Karabaş, arada sırada, hattâ sık sık, bu güvene lâyık olduğunu göstermek hırsına kapılır, savaş özlemiyle tutuşurdu. Öteki üç köpek kendisinden çok yaşlı idiler. Onlar kim bilir neler görmüş, kendilerini nasıl göstermişlerdi? Karabaş bunun böyle olduğunu anlıyor, daha doğrusu onların ağırbaşlılıklarına, ürkütücü durgunluklarına baktıkça buna inanıyordu. Hem Ramazan onları kendisinden daha çok seviyordu galiba. Bunu düşünmek bayā dertlendirdi Karabaş'ı. Ama gene de ağırbaşlı olamazdı, oyun oynamak isterdi onlara dertlendiği zamanlar: Koku almış gibi karnından karnından hırlar, kulaklarını diker, kara elmasa benzeyen pırıl pırıl burun deliklerini oynatırdı. Aldatamazdı ama, bilirdi domuzlar numara yaptığını. Üstelik Ramazan'ı da kızdırmış olurdu boşu boşuna. Karabaş da o zaman; ah, neredesiniz korkak kurtlar? diye ararcasına burnunu otların arasına sürerdi.
Ama kurtlar yoktu, göç edip gitmişler miydi ne? Ve günler Davras'da durgun bir deniz gibiydi. Koç katımı geçmiş, koyunlar kuzulamış, memelere bez torbalar takılmış, sürüyü bir şenlik havasıdır sarmıştı. Derken güneş ısıtmaya başladı, dereye inildi, kırpılan koyunlarla kuzular cıva pırıltılı gümüş sulara atıldı, onlar yüze yüze karşıya geçmeye çalışırken, yalnız Karabaş değil, öbür asık suratlılar bile onların peşine takıldılar, velhasıl bir cümbüştür gitti ve Karabaş ilk olarak yakında anne olacağını düşünerek daha bir neşelendi, kurdu kuşu unuttu.
__Artık Karabaş bütün bütün uçarılaşmıştı. Hoplaya hoplaya başını alıp gitmekten, analarının memelerini daha bir acıklı, daha bir yalvarışlı olarak daha, daha, daha biraz uzaklardan işitmekten hoşlanan kuzulara da, ikide bir efeleşip kapışan koçlara da artık iyice yumuşak davranıyor, hatta Oyunlara kapılıveriyordu. Bu yüzden az küfür yemedi Ramazan'dan. Ama