"Bu devlet" dedi, devlet derken içinden derin bir saygı geçti, "Türk'ü, Kürt'ü, Ermeni'si, Rum'u, Arnavul'u, Arap'ı, Yahudi'si daha bilmem kimiyle, yetmiş iki milletiyle asırlarca gül gibi geçinip gitti.
Erkekler, (yeteneği oldukça ailede genel sorumlu olarak) kadınlar üzerine 'yönetici ve koruyucu'durlar. Bu da Allah'ın kimini kimine (cihad, imâmet ve aile reisliği gibi şeylerde) üstün kılması ve bir de erkeklerin (onlara) mallarından sarf etme (görevinin bulunma)sı sebebi iledir. İyi kadınlar hem (gönülden) itaatli, saygılıdırlar,
* Buhârî ve Müslim'de geçtiği üzere bütün itaatlerde Allah'ın emrine uygun olma şartı aranır.
hem de Allah'ın, korunmasını emrettiği şeyleri gizlide de (kocalarının bulunmadığı zaman bile ırzlarını ve kocalarının mallarını) koruyanlardır. Geçimsiz, kafa tutan, aldatmalarından endişelendiğiniz kadınlara gelince; onlara (önce) nasihat edin (günahı da hatırlatın), sonra (yola gelmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın, daha sonra (yine edepsizliğine ve gayr-ı ahlâkî davranışına devam ederse), disiplini için hafifçe /sembolik olarak vurun. Eğer size itaat eder (eş olarak saygı gösterir)lerse, artık aleyhlerine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür (haksızlıktan hoşlanmaz).
İslâm'da olduğu gibi dünya genelinde aile reisliği, maddî ve mânevî nitelikleri ve ekonomik avantajları dolayısıyla, istisnalar dışında erkeğe verilmiştir. Ailede görevleri bakımından erkek ve kadınların ayrı ayrı sorumlulukları, birbirine karşı hak ve vazifeleri vardır. Birinin diğerine karşı saygısızlık ve serkeşlik etme, ezme ve eziyet etme hakkı yoktur. Aile sevgi, saygı ve müslümanca yaşamakla huzur bulur ve devam eder. Kadının, iffetsizlikte devam etmesi yani mahremi olmayan/kendisine nikah düşen kimselerle oturup kalkması ve gezmesi, kocasının izin vermediği yerlere gitmesi ve kocasına karşı cüretkâr hareketlerde bulunması halinde, onu hemen evden çıkartma veya boşama yoluna gitme yerine, meşru ölçüler dâhilinde, mecbûren uslandırma,
Oku...
Ve gözlerin satırlarda isteneni bulunca
gözlerin yorulunca
bırak yorgun başını
siyah sarı bir Japon krizantemi gibi
Kitapların üstüne...
UYU
Sİ-YA-U
UYU ...
Öncelikle insanların neden bu kadar büyük ve karmaşık bir beyni var? Öte yandan beynin çalışması çok maliyetli; ortalama bir bedenin %2'si ağırlığında olmasına rağmen metabolik enerjinin %20'sini tüketmektedir. Bir satranç ustasının yalnızca düşünerek ve masadaki küçük tahta parçalarını hareket ettirerek 6000-7000 kalori yakabileceği tahmin edilmektedir. Biyolojik olarak böylesine maliyetli bir organı ne haklı çıkarabilir? En açık yanıtlardan biri şudur: Düşünmek için büyük bir beyne ihtiyacımız var. Satranç oynayabilmemizin nedeni budur. Her şey bir yana büyük bir beyin daha fazla zekâ anlamına gelir. Bu bir ölçüde doğru ama evrim psikoloğu Robin Dunbar daha az belirgin, sosyallikle ilgili bir yanıtı zorlamaktadır. Dunbar beynin yalnızca satranç gibi problemler için yararlı olmadığının, daha ziyade bireylerin, diğer üyeleriyle etkileşim ihtiyacı duyduğu büyük topluluklarda çıkan problemlerin üstesinden gelmek üzere uzmanlaşmış gibi göründüğünün altını çizer.
"Her kim bir ev içerisinde Bakara Sûresi’nden on âyet okursa, o gece sabaha çıkıncaya kadar o eve şeytan gir(e)mez. (Bu âyetler de:) (Bakara Sûresi’nin) başından dört âyet, Âyete’l-Kürsî ve ondan sonraki iki âyet, bir de (Bakara) sûre(si)nin sonları(nda bulunan üç âyet-i kerîmedir)." (et-Taberânî, el-Kebîr, rakam:8673, 9/137; el-Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, rakam: 17013, 10/160)"
"Bu arada," diye devam etti Goethe, "Tiedge'nin Urania'sı yüzünden başına az iş gelmedi; çünkü bir ara Urania'dan başka şarkı söylenmiyor, başka şiir okunmuyordu. Nereye gidersen git, her yerde karşına Urania çıkıyordu; her sohbetin konusu Urania ve ölümsüzlüktü. Gelecekteki yaşama inanma mutluluğundan yoksun olmak istemem, Lorenzino de' Medici gibi başka yaşamdan ümidini kesenlerin, bu yaşamlarında da zaten ölmüş olduklarını düşünürüm; sıradan yorumlara ve düşünceyi rahatsız eden spekülasyonlara konu olmak için böylesi kavranamaz şeyler insana çok yabancı. Ayrıca sonraki yaşama inananlar, içten içe mutludurlar, ama bundan gurur duymak için bir nedenleri de yoktur doğrusu. Tiedge'nin Urania'sı nedeniyle, soylular kadar dindarların da aristokrat olduklarını söylemiştim. Tiedge gibi, ölümsüzlüğe inandıkları için gururlu aptal kadınlara rastladım, bazılarının bu konu hakkında beni kibirle sorguya çekmesine de katlanmak zorunda kaldım. Tabii ben de şöyle konuşarak onların canını sıktım: Bu yaşamdan sonra bir başka yaşam bizi mutlu edecekse, bu hoşuma gider doğrusu; ama ben, şimdi burada bulunan ve buna inananlarla o tarafta karşılaşmayı kesinlikle istemem. Yoksa bu benim için gerçek bir felaket olur! Dindarlar etrafımı sarıp şöyle diyebilirler: Biz haklı çıkmadık mı? Biz size zaten söylememiş miydik? İşte bakın, dediğimiz gerçekleşmedi mi? Yani öbür tarafta da can sıkıntısının sonu gelmezdi."
"Ölümsüzlük düşüncesi ile meşgul olmak," diye devam etti Goethe, "soylu sınıfın, özellikle de işi gücü olmayan kadınların işi. Bu tarafta doğru düzgün biri olmayı düşünen ve bu uğurda her gün çaba gösteren, mücadele eden ve üreten çalışkan bir insan ise sonraki hayat konusuyla ilgilenmez, bu dünyada çalışıp faydalı olur. Ayrıca ölümsüzlük düşüncesi daha çok talihin yüzüne gülmediği