuza faydalı olacak, şerefinize şeref katacak başka şeyler okumak için kullanın."
Sayfa 417·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Atatürk,nutku bitirdikten sonra, Gülhane Parkı'nda devam eden bu şenliklere halkın arasında,adeta onlardan biri olarak iştirak etmişti. Hatta bir ara, bir kadeh içkiyi de eline alarak,etrafına toplanan halkına, " Bu içkiyi bundan evvel gizli gizli içerek sizleri kandıran sahtekârlar gibi değil, işte açıkça hiç saklamadan, içinizden biri gibi, bir vatandaş olarak içiyorum. Şerefinize!" diyerek kadehini kaldırıp içmesi,onun bu yeni harf reformundan ne denli mutlu olduğunun ve keyif aldığının ve de halkına karşı ne derece dürüst olduğunun açık bir göstergesidir.
Sayfa 57 - Doğan yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
Sözün kısası, sizin şerefinize son derece güvenmeliyim, akıllı bir kadın hiçbir zaman bir erkeğe bu derece güvenemez.
Sayfa 183 - Milli Eğitim Yayınları 1946 Baskısı Cilt 4·Kitabı okudu
Ardından Mustafa Kemal, Yeni Türkiye için neden alaturka yerine alafranga tercih edilmesi gerektiğini izah etti. Rakı içti. "Şerefinize," dedi. Ama onun öncesinde şöyle dedi: "Eskiden bunun bin mislini mezbelelerinde gizli gizli içen sahtekârlar var idi. Ben sahtekâr değilim. Milletimin şerefine içiyorum." Yürü be Mustafa Kemal'im kim, tutar seni.
Bu bir aşk mektubu. Sizlere. Beni okuyan size…
Eskiden yüzüğüm denizde bütün seçimler bana aitti. Yani, tabii ki öyle değildi de, ben öyle sanıyordum. İstediğim zaman dibe dalıyor, dipte istediğim kadar kalıyor, nefesim yetmediğinde geri çıkıyordum. Her şey istediğim gibi oluyordu. Sonra Karadeniz’de adamımı bana ceset torbasında teslim ettiler. Bütün sevdiklerim başımı suyun üzerinde tutabilmem için seferber oldu. Boğulmadım. İzin vermediler. Boğulmadım da denizin dibi çok fena beni çağırır oldu. Girmedigim delik kalmadı, İlahiyat Fakültesi’nden hocalar, tasavvufçular, Budistler, Şamanlar, kamlar, bütün hocalarım, “bilebileceğini” düşündüğüm herkese, dipte ne var diye sordum. Bundan da bahsetmiştim. Bir zaman cevap aramaktan yoruldum, dal gitsin Sepin dedim. Jacques Mayol gibi, kendimi karanlığa, ve aslında karanlık yok bunu öğrendim, dibe, ve aslında dip yok bunu da öğrendim, bıraktım. Kendimi ve küçük d ile yazılan dünyayı geride bıraktım. Bırakırken, nefesimin yetmediğini biliyordum da bırakmamak bir seçenek değildi. Tutunduğum asansörüm bana Rize‘de, sarı bir ceset torbasında teslim edilmişti. Tutunamıyordum, tutunmak diye bir şey yok oysa, bunu biliyorum. Öğrendim. Sonra tuhaf şeyler olmaya başladı. Nefesimin her bittiği yerde, hepsini yeni tanıdığım öğrenciler ve hatta sosyal medyadan bana yazan, hayatımda yüzünü bir kere görmediğim “sosyal medya okurları“ ve asıl şu an bu satırları okuyan, asıl sizler, bunca sayfa usanmadan, bıkmadan benim hikayemin “altında”, her yazının altında yazan gerçeği, benim hikayemi değil ötesindeki gerçek hikayeyi okuyan sizler, suda bana nefes alacak yerler yaratmaya başladınız. Benim nefesim bitiyor, dipte bana nefes olacak odalar açıveriyorsunuz. Bu nasıl oluyor, n’apıyorsunuz anlamıyorum, bilmiyorum. Ama bunu hep yapıyorsunuz. Hep. Deli minnettarım. Sizi çok seviyorum.
Sayfa 399 - Doğan Egmont Yayınları 5. Basım·Kitabı okudu