Toprak anladı beni, ölüler ve diriler
Bir sonbahar hüzünle gülümsüyor derinde
Ruhumu aldatıyor yüzün diye periler
Uzak bir ıstırabın karanlığında kaldın
Bir Hint fakiri miyim yoksa hecelerinde
Sinemde su yangını, Samanyolu'nda adın
İsmini andığımda yollarındaki izler
Ağlayan bir İstanbul getirdiler öteden
Fotoğraflarında mı gizleniyor denizler
Kardelenler büyüdü şakaklarımda bile
Hatıralar yurdunun o uzak mabedinden
Bir sen gelmedin; geldi gidenler sevda ile
Ovalardan, dağların arasından bivefa
O pervasız, buyurgan gözlerindir süzülen
Bilemezsin, her sabah umudumla kaç defa
Çiğdem gibi tutarım bembeyaz ellerini
Yaralı bir kartalım doruklarda büzülen
Atlılar kuşatıyor kirpiklerinden beni
Ne yana dönsem siyah, sessiz, bitkin ve ırak
Kalbe dokunduğunda her akşamüstü ölüm
Kırıldı hüzne karşı taşıdığım son mızrak
Meçhul bir mimar yıktı içimin sarayını
Gözlerine bakınca geceye küstü ölüm
Göğümden aldı bahar güneşini, ayını
Ey üzgün yalnızlığım, sineme bir baksana
Ne münzevi bir kaygı, ne de mahrem bir resim
Benliğimin ötesinde yaşamak. Nasıl bir arzu öyle. Küller küllere. Hiç alnımın ortasına haç çizilmedi. Kül Çarşambası. Çizilenleri kıskanıyordum. Artık bu şansın var. Matem elbisesi. Alın yazısı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geceler ülkesine yol alır otomobiller
Kahinler gibi oturmuş içine şoförler
Ne şakacı kahin şu makine rahipleri
Büyük şehirlerden getirmişler tozlarını
Büyük uygarlıklar biberini
Bürolar keskin keskin geometri kokar
Evler deniz dibi yosunlarıyla yumuşak
Ve çocuk okuldan eve dönüyor koşarak
Sonbaharı içiyor sarhoşlar bir bahçe kıyısında
Al yosunlarda
Göğü bir şişe gibi kırarak
Bir şarap şişesi gibi
Ve bir ordu yürüyor durmadan
Durarak
Sancağı gösteriyor bir kumandan
En yüksek kayalardan
Krateri bir kartal biçiminde donmuş
Yağmur savuran dağlara doğru
Haykırarak
Yazları kızlar soğutuyorlar bir karpuz gibi su kıyısında
Dokunan bir ipek gibi savuruyorlar
Sonra bahar bahar bahar
Bir kentte ihtilal
Bir kentte grev
Bir ülkede savaş var
Çiftler geçiyorlar ağaç altlarından kolkola
Bir yolda ki taşları eski menekşelerden kalma
Ben bır bardağın arkasına saklanarak uzatıyorum sana
Sen bardağın içinden uzanarak
Bu demeti alsana
Ben bu park ırmağının asma köprüsünden