Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar.
Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı.
Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi.
Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Hepiniz sevginin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu biliyorsunuz; kendinize ve başkalarına sevgi dolu olmaları yönünde sürekli telkinlerde bulunuyorsunuz. Ne yazık ki sevgi, 'sevgi dolu olmalıyız' diyerek ortaya çıkarılabilen bir duygu değildir. Sevgi, kendini anlamaktan doğar. Kendi doğasına dair derin bir anlayışa kavuşan kişi, affedebilme özgürlüğünü kazanır. Kendini anlayan kişi, kendini geçmişe dönük olarak ve geleceği kapsayarak affeder. Kendini tüm kalbiyle affedebilen kişi, başkalarını, hayatı ve ölümü de affeder. Tüm insanların acılarıyla, korkularıyla, yaralarıyla, hatalarıyla, arzularıyla ve sevilme, beğenilme ihtiyaçları ile kendisine benzediğini gören kişi hoşgörüyle, sevgiyle ve şefkatle dolar. Meditasyon minderi, sizi bu anlayışa götürecek olan yerdir. Orada kişinin zihniyle ilişkisi sonsuza dek değişir. Meditasyon sizi efendi, zihni köle yapar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bâbür, kadınları ve çocuklarıyla birlikte vakit geçirdiği günlerde, çocuklar ona hem hayranlık hem de sevgiyle bakardı. Gülbeden ona babam diye hitap ederdi. Babasıyla nadiren görüşse de onunla ilgili duyduğu hikâyeler küçük prenses için büyüleyiciydi. Kâbilde büyürken sohbetlerde genellikle Båbür'ün başka topraklardaki zaferleri ve karşılaştığı zorluklar konuşulurdu. Babasının hem savaşçı hem de şair ruhlu olduğunu öğrenmişti. Usta bir okçu ve mükemmel bir kılıç ustası olan Bâbür, daima uzun ve zorlu seferlere dayanacak şekilde yapılmış çift tabanlı çizme giyerdi ve tahtsız bir cengâver olarak dolaştığı günlerde bile kafasında hep fetih ve zafer hayalleri dolaşırdı. Gülbeden, daha sonra babasının maceralarını ve karşılaştığı zorlukları yazarken duygularını sevgi dolu sözlerle şöyle ifade edecekti: "Kalemler dile gelse de kahramanlıklarını anlatmaya yetmez ne yazık ki."
Ruhlarımız öylesine kaynaştı, pek derin bir sevgiyle öylesine birbirine tutuldu ve gönülden keşfetti ki, ona ait olanı kendimin gibi tanımıyordum sadece, kendimi ilgilendiren ne varsa kuşkusuz seve seve kendimden daha fazla güveniyorum ona
Çoğu zaman iyiyim sen söylentilerin alevlendiğiği savaşın çabucak biteceğini dair umutlar suya düşüyordu.
Zaman zaman yıldızların solup sabahın pembeleşene ışıklarının koyu bulutların arkasından yayılmaya başladığı gökyüzüne bakıyordum ..
İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu dünyada hiçbir şey kalmayan bir insanın kısa bir anı içinde olsa sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım ..
Melekler sonsuz bir ilahi mutluluğa ilişkin düşüncelerde kayboldu ..
Beni kalbine mühürle sevgi ölüm kadar güçlüdür ..
Hayallere dal alabildiği zaman tutuklunun hayal gücü geçmişin çoğunlukla önemli olan değil önemsiz olaylarıyla ve küçük ayrıntılarıyla oyalanıyordu ..