Eserimiz aslında iki kişiyi anlatmaktadır biri Fuzuli. Tabiki de kendine neden Fuzuli dendiğini çok önemli konu halinde işlemiştir; Dünyaya gelişi fuzuli olmayan bir kişinin gönlünden dökülen beyitlere, sözlere dem vuran ve her nefeste bize bunu yaşatan İskender Pala’ya ne kadar teşekkür etsek azdır elbet. Lakin böyle eserlerde divanda edebiyatında nirvana'ya ulaşmış Fuzuli’yi görmek ve şu an ki yetişen nesillere aktarmak tabi ki de taktir edilecek bir durumdur. İskender Pala gerçekten divan edebiyatını ve o dönemlere ait büyük şahsiyetleri kaleminde çok güzel anlatmaktadır. Her karakterde bir kez daha bizi yıllar öncesine götüren bir eser her beyitte gözlerden dökülen yaşlar...
Kitabın temel konusunu ele almak gerekirse: bu kitap da “Mana’dan Madde’ye”, “Gönül’den Akıl’a”, “Soyut’tan Somut’a”, “Değer’den Değersiz’e” bir yol vardır ve akar gider. Ruhtan bedene gelen bir sevgi , ilgi ve malamayet...
Hazine değerinde bilgileri 450 sene sonra tekrardan nakış nakış işlemek, tekrardan okuyucularına öğretmek için çabalamak gerçekten büyük özgüvendir bana göre.
Hikmet Benol, sen kimsin, neden bu kadar karışık senin zihnin, bu kadar oyunu, bu kadar sahneyi nasıl tasarladın?
Sevgi'de sevgiyi, Bilge'de anlayışı, Hikmet Tambay'da otoriteyi, onaylanmayı ve her karakterde ayrı bir özelliği anlatır Atay.
İronik bir dille bürokrasiyi, köhneleşmiş yapıyı, bulaşık yıkarken zihnindeki karmaşayı, sayıların bile onu kurtaramayacağını, mahşerin dört atlısının etrafımızda salındığını, Kleopatra'nın aslında Antonius'a değil güce aşık olduğunu anlatır.
Mahalle baskısını, aldatma ve ihaneti, insanların birbirini ahlaksızlığa sürüklemesini bir oyuna konu ederken, en son vurucu darbeyi son akşam yemeğine saklar.
Son akşam yemeğinde İsa'ya yapılacak ihanet konuşulur. Hikmet Benol da bu yemekte kendi yalnızlığının, anlaşılmayışının ve maruz kaldığı toplumsal ihanetin hesabını sorar. Bu yemek dış dünyayla kurduğu son bağdır.
Atay, Tehlikeli Oyunları yazarken en çok Hamlet'ten etkilenmiştir. Bazı sahneler bize Don Kişot'u hatırlatır.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü de yine bu kitap için önemli bir etkileşimdir.
Mutlaka okunmalı...
Mizahi bir dille yazılmış, çok eğlenceli bir kitap. Bir solukta bitiyor. Yazar sizinle konuşuyor, sohbet ediyor gibi, çok samimi. Çok hayatın içinden, insanı yormayan, kolaylıkla içine çekebilen bir hikaye.
SatılamayanlarMehmet Fatih Işıldak · Ark Kitapları · 20241,030 okunma
TEHANU.URSULA K.L.GUIN .23 NISAN 2020 MALATYA
yerdeniz serisinin 4.kitabi TEHANU dil olarak diğer serilerine göre oldukça farklıydı. Konu olarak daha durağan fantastik öğelerin daha az kullanılması ve üstü kapalı diyaloglar sanki bir plani olmadan daldan dala atladığı olaylar ilk üç kitabındaki ritmi yakalayamadığı gibi oldukça bulanık da kalmış.
Yanık yüzlü kız therru Tenarin koruması altında incitilmis, tecavüze uğramış bir ejdera kızıdır. Kadınların sosyal yasamdaki yerini her firsatta sorgulamayi kendine görev bilmiş Ursula k.l. guin bu konudaki hassasiyetini Therru nun içinde gizlediği o yakıcı ejderhanın gücüyle anlatırken " aa evet biz değerleyiz, güçsüz olduğumuz sürece " diyaloğu erkeklerin kadınlara bakış açısını ursulanin gözünden özetler. Ötelenmiş, örselenmiş therru ile onu koruması altına almış Tenar in sevgiyle iyileştirdiği Therru erkek olarak bir tek Ged den korkmaz çünkü ; GED Tenar için de Therru için de , Ursula için de bir erkekte bulunmasını ıstediği sevgi, şefkat kadına üstün değil eşit bir ruhtur.
TehanuUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 20172,699 okunma
2 günde okuyup bitirdim. Herkesin ayrı ayrı hikayesini anlattığı her okuduğum kişiye ayrı ayrı hak verdiğim ama en sonunda çok şaşırdığım bir kitap oldu. Zorunlu bir sevgi türü olan akrabalık ve kardeşlik bağını çok akıcı şekilde anlatmış yazar.
Malma İstasyonu'nda mesele yalnızca travmalar değil; travmaların nesiller boyunca nasıl aktarıldığı. Karakterler büyük olayların kahramanları değil. Arka planda sizi huzursuz eden bir yaranın varlığını sürekli hissetseniz de hikâye oldukça sessiz ilerliyor.
Harriet için çok üzüldüm. O, hayatını mahveden tek bir büyük olayın kurbanı değildi; yavaş yavaş şekillenmişti.
Çocukluğumuzu, ailemizi, bize öğretilen sevgiyi ya da sevgisizliği seçemiyoruz. Bunların üzerimizde büyük bir etkisi var. Bugün psikolojide de kuşaklar arası aktarımın varlığı ciddi biçimde kabul görüyor. Bir ebeveynin korkuları, eksiklikleri ve duygusal yoksunlukları çocuğun dünyasını şekillendirebiliyor.
Ancak aynı zamanda şuna da inanıyorum:
Travma bir açıklama olabilir; her zaman bir mazeret olmak zorunda değildir.
Bir insanın neden belirli bir şekilde davrandığını anlamak, o davranışın sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Belki de yetişkinliğin en ağır taraflarından biri budur. Bir noktadan sonra elimizde bize verilmiş bir hikâye vardır. O hikâyeyi biz yazmadık, ilk bölümlerini seçmedik. Ama sonraki sayfalarla ilgili belirli ölçüde sorumluluk almak zorundayız.
Bir çocuğun sevgi görme biçimi, çatışmayı öğrenme şekli, kendine verdiği değer ve korkuları büyük ölçüde aile içinde şekillenir. Bu nedenle geçmişin bugünü etkilediğini inkâr etmek zor. Ancak öte yandan bazen popüler psikoloji dili öyle bir noktaya geliyor ki, sanki herkes yaptığı her şey için anne babasını işaret edebiliyor.
Bu yüzden kitap boyunca kendime şu soruyu sordum: Ne kadarımız geçmişimizin ürünü, ne kadarımız kendi seçimlerimiziz?
Bir insanın hayatının yalnızca görünen kısmını biliyoruz. Bir cümlesini duyuyoruz ama o cümleyi doğuran yılları bilmiyoruz. Bir kararını görüyoruz ama o karara eşlik eden korkuları, utançları ve özlemleri