İnsan en iyi kırıldığında yazar. Tüm benliğiyle duygularını masaya serer; hepsiyle yüzleşir, düşünür, başı döner, gözleri buğulanır ve bir hışımla eline geçen ilk kalemi kâğıtla buluşturur. Bahsettiğim insan türü, ruhsuz olmayan, hâlâ kalbiyle barışık insanlardır. Ben bu insanlardan değilim; yazamam pek. Üzülsem de sevinsem de ağlasam da… Sanki koparıp almışlar benden o hisleri, duyguları, tüm o ilhamları. Belki de ben kendi ellerimle, altın tepside sundum o hisleri. Bir anlık yükselişle, “Alın, istemiyorum; ben o ilkel, zayıf kalplilerden değilim,” dedim. Belki de çıkıştım, neyim varsa verdim. Belki de kurtulmak istedim; dayanamadım taşımaya, gücüm yetmedi. Ama neticeye bakmak lazım. Bugün gözümden tek damla yaş gelmiyor, artık kalbimin olduğu yerde hiçbir şey hissetmiyorum. İyi ki de hissetmiyorum. Ben o ilkel, zayıf kalplilerden değilim. Yazamam pek.