Böyle korkunç olaylar bazen insanların da başına gelebilir. Üstesinden gelemediği çelişkilerle baş başa kalan insan, moral bakımından derinden derine sarsılır ama bunu kimseye söyleyemez, çünkü kimse ona yardım edemez. Bu korkunç bir yer kayması gibidir, tehlikeyi görürsünüz, ama bir şey yapamazsınız.
“Oysa burada huzurumuz var, değil mi albayım?” Hüsamettin Bey başını salladı: “Huzurumuz var da denemez. Vaktimiz bol olduğu için, bütün günümüzü huzursuzlukla geçiremiyoruz sadece.”
İnsanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım. (Aman dikkat et, kafanı bir yere çarpma. Deliler uzun yaşar, budalalar uzun ömürlü olur, aptallar rahat eder.)
Yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. Bir aşağı bir yukarı yürürdü insan, düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.
Aşktan başka hedef arayan bir aşkın kendi kendine ihanet ettiğini ona anlatamıyorum. Bu inadı kendi zaaflarına karşı isyanının bahanesine benziyor. Böyle değilse başka birinin hayali veya realitesiyle benim aramda tereddüdünün üstünde koyu bir sis perdesidir. Bu noktada konuşmuyor. Eğer böyle bir tereddüdü de yoksa, giyindiği sır elbisesi içinde kenarlarını gizleyip hudutsuzluğun hayaleti haline gelmek istiyor.