ben onun münzevi kalbine uzaklardan seslenmek için, kulaklarının içine en güzel hislerimi fısıldıyorum. sonra dudaklarımı yanaklarının üstüne koyuyorum. yüzü yanıyor, o kadar yanıyor ki, biraz sonra kül olup dağılmasından korkuyorum. sonra ince bir ıslaklık. hafif bir titreme. gözlerinin içine bakıyorum, karanlık.
soruyorum: ağlıyor musun?
gözlerini yumuyor.
bir cinayetin işleneceğini bilerek başlıyoruz ama kitabın ilginç tarafı cinayetin işlenmesi değil, işlenebilmesi. sudan sebeplerden ötürü kimsenin engel olmaması hatta bunun için çabalamaması, buna rağmen ölümünün ardından yas tutar gibi tavra bürünmeleri; faillerin santiago nasar'ı öldürmesindeki sebebin kesin ya da doğru olmaması ve bunu bizim de öğrenemememiz şöyle dursun: beni en çok etkileyen taraf son sahne oldu. hem kadere ve ölüme karşı insanın acizliğini hissettim hem de aslında kurtulması için doksan dokuz ihtimal varken kalan bir ihtimalle ölmesine şaşırdım. annesinin vicario kardeşlerin geldiğini sanıp kapıyı kapatması, gelenin aslında santiago nasar olması ve kapıyı birkaç saniye daha geç kapatma kararı alsa aslında kurtulabileceği gerçeği tabii ki tuz biber oldu.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201395,3bin okunma
"geldiğin için sana minnettarım," dedi marki. "kendimi çok yalnız hissediyordum." sonra da bir yakınmayla tamamladı sözünü: "sierva'yı kaybettim."
"senin kabahatin," dedi dulce olivia, hiç oralı olmadan. "kaybolması için elinden geleni yaptın."
artık vatanla, ulusla hiçbir vicdan ve düşünce bağı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve ulusun bağımsızlığının, onurunun koruyucusu konumunda bulundurulmasına nasıl göz yumulabilirdi?