9/10
·465 syf.··
2026 32. kitabı
Klasikler içerisinde gösterebileceğim ve hiç sıkılmadan okuduğum muhteşem kitap.Çünkü sonu itibariyle beni tatmin eden ve belki bunca uzun bir kitabı sıkılmadan okumama sebep olandır.İkinci dünya savaşının acımasız gerçekliğini bir sevda çerçevesinde adeta spot ışıklarıyla yansıtan bir ilk sevgi nedir? sorusu sorduran başyapıt.Cezaevinde kitabı okurken adeta film izliyormuş gibi hissettim.Enfes betimlemeler,üçüncü kişi bakış açısıyla anlatılırken bile konunun ve anlatılanların sıkıcı olmadığı başyapıtlarımdan birisi oldu.Sanıyorum ki gerçek bir sevda'da kitapta anlatılan mandolin gibi üstüne bina da yıkılsa kıymetini bilen biri tarafından unutulduğu yerden gün ışığına çıkarılır..Vesselam
Yüzbaşı Corelli'nin MandoliniLouis de Bernieres · Yapı Kredi Yayınları · 2009558 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 22. kitabı
Bukowski bu eserinde aşkı çiçekli perdelerin arkasından değil, sigara dumanı, ucuz otel odaları, kırık bardaklar ve sabaha karşı gelen iç sıkıntısıyla anlatır. Burada romantizm temiz bir masa örtüsü değildir; üstüne dökülmüş şarap lekesi, kül, ter ve pişmanlıktır. Daha ilk sayfalardan itibaren insan süslü bir sevda hikâyesine değil, arzunun karanlık koridorlarına girer. Henry Chinaski, kadınların peşinden koşarken aslında kendi enkazının çevresinde dolanır. Karşısına çıkan her beden, ona biraz hayat, biraz kaçış, biraz da kendinden nefret etme fırsatı verir. Sevmek ister ama yaklaşınca bozar; uzaklaşınca arar, bulunca sıkılır, kaybedince içindeki boşluğu daha yüksek sesle duyar. Bu yüzden onun ilişkileri iki kişi arasında değil, çoğu zaman bir adamla kendi çürümüş yalnızlığı arasında yaşanır. Kadın figürleri yalnızca arzu nesnesi gibi görünse de, dikkatli bakınca asıl çıplak kalan onlar değil, anlatıcının kendisidir. Her karşılaşma onun güçsüzlüğünü, yaşlanma korkusunu, duygusal sakatlığını biraz daha görünür yapar. Sanki her kadın bir ayna taşır; Chinaski o aynaya bakar ama yüzünü değil, içindeki dağınık odayı görür. Bu yüzden metnin asıl sertliği cinsellikte değil, sevgiye yaklaşamayan bir ruhun kendi kendini sabote edişindedir. Bu anlatıda güzellik de çirkinlik de makyajsızdır. Cümleler bazen kaba, bazen komik, bazen rahatsız edici derecede dürüst akar. Bukowski aşkı yüceltmez; onu yere düşürür, cebini karıştırır, sarhoş eder, sonra kaldırıma oturtup yüzüne bakar. Okurken insan şunu hisseder: Bazı kalpler kırılmaz, paslanır; bazı tutkular alev değil, insanın içini ağır ağır isleten eski bir rutubettir. Sonunda kadınlardan çok bir erkeğin kendi eksikliğine yazılmış kirli bir itiraf gibi kalır. Tutku burada kurtuluş getirmez; sadece boşluğun şeklini değiştirir.
Edebiyat
KadınlarCharles Bukowski · Parantez Yayınları · 20214,250 okunma
Reklam
Spoiler içermez!!!!!
10/10
·184 syf.·
2026 109. kitabı
Hasretinden prangalar eskittim Sevgilim Sevdiğim Sevdam ... Açıkçası ilk okuduğumda Ahmet Arif'e çok yabancıydım etkilenmemiştim .Demek ki pişmek lazımmış ,derinden özlemek ya da aşık olmak ,Çaresizlik hissi ... .Dört duvara sıkışıp kalınca tutunacak bir dal , sığınılacak bir liman gerekiyormuş . Diyarbakır' ı Ahmet Arif'i anadolu insanını tanımak gerekiyormuş .Nasıl bir psikolojiyle yazıldığına dair bir fikrim yoktu .Hayatını dergilerden okumuştum beni hayatı gerçekten çok etkilemişti şiirleri daha çok etkilemiş insanları .Şimdi özdemir Asaf'ın deyimiyle " anlamlı güzeli" okumak .Bu güzel ve anlamlı şiirleri tekrardan okudum. Bu sefer tabii ki hangi bilinçle okuyacağımı biliyordum .Bu sefer daha güzel ,daha anlamlı daha anlayarak daha hissederek ,daha özleyerek Hasretinden prangalar eskiteceğim. Özlediklerime gelsin :) Şuraya güzellerden bir tane:) " Mağlup mu desem, mahçup mu? Ama ikisi de değil, Ben garip, sen güzel, dünya mutlu... Öyle tuhafım bu akşamüstü, Sevgilim," " Öyle yıkma kendini, Öyle mahzun, öyle garip... Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada, Yürü üstüne üstüne, Tükür yüzüne cellâdın Fırsatçının, fesatçının, hayının.. Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile. Dayan rüsva etme beni ." "
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748,1bin okunma
10/10
·224 syf.·
2026 4. kitabı
Yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu bu bundan önce de Efsuncu Baba kitabını okumuştum güzeldi ama üslubunu çok değişik bulmuştum.Anlatımında mecaz ile gerçeği çok iyi harmanlıyor ve yer yer düşündürüyordu. Bu kitabında da Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kalemi; bir yandan mahalle dedikodusuyla bizi içine çekerken, diğer yandan insan ruhunun o karanlık ve doyumsuz dehlizlerine fener tutuyor. Gönül Bir Yel Değirmenidir, sadece bir aldatma hikayesi değil, aslında insanın kendi arzuları içinde nasıl kaybolduğunun trajikomik bir resmi gibi olmuş. Aldatmak,aldanmak,insanın doyumsuz şehveti,hep dahası ile kendini bulacağını sanması,kendini hiç tanımıyor olması üzerine çok güzel bir kitap olmuş. Beni derinden etkiledi çünkü çok gerçekti. O kadar günümüzdendi ki... Gözlem olarak eleştirelliğe açık bir kitap diyebilirim. Çoğu insan bunu okurken karısını aldatan bir adamın hikayesini ve kocasını aldatan bir kadının hikayesini okuduğunu sanabilir mesela yalnızca,ama yazar son satırında da dediği gibi zavallılık ne demek bunu fark ediyor ve bunu anlatmak istiyor aslında... Hatta şöyle bir söylem geçiyor en sonunda: Zavallı kocam! Zavallı karın! Zavallı ben,zavallı sen... Ne istiyoruz? Kimi seviyoruz? Kimi sevmiyoruz? ​Hüseyin Rahmi, bu eserinde bizi Şadan Bey’in renkli dünyasından içeri buyur ederken, aslında vitrinde duran "aldatma" temasının çok daha ötesine geçiriyor. Kitap, dışarıdan bakıldığında bir sadakatsizlik hikayesi gibi görünse de, satır aralarında insan ruhunun bitmek bilmeyen tatmin arayışını ve bu arayışın getirdiği o büyük "hiçliği" tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Kendilerinden bir haber olmanın hiçliği ile var olmayı anlatıyor kitap... İnsan ruhundaki doyumsuz tatmin olma duygusunu,karşılıklı sevgiyi saygıyı en çok da yok sayışı ve ruhen yok olmayı anlatıyor. Entelektüel
1000Kitap
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda ÖğütürHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
Mıh I - Kör Talih
8/10
·528 syf.··
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 00:00
" Kalpten pek anlamam, mantığını da bu zamana kadar çözemedim ama sanırım benimki... Seninkiyle eş. Ruhun, zıtlığınla bana denk! Bedenim ise sana layık değil ama sanki bedeninle birleşmek için yaratılmış. -Siraç Vuslat " En sevilenler bazen de en sevdiğinin yolunda canını verirler... Dışarıdan görünen dağı çok neşeli, tasasız bir varlık zannetti. Ama mağarasına adım attığında içinde nasıl fırtınalar meydana geldiğinde gördü asıl olan şeyi... Siraç Vuslat ve Elif S. Vuslat... Evet, evlenecekleri için böyle yazıyorum. İki yaralı ruh. Biri sevgiyle büyürken bir anda yalnız kalan, diğeri karanlıkla büyüyen yaralı bir ruh... Kendini bir 'hiç' olarak gören ruhtan, benlik olarak gören ruha giden yolda sevgi en büyük iyileştirici olduğunu gösterdi bu kitap bana. En güçlüsünün sevgi, merhamet olduğunu düşündürdü. Birbirlerinin en sonunda üstüne gitmeyen bir çifte dönüşen mutlulukları acıyla yoğurulduğu için en büyük sevgi onların oldu. Yaralarının acısıyla demirleri bile eriten Siraç Vuslat, bir kişinin karşısında kendini 'hiç' olmadan gördü. Elif... Boynu bükülmeyen, her şeye karşı dimdik duran Elif, Siraç'ın 'hiçliğine' karşı da dimdik durdu ve en sonunda o kazandı. Kelimelerin gücü birbirine katıldı, birleştikçe daha da güçlendi ve en güzeli, en özeli bizimle buluştu. Bunun için sevgili yazarımıza çok teşekkür ederim kendi adıma. Yazarın kalemi, bana göre son yıllarda okuduğum güçlü, kalemler arasına hızlı bir giriş yaptı. En güzellerinden birini okumuş oldum diyebilirim. Siraç'ın gizliliği, Elif'in dimdik duruşu, birbirlerinin ortak olduğu hayatları, bilinmezlikler... En heyecan veren nokta bu oldu ve hikaye ilerledikçe merak uyandırıcılığı da en yüksek mertebeden devam etti. Birbirlerine en kalın düğümlerle bağlı olan geçmişleriydi belki de onları
MıhMehsa · Ephesus Yayınları · 0465 okunma
9/10
·128 syf.··
2026 3. kitabı
Mahmut Han o gece sabaha kadar uyuyamadı, sarayın içinde döndü durdu ve düşündü. Ölümü ve hayatı düşünüyor­ du. İnsanları, şu dağlardan, ovalardan kopup gelen kalabalığı düşünüyordu. Bunlar bir erkek ve bir kadının mutluluğu için buraya toplanmışlardı. Dışardan bakınca öyle görünüyordu. Ama bunun altında çok şey vardı. İnanılmaz bir öfke vardı. Yüz bin yılın başkaldırma duygusu vardı. Şu konuşmayan, kı­ pırdamayan öfke... Bir delikanlıyla bir kızın sevdasını bahane eden öfke... Gittikçe zaman bozuluyor ve halk azıtıyor. Bugün benim sarayımın kapısını tutarlar kız bahanesiyle, yarın İstan­ bul şehrini doldurur Padişahın sarayının kapısını tutarlar baş­ ka bir bahaneyle. Vakt erişti gibime gelir. Şu halka bir çare bu­ lamazsak hepimizin kellesi gider. Yarın zulmü bahane ederler, öbürsü gün vergiyi, öbürsü gün sarayımızı, öbürsü gün ekme­ ği... Ve birikirler birikirler... Yüz bin yılın öfkesi ve de acısıyla... Şimdiki gibi sessiz birikirler. Ve bu kalabalığa güç yetmez. On­ larla ordular, bir dünya kadar ordu olsa başa çıkamaz. Bunlar bir araya gelmeyegörsünler, önüne geçilemez. Bir çare, bunları bir araya getirmemek için bir çare... Atlarının başını Küp gölünün üst başındaki mağaranın önü­ ne çektiler. Mağaranın yukarısındaki düzlüğe, aşağılarındaki ya­ maca çadırlar kurulmuştu. Çadırların sönük ışıkları Ağrıya ser­ pilmiş ipileşiyorlardı. Keskin, acı, baş döndürücü bir kokuyla kokuyordu dört bir yan. Sonbaharın, bütün kokuları keskinleşti­ ren kokusuyla kokuyordu. Bir çürük, bir eski dağ elması koku­ suna benziyordu her koku. Yanık otlar, kavrulmuş güçlü çiçek­ ler, kısa, küt, sağlam hışırdaşıyorlardı. Atları bir çalıya bağladı­ lar. Ahmet çakmağıyla çalışa çalışa bir ateş yaktı. Gülbahar, dört yandan kurumuş bol çalı çırpı topladı. Ateşin kıyısına karşı kar­ şıya
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,2bin okunma
Reklam
Reklam