"Tatil" yeni bir toplumsal olgu, bu olgunun söylensel gelişimini izlemek ilginç olurdu. Önce okul sınırlarında kalırken, bir süredir ücretli tatile dönüştü, bir proletarya olgusu, hiç değilse bir iş olgusu oldu. Bu olgunun bundan böyle yazarları da kapsayabileceğini, insan ruhunun uzmanlarının da çağdaş çalışmanın genel yasasına uyduklarını kesinlemek, bir bakıma kenter okurlarımızı çağlarına ayak uydurduklarına inandırmaktır; kimi yavanlıkların zorunlu olduğunu benimsemekle övünür, Siegfried ve Fourastie'nin "çağdaş" gerçeklerine uyum sağlarsınız.
"Söz konusu belirleyici gerilim son bulduğunda tek gizli kalan, insanın, yok sayıldığında bile varlığını sürdüren varoluşsal paradoksudur."
"Romanın olay örgüsünün bir zihin ürünü olarak tasarlanmış olduğunu dedektifin özelliklerinden anlarız."
Hocam Fransız Akademisi’nden André Siegfried, bir dersinde şöyle demişti: “Dünyanın en mükemmel siyâsî rejimi, İngiltere’dekidir; fakat maalesef, İngiltere’den başka hiçbir ülkede tatbik kabiliyeti yoktur!”
Bizi her saat başı şaşırtan küçük kazalara, bize, büyük felaketlere katlanma gücümüzün tam olarak uyumaması icin verilmiş birer alıştırma gözüyle bakılabilir. Gündelik kötü davranışlara, insan ilişkilerindeki küçük sürtüşmelere, anlamsız itişmelere, ötekilerin münasebetsizliklerine dedikoduculuklarına vb. karşı, miğfer giymiş bir Siegfried gibi olmalı, yani onları hiç duymamalı, yüreğimizin içine almamalı ve onlara öfkelenmemeliyiz: tüm bunlardan hiçbirinin bize ulaşmasına izin vermemeli, onları yolun üzerindeki taşlar gibi kendimizden uzaklaştırmalı ve asla düşünüp taşınmalarımıza konu edinmemeliyiz.
"Bu bilgiyi ona sadece sen verebilirsin Proska. Vermek zorundasın. Acı çek, ancak yaptığını unutma. Ona şimdi yazman gerekmiyor, bunu beklemiyor senden. Ama günün birinde yazmalısın, günün birinde. Uyuyacak bir yerin olduğunda, kendinle ve upuzun günlerle başbaşa kaldığında ve tüm yollar sona erme özlemini çektiğinde, o zaman Proska, o zaman yap bunu. Yapacaksın. Yapmak zorundasın. Seni iyi tanıyoruz artık."