Potansiyelini Gerçekleştiremeyen Kitap
8/10
·296 syf.··
2026 22. kitabı
Bu kitabı duymayanınımız yoktur çok yakın zamanda yazılmasına rağmen oldukça meşhur bir kitap. Kitabı eleştirmeden önce güzel yanlarını sıralayayım :). Kitap konusu gerçekten de çok dikkat çekici. Kitabın arka kapak yazısında geçmişte farklı seçimler yapsan şu an nasıl bir hayatının olacağından bahsediyor oluşu kitabı hemen okumama öncelik sağladı. Yazarımız konuyu fena işlememiş aslında geçmişte yaptığımız veya yapmadığımız şeyleri geri alabilsek nasıl bir hayatımızın olacağını bize farklı farklı örneklerle sunmuş. Ve hatta seçemediğimiz bize mükemmel gelen diğer seçenkelerin yaşansa aslında o kadar da beklentilerimizi karşılayamayabileceğini bize çok güzel gösteriyor. Başlıkta potansiyelini gerçekleştiremeyen kitap dememin sebebi. Kitabın bana biraz basit gelmesi. Yani bu kadar güzel bir konuyu daha güzel bir kurguda bu kadar da basite indirgemeyerek sonunun tahmin etmesini zorlaştırarak daha güzel hale getirilebilridi. Bir çok yerde tekrara düşüyor oluşu sıkmadı değil özellikler Nora nın birçok kez pişman olduğu ve düzeltirse hayatının daha güzel ve mutlu olacağını düşündüğü geçmişteki olaylara müdahale edince aslında çok da memnun olmayacağı durumlarla karşılaşmasına çok fazla değinilmiş. Tamam yeniden başladığı her senaryoda başarısız olmuyor hatta dünyaca ünlü kariyerlere de sahip oluyor evet ama hepsinin sonunda tatmin olmayışı daha kitabın ortalarında ilerisini tahin etmemize yol açıyor. Keşke kitapta, sonucunda bizi mutsuzluk beklese bile, insanın sadece kalbinin sesini dinleyerek gözü kapalı yürümek isteyeceği o 'büyülü' yollar da olsaydı. Çünkü insan basit bir varlık değil sonu kötü bile olsa hiç usanmadan aynı kararı almak isteyeceğimiz de konular var çünkü hayatta. Her şeye rağmen güzel kitaptı çevremdeki kişilere tavsiye edeceğim ve
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,3bin okunma
Deniz Emekçilerinin ve Doğanın Romanı
8/10
·192 syf.··
2026 37. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 14:11
Banakalankelimeler okuma grubumuzla "doğa ve insan" teması için seçtiğimiz, Cevat Şakir’in ilk ve en önemli yapıtı kabul edilen Aganta Burina Burinata, sıradan bir deniz sevdası öyküsü olmanın çok ötesinde bir eser. Roman; doğa-insan diyalektiği, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin denizde şekillenen emek süreçleri ve sınıfsal tezatlıklar üzerine kurulmuş çok katmanlı bir yapıya sahip. Cevat Şakir’in şiirsel ve mitolojik üslubuyla okuduğumuz bu eserde; mekânların insan doğası üzerindeki etkisini, emeğin ve emekçilerin deniz ile kara gibi iki farklı evrende nasıl şekillendiğini çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Romanda deniz, zengin-fakir ayrımını ortadan kaldırıp fırtınaya karşı tüm tayfayı eşit bir biçimde bir araya getirirken; kara ise hiyerarşiyi, toprak ağasını ve marabalarını yaratıyor. Yazar, bu karşıtlığı kurarken denizdeki tekelcilik, işçilerin mesai saatlerinin belirsizliği ve tehlikelere karşı önlem alınmaması gibi dönemin yakıcı sömürü sorunlarına da cesurca parmak basıyor. Tüm bu tezatlığı ve dramı okurken okuyucunun hiç yorulmaması; arka planda sürekli denizin sesini duymamız, ağların dokusunu, toprağın kuruluğunu hissetmemiz ve en önemlisi bir insanın denize olan o amansız tutkusunun içimize işlemesi, bana göre Cevat Şakir’in en büyük başarısı.
banakalankelimelerokumagrubu
Aganta Burina BurinataHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20226,2bin okunma
Reklam
Gök Kubbenin Altında Bir Başına: Harita Odasında Kaybolan Dev
Puan vermedi·517 syf.··
2023 3. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki hava değişir, duvarlar üzerinize doğru esner ve aynadaki yüzünüze bakacak cesareti kendinizde zor bulursunuz. Benim için bu hayatta okuduğum en iyi, en sarsıcı hikâyedir Martin Eden. Bu, bir ruhun kırıla kırıla, yana yana kendi küllerinden bir dev inşa edişine ve sonra o devin kendi yarattığı yalnızlık okyanusunda boğuluşuna yakılan merhamet dolu bir ağıttır. Jack London, Martin’in şahsında bize sadece bir başarı ya da başarısızlık öyküsü anlatmaz; ham bir gücün, rafine bir yabancılaşmaya nasıl evrildiğini sezdirir. Martin’in aristokrat bir eve ilk adım attığı o sahne, hantal bedeniyle nesnelere çarpmaktan korkan, kollarını nereye koyacağını bilemeyen o kaba saba denizcinin ürkekliği aslında yolun henüz başıdır. Duvardaki yağlıboya tabloya yaklaştığında güzelliğin özensiz boya darbeleri arasında kaybolduğunu görüp şaşırmış, gerilediğinde ise resmin yeniden muhteşem bir fırtınaya dönüştüğünü görmüştü. "Dalavereli bir resim" diye geçirmişti içinden. Martin’in trajedisi tam olarak bu tespitte gizlidir. Uzaktan kusursuz, pürüzsüz ve semavi görünen o burjuva dünyası, içine girdikçe tıpkı o tablo gibi çözülmüştür. Yaklaştıkça görmüştür ki, tapındığı o insanların zihinleri sığ, kalpleri hesapçı, entelektüel derinlikleri ise sadece ezberlenmiş kalıplardan ibarettir. Oysa Martin açtır. Bilginin o uçsuz bucaksız harita odasında rehbersiz yolunu bulmaya çalışırken, kelimeleri birer uysal hizmetkâr yapabilmek için uykuyu beş saate indirirken kalbinde sadece saf bir aşk ve güzellik arayışı vardır. Çamaşırhanenin o cehennemî sıcağında, insanı iş hayvanına çeviren o öldürücü ritmin içinde bile ruhunun derinliklerinde parıldayan o ışığı korumak için direnmiştir. Peynir Surat’la on bir yıl boyunca dövüşen o inatçı çocuk, editörlerin
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
9/10
·368 syf.··
2026 69. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 09:46
Butimar’ı okurken insanın içinde eski bir rüya kıpırdıyor gibi oluyor. Sanki bazı hikâyeler bu hayatta başlamamış da çok daha önce bir yerde yarım kalmış. Romanın aşk tarafı bana en çok buradan dokundu: kavuşmaktan çok eksik kalmak, sevmekten çok sevdiğinin etrafında dönüp durmak… Denize âşık olup da ona yaklaşamayan Butimar kuşu gibi. Güzel ama biraz zalim bir imge bu. Çünkü bazen insan en çok sevdiği şeye dokunamıyor; dokunursa onu kaybedeceğinden korkuyor. Kitap sadece bir aşk hikâyesi gibi okunacak kadar dar değil bence. Rüyalar, mektuplar, geçmiş, savaş, simya, kader, zamanın insanla oynadığı o tuhaf oyunlar… Hepsi metnin içinde birbirine karışıyor. Bazen nerede gerçek bitiyor, nerede hayal başlıyor emin olamıyorsun. Ama bu belirsizlik kötü bir şey gibi gelmedi bana. Aksine romanın ruhu biraz orada duruyor. Çünkü bazı hikâyeler dümdüz anlatılsa büyüsü kaçar; Butimar da sanki sisin içinden görünmesi gereken kitaplardan. Kaan Murat Yanık’ın dili şiirli, yer yer masalsı ve epey yoğun. Bu tarafını sevdim ama dürüst olayım, bazı yerlerde metin kendi güzelliğine biraz fazla yaslanıyor gibi hissettim. Cümleler güzel, imgeler güçlü, atmosfer etkileyici; fakat bazen hikâyenin kendisi o süslü gölgenin arkasında kalıyor. Yine de bunu tamamen kusur olarak söylemiyorum. Çünkü kitabın derdi zaten sade bir olay anlatmak değil; okuru biraz rüyanın, biraz eski zamanların, biraz da iç sızısının içine çekmek. Benim için Butimar’ın en güçlü yanı, aşkı sadece iki insan arasındaki bir duygu gibi değil, insanın kendi eksikliğine duyduğu tuhaf bir özlem gibi anlatması oldu. Sevdiğimiz şeyin peşinden giderken bazen gerçekten ona mı yaklaşıyoruz, yoksa içimizde yıllardır kapanmamış bir boşluğa mı? Roman boyunca bu soru hafif hafif dolaşıyor. Bazı kitaplar cevaptan çok o dolaşan soruyla
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma
İnsana Çarpıp Dönen Bir Roman
Puan vermedi·536 syf.··
2026 18. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 10:01
Bardamu, seninle yolculuğa çıkmak cesaret ister! Senin kadar çelişkili, çarpıcı ve rahatsız edici bir rehberle yol almak, insanın kendine bakma cesaretini ölçüyor. Louis Ferdinand Celine , savaşın kahramanlıkla, aşkın romantizmle, çalışmanın erdemle süslendiği bütün o büyük anlatıların içini boşaltıyor. Ferdinand Bardamu’nun Birinci Dünya Savaşı’yla başlayan, Afrika’dan Amerika’ya, oradan Paris’in yoksul mahallelerine uzanan yolculuğu, bir coğrafya değişiminden çok insan doğasının değişmeyen taraflarıyla yüzleşme hikâyesi. Nerede olursa olsun karşısına çıkan şey aynı: çıkarcılık, korku, yalnızlık ve bitmek bilmeyen bir kendini kandırma hali. Bardamu, sana kızdığım yerler oldu. İnsanlara karşı duyduğun o derin güvensizlik, bazen her şeyi aynı karanlık filtreden geçirmen, hatta yer yer acımasızlığın… Ama seni okurken şunu da hissettim; sen insanlardan nefret eden biri değil, insanlara dair bütün hayallerini çok erken kaybetmiş birisin. Belki de bu yüzden romanın en güçlü yanı olaylardan çok sesinde saklı. Çünkü Gecenin Sonuna Yolculuk okunmaktan ziyade dinlenen bir roman gibi. Céline’in konuşma dilinden güç alan, keskin, alaycı ve ritmi sürekli değişen üslubu romanın asıl kahramanlarından biri hâline geliyor. Céline’in o karanlık, alaycı ve insanın en rahatsız edici yanlarına bakan dili bana biraz da Charles Bukowski ’nin eserlerini hatırlattı. Bukowski de toplum normlarına ve insan ikiyüzlülüğüne aynı sert ironiyle yaklaşıyordu. İkisi de süslemeden, ham gerçekliği insanı zorlamak istercesine sunar. Okurken rahatsız olursun ama bir yandan da içten içe gerçeği inkâr edemezsin. “Çünkü o zamanlar daha insanları tanımamıştım. Artık asla onların laflarına, düşüncelerine kanmayacağım. Asıl korkulması gereken insanlardır, sadece onlar, daima.” (s. 31) Bu cümle, Bardamu’nun insanlığa dair
Gecenin Sonuna YolculukLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 20265,1bin okunma
İnsan ancak kalbiyle baktığında doğruyu görebilir.
Puan vermedi·288 syf.··
2026 6. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:06
Bazı kitaplar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın hayatına küçük bir ayna tutar. *Hyunam-Dong Kitabevi* benim için ikinci gruba ait kitaplardan biri oldu. İlk bakışta bu roman, kurumsal hayatı bırakıp bir kitabevi açan bir kadının hikâyesi gibi görünüyor. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun bir meslek değişikliği hikâyesinden çok, modern insanın yorgunluğunu anlatan bir roman olduğunu fark ediyorsunuz.Yeongju toplumun başarılı saydığı her şeye sahip biri. İyi bir eğitim, iyi bir kariyer ve düzenli bir hayat... Fakat bütün bunlara rağmen mutlu değil. Çünkü bazen insan istediği hayatı değil, ondan beklenen hayatı yaşıyor. Romanın merkezindeki kriz de tam olarak burada başlıyor.Bu noktada kitap bana sık sık Byung-Chul Han'ın modern yorgunluk üzerine düşüncelerini hatırlattı. Günümüz insanı artık başkaları tarafından baskılanmıyor; kendi performansının yükü altında eziliyor. Yeongju'nun yaşadığı tükenmişlik de bu durumun çok tanıdık bir örneği.Romanın en sevdiğim yanı ise büyük dönüşümler vaat etmemesi oldu. Kitabevi açıldıktan sonra her şey mucizevi biçimde düzelmiyor. Müşteriler akın etmiyor, hayat bir anda anlam kazanmıyor. Tam tersine, karakterler küçük adımlarla iyileşiyor. Çünkü yazarın asıl anlatmak istediği şeyin bu olduğunu düşünüyorum: Hayat bazen büyük değişimlerle değil, küçük duraklarla dönüşüyor.Kitabevine gelen karakterlerin hemen hepsinin ortak bir noktası var. Başarısız hissedenler, yönünü kaybedenler, yalnız kalanlar, kendini ait hissedemeyenler... Aslında hepsi modern hayatın farklı yüzlerini temsil ediyor. Bu yönüyle kitap bana Viktor Frankl'ın insanın temel ihtiyacının mutluluk değil, anlam arayışı olduğu fikrini de sık sık hatırlattı.Roman ilerledikçe kitabevinin kendisi bir karaktere dönüşüyor. İnsanlar oraya sadece kitap almak için değil, biraz
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,2bin okunma
Reklam
Reklam