İngiltere, Almanya ya da İtalya değil, Fransa'yı Aydınlanma'nın vatanı yapan unsurlar birden fazladır. Bunları, III. Louis saltanatı altındaki eski rejimin (ancient régime) çöküşü, orta sınıfının refah seviyesinin ve özbilincinin artması, Almanya'da potansiyel reformcuların halkın arasından çıkmasını engelleyen siyasi maniaların ve filozofların yokluğu şeklinde sıralayabiliriz. Bundan böyle "filozof" olarak adlandıra cağımız bu insanlar, yani Voltaire, Diderot ve Ansiklopediciler ve Baron d'Holbach gibi gurbetçiler, yeni bir tür entelektüel sınıf oluşturur. Bu insanlar, teknik ve aka demik anlamda filozof olmadıkları gibi, ne bir akademisyen ne bir uzman ne bir nedim ne de bir 'beyefendi"diydi. Kesinlikle fildişi kulesi tipleri değillerdi. Kilise ve üniversitenin yerleşik dünyasına karşı çağırılarını yeni yeni uyanmaya başlamış olan halka doğrudan yapan edipler, halka-indirmeciler (popularizers) ve propagandacılardı. İlk örneklerinden biri Fontenelle'dir. Ancak, hareket onu aştı, filozoflar sadece bilgiyi ilerletmeyi değil, aynı zamanda toplumun eğitim ve dini sistemini, ekonomik ve sosyal yapısını, nihai olarak da siyasi sistemini değiştirmeyi arzu eder oldular. Ne bir devrim öngörüleri ne de bir devrim istekleri vardı; buna karşın keskin eleştirileri ve bin bir sosyal iyileştirme projelerinin eski rejimin devrilmesine katkıda bulunduğu şüphesizdir. Filozofların sahip olduğu nüfuza gelince, bu konuda da en ufak bir şüphe yoktur. Özellikle de Malesherbes'in devraldığı 1750'den sonra hiçbir şekilde vahşi olmayan resmi sansürlere rağmen, fikirler gittikçe daha çok okuyan halka ulaşmayı başarmış tır. Filozoflar, başlangıçta, bilerek ve isteyerek, ortalama eğitimli insanların anlaya bilecekleri ve keyfini çıkarabilecekleri şekilde yazar. Almanya üzerine yazdığı 1813
Sayfa 992 - Kapı·Kitabı okudu
"Ya sarhoş ya deli olmak gerek,” diyecekti Sieyes, “bilinen dil­lerde iyi konuşmak için”. Sarhoş ya da deli olmak gerekir, diye ekleyeceğim, hangi dilde olursa olsun, sözcükleri kullanmaya hâlâ cesaret edebilmek için."
Sayfa 39 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
KİTABIN ÖZETİ
Maximillien Robespierre. Dedesi babası avukattır. Babası biracının kızını becermiş apar topar evlenmişler. 6 Mayıs 1758’de doğuyor. Goethe, Mozart hep aynı dönemin adamları (Tanilli, s 15, 2007 ). Bursla okuyor. Yoksul olduğu için dışarıya filan çıkamıyor çünkü görüntüsü pek iyi değil. Çok okuyor. “Adalet, insanlık ve özgürlük aşkı, başka tutkular gibi bir tutkudur; o ağır bastığında her şey feda edilir uğruna!” (Tanilli, s 22, 2007) Gelirinin azlığına karşın kazanç sağlayıcı her makamı ve ünvanı reddeder. “Gönenç karşılığında ruhumu vermeyi ben de isterdim; ama gönenci, suçun cezanladırması gibi görüyorum ve mutsuz olmamak için yoksul olmayı istiyorum.” (Tanilli, s 30, 2007 ) Basın özgürlüğü, dilekçe hakkının serbestçe kullanılması, özgürce toplanma hakkı, erdemli temsilciler seçme, bunlar arasındadır. Özgürlükler, büyük bir açıklıla tanımlanmazsa özgürlük yerleşemez. Başta da kişi özgürlüğü, bireyin toplum için bir tehlike oluşturması, yani kamu güvenliğinin gerektirmesi dışında, keyfi olarak ihlal edilemez. Bunlar varsa monarşi olmuş cumhuriyet olmuş farketmez (Tanilli, s 34, 2007 ). Servetler arasındaki farklılığı hafifletmek için, 5 Nisan 1791’de, vasiyet yapma olanağının kaldırılmasını ve çocuklar için mirasta eşitliği ister (Tanilli, s 35, 2007). Yukarıdaki ilkeler doğrultusunda anayasa hazırlar. Eksik olduğunu biliyordur ama temelinin doğru olduğunu da biliyordur. Diktatörlüklerini kurarlar; ve, aristokratlar, gerici rahiplere ve parayla satılmış gazetecilere karşı, tam bir teröre geçerler. Paris’te, bir kaç gün içinde, yüzlerce kuşkulu tutuklanır (Tanilli, s 40, 2007 ) “Fransız halkına yalnız ekmek değil, insanca kanunlarla pekiştirilmiş özgürlük sağlamak da görevimiz” der (Tanilli, s 45, 2007 ). Her şey ayan beyanken yazılı kanıtlar bulunmasa da duraksama ve
Abbe Sieyes:
“Ulus her şeyden önce vardır; her şeyin kökeninde o vardır; onun iradesi her zaman yasaldır, o yasanın ta kendisidir.”
Sayfa 92
Fransız Devrimi, Rus devrimi gibi resmedilmeyi hak etmiyor olsa bile, mirası bazı açılardan rahatsız edici olmayı sürdürüyor. Sieyes ve Napolyon’un devrimcilerin inşa ettikleri kurumların altını bu kadar kolay oyması özgürlük ve eşitlik gibi fikirlerin baskın hale gelemeyebileceğinin bir göstergesidir. Devrim’in tarihi özgürlük ve eşitliğin ne anlama geldiği üzerine bir konsensüse ulaşmanın ne kadar zor olabileceğini ve bu değerleri desteklemek için gösterilen çabalara, inançlı insanlardan mülk sahiplerine kadar çeşitlenen grupların nasıl karşı koyabileceğini ispatlıyor.
Sayfa 712·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma
Halk, kamusal alana dahil olan aktif yurttaşlar ile pasif yurttaşlar olarak ikiye ayrılmıştı.Pasif yurttaşlar yoksullar (Sieyes, çoğu okuma yazma bilmediğinden, yoksulların bu tür kamusal işlerden anlamayacaklarını düşünüyordu), çocuklar, ruh hastaları, yabancılar ve kadınlardı. Bütün kadınlar"Pasif yurttaşların" çoğunun diğer gruba geçmesi mümkündü. Çocuklar büyüyüp yetişkin olacaklardı; yoksullar para kazanıp okuma yazma öğrenebilirlerdi; bazı hastalar iyileşebilir, yabancılar Fransız vatandaşlığına geçebilirlerdi ... Ya kadınlar? Hep kadın olarak kalacaklar, dolayısıyla da oy hakkından mahrum olacaklardı.
Araştırma-İnceleme
Reklam
Reklam