Beş Sevgi Dili İnceleme
Puan vermedi·226 syf.··
2026 12. kitabı
Gary Chapman'ın bu kitabı kelime hafızama bazı kavramlar hediye etti. "sevgi deposu" "sevgi dilinin farklılığı" "baskın sevgi dili" gibi. Okumadan önce velilerime tavsiye ettiğim bir kitaptı. Akıcı dili ve anlaşılır ifadeleriyle kitabı velilerime tavsiye etmeye devam edeceğim. Kötü giden evliliklerin, birbirlerinin dilini konuşamayan çiftlerin dönüp bir de bu kitaba bakmaları iyileştirici olabilir. Kitap bizlere insanların sevgiyi hissetmesinin beş tane yolu olduğundan söz eder. "onaylayıcı kelimeler" "kaliteli zaman" "hediye alma" "hizmet eylemleri" "fiziksel temas" şeklinde beş tane sevginin yolu ve dili olduğunu söyler. Hepimizde vardır bu sevgi dilleri ama özellikle biri veya ikisi bizim için daha baskındır. Eşimiz - sevgilimiz bizim baskın sevgi dilimizle bize yaklaştığında sevgi depomuz dolu olacaktır. Sevgi deposu dolu olan bir kişi daha olumlu yaklaşacaktır hayata karşı. Kitabın sonunda çocukların da sevgi dillerinin olduğunu ve bunu da çeşitli noktalara bakarak anlayabileceğimize değinir kısaca kitap. Baskın sevgi dili anlaşılmaz, sevgiyi bu kanal üzerinden iletemezsek çocuklarımıza vahim sonuçlarla karşılaşacağımızı belirtir. Kitabın sonunda baskın sevgi dilinin anlaşılması için 30 maddelik bir profil hazırlamıştır yazar. Bu gerçekten güzel bir son diye düşündüm ve hemen testi kendim ve eşim için yaptım. Okurken de farkettiğim bir sonuçla karşılaştım. Eşimin baskın sevgi dili onaylayıcı kelimelerken benimki kaliteli zamandı. Kitaba biraz da eleştiri getirmek istiyorum. Sevgi dillerinin böyle keyfi bir şekilde beş kategoriye ayrılması gerçekliğin sadece ufak bir yönüne işaret etmiş gibi geldi. Suni ve fazlasıyla beşeri bir ayrım olmuş beş tane yol. Bu nedenle psikolojinin, iç dünyamızın gerçekliğinin hepsini kapsamadığını düşünüyorum. Kapsayıcı bir kitap
Psikoloji
Beş Sevgi DiliGary Chapman · Koridor Yayıncılık · 201212,5bin okunma
Üşengeçlik mi, Bilinçli bir eylemsizlik mi?
8/10
·622 syf.··
2026 283. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 08:34
ah Oblomov... kısa vadeli hazlar uğruna uzun ömrünü ziyan eden hüzünlü çiçeğim... Öncelikle kitaba başlamadan önceki düşüncelerimden bahsedeyim; Çok derin anlamları olan, dili ağır, işleyişi ağır, hayatı mahvolmuş ve bu yüzden her şeyden vazgeçip ''Oblomov'laşmış'' bir adamın hayatını okuyacağımı düşünüyordum. Oysa kitap daha çok diyaloglardan oluşan bir olay örgüsü. Bu yüzden okumaya tereddüt eden varsa gözü korkmasın isterim. Kitabımız ana karakterimiz Oblomov'un günlük hayatından başlıyor, uzunca bir süre yaşam tarzını, uşağı Zahar ile diyaloglarını, kabaca uyuşuk karakterini okuyor onu tanıyoruz. Sonra Oblomov'un rüyası bölümü geliyor; orada çocukluğunu, ailesini, hangi şartlarda büyüyüp neden böyle birisi olduğunu öğreniyoruz. sonraki bölümde Oblomov'un en yakın dostu Ştolts'u, onun hayatını ve karakterini, sonrasında ise kitabın büyük bölümünde yer alacak olan Olga'yı tanıyoruz. Son olarak Oblomov'un nihai yolculuğuna eşlik edecek Agafya.. okuyacaklar için çok spoiler vermemek adına hikayeyi özetlemek istemiyorum zira ben de detaylı özet gördüğüm zaman hevesim kaçıyor. artıları ve eksilerinden spoilerlı bahsedeceğim o yüzden istemeyen okumasın:) Spoiler'lı Artıları -kalın bir kitap olsa da okuması kolay çünkü çoğunlukla diyalog ve olay örgüsü -Oblomov, Zahar, Ştoltz, Olga, Agafya, Anisya, Taranteyev ve Matveyeviç; karakter sayısı az ve hepsi çok güzel tanıtılmış, günlük hayatta tanışabileceğimiz karakterler gibi bir profil çiziyor. -açıktan bir ders vermese de hepimize durup düşündürten, kendi kendimize ''ben ne kadar Oblomov'um'' testi yaptıran, ''doğru yaşıyor muyum'' diye sorgulatan bir kitap; ki ben bir kitapta en çok bunu seviyorum.. bitirdiğimde kafamda oluşan yoğunluk, düşünce yığını hoşuma gidiyor, zihnimin genişlediğini hissettiriyor. bu yönden çok
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202150bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·320 syf.··
2026 33. kitabı
SEYMA GENÇTURK-YEDİYÜZYETMİŞBİRİNCİ PERDE Romanın en güçlü yanlarından biri, olay örgüsünü sadece dışarıdan gelișen tesadüflerle değil, karakterlerin geçmişlerinden doğan sonuçlarla örmesi. Yiğit’in babasıyla ilgili karanlık gerçekler, annesinin taşıdığı acı, Mira ile Yiğit'in ilişkisine sızan tehditler, Asya'nın yalnızca bir yan karakter değil, bütün düğümü açan isimlerden biri hâline gelmesi; hikâyeyi sıradan bir gençlik romanı olmaktan çıkarıyor.Ortaya çıkan soy bağı, gizlenmiş geçmiş, kandırılma, intikam ve planlı yüzleşme çizgisi, romanın asıl amacının yalnızca bir duygusal ilişki anlatmak olmadığını gösteriyor. Hikâye boyunca yalnızca bir aşk ilişkisinin iniş çıkışlarını değil, aile bağlarının çürümesini, dostlukların sınanmasını, gerçeğin parça parça ortaya çıkmasını ve karakterlerin kendi kimlikleriyle sarsıcı biçimde yüzleşmesini görüyoruz. Özellikle CD, DNA testi geçmişte yaşanmış ölümler, saklanan akrabalık ilişkileri ve Asya Demiralp kimliği üzerinden gelen kırılmalar romanın gizem tarafını güçlendiriyor. Burada dikkat çeken şey, olayların tek tek şok etkisi yaratmasından cok, her yeni bilginin karakterlerin ruh hâlini biraz daha dağıtması. Yani romanın gerilimi yalnızca "olay" gerilim değil, aynı zamanda duygusal çöküş gerilimi Kitapta bir "perde' metaforu var ve bu metafor boşuna seçilmemiş. Karakterlerin hayatı sanki gerçekten bir sahne gibi kurulmus; herkes bir rol üstlenmis, bir seyleri saklamış, bir șeyleri bastırmış ve doğru an gelene kadar bu düzen korunmuş. Ama roman ilerledikçe bu perde açılıyor ve seyirlik gibi görünen her şeyin altında ağır bir gerçek yatıyor. Tam da bu yüzden kitabın adı, metnin ruhuyla uyumlu. "Yediyüzyetmişbirinci perde" ifadesi yalnızca romantik bir isim değil; aksine, gerçeğin çok uzun süre örtülmüs olduğunu ve açılan her
Yediyüzyetmişbirinci PerdeŞeyma Gençtürk · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20254 okunma
Albert Camus “Alay” Üzerine (Spoiler)
8/10
·72 syf.··
2026 1. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 00:00
Uzun süredir okumayı arzuladığım ancak başlama noktasında bahanelerime sığınarak ertelediğim bir yazar Albert Camus. Nihayetinde Albert Camus ile tanışmam kendi varoluşsal sorgulamalarım üzerine oldu. Özellikle Absürdizm’i kendime yakın bulmamla birlikte, birincil kaynaklar aracılığıyla olmasa bile ikincil kaynaklarda çok fazla karşılaştığım bir filozof/yazardı. Sonuç olarak okumaya başladım. Okuduğum eser ilk eserlerinden olarak sayabileceğimiz “Tersi ve Yüzü”, bugün de biraz bunun üzerine yazmak istedim. Başlangıçta kitabın anlatı sunan taraf olduğunu, benim de okuyucu olarak bu anlatıya katılıp katılmayacağıma karar vereceğim taraf olduğumu düşündüm. Ancak kitabı ilk okurken, kitabı anlamaya yönelik bir zihin durgunluğuna yakalansam bile, sonrasında altını çizerek okumaya başladım. Nihayetinde daha çok psikolojide özellikle öğrenim süreçlerinde sıkça karşılaştığımız “scaffolding” (belki yapı iskeleti oluşturma olarak çevrilebilir) ile karşılaştım. Konudan çok uzaklaşmadan daha önce duymadıysanız şu şekilde açıklayabilirim: Özellikle ilk öğrenimlerde çocuğun tek başına yapamayacağı, ama biraz destekle yapabileceği görevlerde çevresinin uygun miktarda destek vermesi ve çocuk güçlendikçe de bu desteğin yavaş yavaş çekilmesi. Örneğin: Ceket fermuarının altını geçirirsin → çocuk yukarı çeker. Ayakkabı bağcığını hazır hale getirirsin → çocuk kendi bağlar. Tam olarak fark ettiğimi düşündüğüm şey de bu aslında. Altını çizdikçe bir kitap bana yönelik bir anlatı sunmaktan ziyade cümleleri başlatıyor ve benim tamamlamamı istiyor gibiydi. Anlatıyı yazarken birçok okurla aynı noktada buluşuyor olsak bile nihayetinde ortaya koyduğum anlatı benim elimden yoğrulmuş bir hamur ve pastaneden aldığım kurabiyelere hiç de benzemiyor. Neyse okumaya başladığım bugün itibariyle kitabı
Felsefe
Tersi ve YüzüAlbert Camus · Can Yayınları · 20197,1bin okunma
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Bırak Olduğu Gibi Gelsin Hayat Yazar: Müthiş Psikoloji Sayfa Sayısı: 192 Kitap Türü: Psikoloji, Kişisel Gelişim Geçtiğimiz hafta bu kitabı okudum ve bu kitabın mutlaka yorumunu yapmalıyım, diye düşündüm. Kitapta yazanlar neredeyse herkesin bildiği şeyler. Ama arada hatırlamak hatırlatmak iyi gelir insana. Gelelim kitaba: Herkes etrafıyla farklı ilişkiler içinde, dost, arkadaş, sevgili ve benzeri Peki bunların hangileri gerçek? Hangileri çıkar uğruna? Kimler sizi manipule ediyor? Sevgi nedir? Othelo Sendromu nedir? Sevgi korkmak mıdır? Herşeyi olduğu gibi mi anlıyoruz yoksa kelimeleri cımbızla çekip zihnimiz onları süsleyip püsleyip kavga etmeye hazır bekliyormuyuz? Sevmek bir bağımlılık mı? Kişilere bağımlımıyız? Sevmek mi, sevilmek mi? Genellemeler ne katar bize? Sevmek nedir? Bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını kitapta bulacaksınız Lafın kısası kitapta örnek bir hikaye 4 tane kişilik testi var. Ayrıca yazar isanların önce kendi kendilerine yetmeyı öğrenmeleri gerektiğini vurgulamış. Hani birçoğumuzun bir türlü yapamadığı şey. Çünkü kimine göre insanın kendine değer vermesi egoistliktir. Öysa egoist olmak farklı kendi değerinin farkında olmak çok farklı Herkes tarafından okunması gereken bir kitap deyip, kitaptan alıntılara geçelim: - Dünyayı Sevgi kurtaracak, sevdikçe mutlu oluruz. Sevgi yaşamın kaynağıdır, koşulsuz sevgi gerçek sevgidir, beklentisiz sevgi huzurun ve uyumun vazgeçilmezidir. - Sevginin olduğu yerde mutsuzluk yoktur, depresyon yoktur - Güzel olan sevmektir - Sevgiyi öğrenmeyı başardığında hayatının her alanında huzuru, mutluluğu, dengeyı, uyumu ve anlamı deneyimler - Sevmek bile denge işidir, çok sevmek ise gengesizlik - Düşüncesini yöneten insan kendi hayatını da yöneten insandır - Derin bir aşkla
Bırak Olduğu Gibi Gelsin HayatMüthiş Psikoloji · Destek Yayınları · 20223,288 okunma
6/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 08:28
Bu romanı bitirdiğimde içimde tuhaf bir sessizlik kaldı. Gürültülü bir hikâye değil bu; bağırmıyor, ajitasyon yapmıyor. Ama insanın içine ağır ağır yerleşiyor. Orta Çağ Fransası’nda, bedensel farklılığı nedeniyle “kusurlu” sayılan bir çocuğun doğumuyla başlıyor her şey. O çocuk bir aileyi, bir haneyi, hatta bir taş yapıyı bile değiştiriyor. Ve yazar öyle cesur bir tercih yapıyor ki; anlatıcı olarak insanları değil, taşları seçiyor. Duvarlar, zemin, kayalar… Hepsi konuşuyor. Bu tercih hem romanın en güçlü yanı hem de yer yer en zorlayıcı tarafı. Çünkü taşların dili şiirsel ama mesafeli. Okur olarak duygusal bir bağ kurmak bazen kolay olmadı. Sanki hikâyeye dışarıdan bakıyormuşum gibi hissettim. Bu bilinçli bir tercih elbette; ama zaman zaman insan daha doğrudan bir kalp atışı duymak istiyor. Buna rağmen romanın vurucu tarafı, dışlanmışlık temasını romantize etmemesi. Bu çocuk “özel” ya da “kutsal” bir figür olarak yüceltilmiyor. Aksine, onun varlığı aile içinde korku, utanç ve suçluluk duygularını tetikliyor. Kardeşlerin iç dünyası özellikle çarpıcı. Sevgi ile nefret, merhamet ile kıskançlık arasındaki o ince çizgi çok gerçekçi çizilmiş. Kitap boyunca en çok şu soru zihnime takıldı: Bir aile, gerçekten koşulsuz sevebilir mi? Yoksa sevgi bile belli şartlara mı bağlıdır? Yazarın dili sade ama katmanlı. Cümleler süslü değil; ama alt metin güçlü. Doğa betimlemeleri neredeyse metafizik bir hava taşıyor. Taşların hafızası, insan hafızasından daha dürüst gibi. İnsan unutur, bastırır, inkâr eder. Taşlar ise sadece tanıklık eder. Olumsuz diyebileceğim yönü, bazı bölümlerde tekrar hissi yaratması. Taş anlatımı sembolik olarak güçlü olsa da, zaman zaman aynı duygunun etrafında dönüyormuş gibi bir his oluşabiliyor. Ancak bu tekrar bile belki bilinçli bir döngü: kaderin
Edebiyat
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,634 okunma