Rajasinghe gücü gördüğünde tanırdı çünkü işi buydu ve şu anda yüz yüze olduğu şey güçtü. Kendine sıklıkla, ufak tefek adamlara karşı dikkatli ol, derdi çünkü dünyayı harekete geçirip sarsanlar böyle insanlardı.
Hayır, şimdi hissettiğim şey utanç ya da suç değildi, yaşamımda daha ender görülen ve her ikisinden de daha kuvvetli bir şeydi: pişmanlık. Daha karmaşık, daha buruk ve daha ilkel bir duygu. Bu duygunun ana özelliği, hakkında hiçbir şey yapılamamasıdır: bir değişiklik yapılamayacak kadar çok zaman geçmiştir ve çok hasar verilmiştir.
Zaman içinde yaşıyoruz, zaman bizi bağlıyor ve tanımlıyor ve zamanın tarihin de ölçüsü olması gerekir, öyle değil mi? Ama zamanı anlayamazsak, onun yürüyüşü ve ilerleyişindeki gizemleri kavrayamazsak, tarihten yana, hatta ondan payımıza düşen kendi küçük, kişisel, büyük ölçüde belgelenmemiş parçamız açısından, ne kadar şansımız kalır!
Zihininde günün gündemi. Her zaman böyledir, derbeder görünür gerçi ama bir iç düzeni vardır onun. Hani masanın üzeri karmakarışık; kitap rafları, dolaplar, sehpa üzerleri tıklım tıklım kitap, kâğıt, dosya vb. olan çalışma odaları vardır. Ve bu odaların tek başına çalışanları. O kalabalık, o düzensizlik, o ıvır-zıvır arasında aradıklarını şıppadalak bulurlar.
Arkalarında kalan küçük taş ev, gölgelerin arasına karıştı. Yalnızdı fakat terk edilmemişti. Hayatın neşesiyle, hayaller ve kahkahâlârla henüz işi bitmemişti.