Üç Yıl — Anton Çehov
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:55
Üç Yıl — Anton Çehov Üç Yıl, ilk kez 1895 yılında yayımlanmış bir novelladır. Konusu: Bir tüccarın oğlu olan Laptev, yerel bir doktorun kızına aşık olur. Yulia, Laptev’i sevmek bir yana başta adeta ondan iğrenir. Ama gariptir ki yine de evlenirler. Kitabın genel hikayesi evliliğe bakış, kadın - erkek ilişkileri üzerine ilerliyor. Sevgisiz evlilikler, aşkın ömrü, zamanla değişen duygular, hayat, ölüm, ihanet, mutsuzluk gibi temaları var. Laptev karakterini başta sevmesem de sonradan kendini sevdirdi. Çünkü hikaye ilerledikçe Laptev’in daha bir olgun, idraki daha yüksek birine dönüştüğünü gördüm. Çehov’un bu novellası bana çok ince bir ruhla işlenmiş gibi geldi. İnsan duygularını, fikirlerini abartısız, ham şekilde ve büyütmeden gösteriyor. Düşündürüyor, bazen öfkelendirip bazen güldürüyor. Ayrıca eser Çehov’un en iyi novellarından biri olarak adlandırılıyor. Okurken tek şikayetim isimler nedeniyle kişileri bir ara karıştırmış olmamdır ama o da benim kendi kabahatim. :slight_smile: Kitabı okumak dönemin Rusyasına kısa bir yolculuk yapmak gibi hissettirdi. Klasikleri seviyorsanız, özellikle de Rus Klasiklerini seviyorsanız, okumanızı tavsiye ederim.
Üç YılAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20186bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 88. kitabı
@athicabooks #morisakikitabevigünleri #satoshiyagisawa tarafından kaleme alınıyor. Yazarın ilk romanı ve 2010 yılında beyazperdeye uyarlanmış. Açıkçası 127 sayfa ne ara başladım bitti anlamadım su gibi akıcı, iyi hisset serisinde birçok eseri okudum bu eser de beni mutlu etti. Yirmi beş yaşında iş yerindeki sevgilisinin evleneceği haberi ile yıkılan kızımız işinden ayrılıp kırklı yaşlarda dul dayısının on yıldır işlettiği sahafın üst katında ikamet etmeye başlar burası dayısına dedesinden kalmıştır yıllardır aile işletmesi aynı zamanda da dükkanda çalışıp çevre edinir, kitaplarla şifa bulur. Dayısının beş senedir ortada olmayan, terk edip giden yengesi dönüp geldiğinde öğrendiği sırlar, dayısının hayata bakışı, kızımızın duygu durumunun iyiye gitmesi okuyucuları farklı hislerin yamacına götürüyor. Verilmek istenen mesaj : " En değerli hazine hayatta ne olursa olsun devam edebilme potansiyeline sahip olmak. " Reklam değil. "İnsanları sevmekten korkma. Sevebildiğin kadar çok insan sevmeni istiyorum. Bunun sonucunda üzüntülü şeyler yaşasan bile kimseyi sevmeden yaşama sakın. Bu yaşananlardan sonra insanları sevmeyi bırakmandan çok endişe ediyorum. Sevmek harikadır. Bunu unutmamanı istiyorum. Birini sevmiş olmanın anısı, kalpten asla uçup gitmez. O, insanın kalbini her daim ısıtır. Benim gibi yaşlandığında anlarsın."
Morisaki Kitabevi GünleriSatoshi Yagisawa · Athica Yayınları · 2026134 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi··
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 10:11
5 hikayenin içinde biri beynimden vurdu maalesef. Halbuki niye vuruluyorsun Zweig denildi mi intihar demek zaten. Göbek adı gibi bir şey. İntihar üzerine kafa yorduğum bir şey değil. Eskiden o kadar cesaretli biri değilim derdim şimdi o kadar "..." değilim. Doldurulabilir. Bilemiyorum. Benim hayata bakışım, herhalde Allah'a şükür kaldıramayacağımı yüklemediği içindir, gelen geldiği an, ee şimdi n'apıyoruz? Buradan nereye kırıyoruz? Şimdi hangi kameradayız? Gerçekten böyle. Yoksa kalpten gitmiştim çoktan. Bu hayatta fiziksel imtihanlardan sonra duygusal imtihanlar gelir. Ve bu konuda YL DR değil Prof'um ben. Çünkü . Çünkü uzun hikaye. Bu novella, zengin diyeceğim, bir otelde garson olarak çalışan François adındaki bir gencin yaşantısından onun iç buhranını veriyor. François, otele konaklamaya gelen ve kendisinden sosyal statü olarak çok yüksekte olan aristokrat bir kadına yani bir kontese aşık oluyor ve şahsi kanaatim saçmalıyor. Neden. Aşık olmak kavuşmak demek değil ki. Neden ya. Her sevdiğimizi almak zorunda değiliz. Hem de alamayız ki. Ha uğruna ölecek kadar aşıksan alabilirsin de. O ayrı bir mesele ama almak zorunda değiliz. Kontes bana bakmaz vah beni beni doğru bir yaklşaım değil. HERKES HERKESE BAKAR. Hayatta her şeyin bir yolu vardır. Ben asla gerçekten birbirini seven iki insanın kavuşamayacağına inanmıyorum. Kavuşma yoksa bir taraf eksiktir. BİTTİ. Buradaki durum o bile değil. Kontesi sevmek demek uğruna ölmek demek olabilir mi? Sev ya doya doya sev. Kaburgaların çatlasın öyle sev. Ama ölünce sevemezsin. En sevdiğin şeyi sevmekten neden vazgeçersin? Madem bu kadar güçlü bir duygu sevgi, neden ölmek kadar "an" bir his için vazgeçeyim ????? Şimdi bunu Zweig yazmış ben de allıyorum pulluyorum gibi olmayacaksa; var maalesef böyle şeyler. Bir insanın varlığını
Alıntı
AylakStefan Zweig · İndigo Yayınları · 20191,491 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 47. kitabı
Hepimiz geleceğe dönük hayallerimizi sevdiklerimizle birlikte huzurla yaşlanmak diye planlarız. Benim için de mutluluk tam olarak böyle. Sevdiklerimle yan yana, sakin ve güvenli olarak. Ama bazen hayat, en büyük korkularımızla bizi karşı karşıa bırakıyor. "Yalnızlığı Sen Seçmedin" kitabını okurken, Buket’in hikayesindeki olay bana kendi kaybetme korkumu hatırlattı. Sevdiğin adamı, kocam dediğin biricik eşini bir anda ölümle kaybetmek... Düşüncesi bile kabus Fakat kitap beni sadece bu acıyla kavurmadı, asıl vuran şey, o büyük kaybın ardından gelen, arkadaki yaşama tutunma çabasıydı. Hayatın tüm acımasızlığına rağmen yaşamaya geri dönmek offf. Bu düşünce beni çok derinden etkiledi. Ruhuma dokunan, beni hem ağlatan hem de sürekli kalp çarpıntısı yaşatan çok özel bir yolculuk oldu. “Sevmek, belki de bir gün kaybedeceğini bilsen bile o şairane yaşamın peşinden koşma cesaretidir...”
Yalnızlığı Sen SeçmedinBirim Özer Sili · Özyürek Yayınları · 202615 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 181. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 02:51
"SÖNMÜŞ YILDIZLAR" “Mademki arkadaşlarımın söylediği gibi bir insan, hiç olmazsa hayatında bir kere sevmeye mecbur oluyor, mademki bir kere olsun sevmemiş insanın hayatta bir eksiği kalıyor. Sizi haberiniz olmadan bütün gönlümle sevecektim.” Reşat Nuri Güntekin, bu eserinde bizi bir mektup kutusunun başına oturtuyor. Her hikâyeyi açtığımızda, yıllar önce yazılmış ama hâlâ tazeliğini koruyan bir mektup buluyoruz. Kimi satırlar sevda dolu, kimi gözyaşıyla ıslanmış, kimi ise "keşke"lerle dolu. Mektup nedir ki? Bir insanın içini en doğal haliyle dökmesidir. Ne bir maske vardır ne bir rol. Mektup yazan kişi, karşısındakine belki yüz yüze söyleyemediklerini, kalemle fısıldar. Yazar, karakterlerinin ağzından bize fısıldıyor: "Bak, hayat böyle, aşk böyle, kayıplar böyle..." Kitabın sayfaları arasında dolaşırken, kendimizi tanıdık sokaklarda yürürken buluyoruz. Belki bizin başımıza gelmemiştir o hikâyeler ama içimizde bir yerlere dokunuyor. İnsan ruhunun en derin kuyularına ışık tutuyor. Ayrılıklar, kavuşamayan aşıklar, vaktinden önce sönmüş hayaller... Hepsi var bu kitapta. Ama öyle sade, öyle yalın bir dille anlatılmış ki, sanki kitap bizi değil, biz kitabı yaşıyoruz. Okurken hüzünleniyorsunuz ama o hüzün bize iyi geliyor. Çünkü biliyoruz ki yalnız değiliz. Kaç yıl önce yazılmış olursa olsun, insan olmanın ortak yanları var: sevmek, kaybetmek, özlemek, pişman olmak... 21 öykü yer alıyor eserde ve her biri bambaşka bir duygunun kapısını aralıyor. Mektuplarla ilerleyen bölümlerde sanki gizlice bir başkasının iç dünyasına şahit oluyormuşum gibi hissettim. Satır aralarında nefes alan cümleler, yarım kalmış itiraflar, cesaret edilememiş sözler... Bir yanda hayal kırıklıklarıyla yüzleşen, diğer yanda umutları tükenmiş ama hâlâ içten içe bir şeyleri bekleyen karakterler,
Edebiyat
Sönmüş YıldızlarReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 2025758 okunma
Bir Turan Peygamberi
7/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
Bir Turan Peygamberi…. Tarihimizin en kritik dönüm noktalarından, benim de araştırmayı, okumayı çok sevdiğim 1865 - 1919 yıllarına ait bu edebi eserleri okurken; siyasetin nasıl adım adım değiştiğine de şahitlik ediyoruz. Çok tatmin edici bir deneyim benim için. “AY DEMİR” de 1918 yılında, Müfide Ferit Hanım tarafından yazılmış, o yıllarda yeni yeni parlayan Türk Milliyetçiliğini, Turancılığı bize gösterecek bakalım. Kitabımızda “DEMİR” adında İstanbullu bir doktorun, aşkını ve vatanını ardında bırakıp Orta Asya’ya, Rusların esaretindeki Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara unutmaya yüz tuttukları Türklüğü, Turan’ı anlatmaya gidişi konu ediliyor. Kitapta İstanbul’daki siyaset ortamıyla, Orta Asya’daki halkların durumlarıyla, Ruslarla, Müslüman Din adamlarıyla ilgili önemli tespitler var. Bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ama öncesinde Türk Milliyetçiliği nasıl ortaya çıktı, Müfide Ferit ve kocası Ahmet Ferit kimdir bunları anlatmam gerek yoksa “AY DEMİR” gibi bir karakterin ortaya çıkışı yeterince anlaşılamaz. Şimdii, işte Reformlardı, Aydınlanmaydı, özellikle Fransız İhtilaliydi derken Avrupa’da milliyetçilik zaten vardı. Ancak bizimki gibi bir imparatorluğun içinde, milliyetçilik fikri tehlikeli olacağından uzun yıllar konuşulmadı. Osmanlı’da halk, milliyetlerinden ziyade dinlerine göre sınıflandırılıyordu. Müslimler, Gayri-müslimler şeklinde. Bugün andığımız Namık Kemallerin yer aldığı 1865’te kurulan Genç Osmanlılar bile vatan ve özgürlük vurgusu yaparken, yine Osmanlı olarak, şeriat kurallarıyla hareket edilmesini savunuyorlardı. Ayrı bir Türk milliyetçiliği, Turancılık kavramı yoktu. Taa ki Türk toprakları kaybedilmeye başlayana kadar. Kaybedilen topraklarda yaşayan Türk halkları, kalan topraklara doğru, anadoluya doğru geldikçe, gördükleri zulümün de
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022699 okunma