Louis Lambert'in Acıları
Puan vermedi·118 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 16:05
Louis Lambert'de 118 sayfa boyunca okuduğum şey bir roman mıydı, bir felsefe metni miydi, yoksa bir zihnin yavaş yavaş kendi ağırlığı altında çöküşü müydü, hâlâ emin değilim. Honore de Balzac Louis Lambert'i İş Bankası Kültür Yayınları çevirisinden okudum ve çeviriyi oldukça başarılı buldum. Fakat şunu söylemeliyim ki bu kitap kolay okunmuyor. :) Honore de Balzac burada okuru hikâyeden çok düşüncenin içine davet ediyor. Öyle ki bazı sayfalarda insanın zihnini gerçekten yakıyor. "Dahilik ile delilik arasında ince bir çizgi vardır." Eğer bu cümle bir roman kahramanı için söylenecek olsaydı, sanırım en çok Louis Lambert'e yakışırdı. Lambert; huzursuz, sorgulayıcı, olağanüstü zeki, önsezileri kuvvetli bir karakter. Dünyaya sığmıyor. Belki de trajedisi tam olarak burada başlıyor. Çünkü Honore de Balzac yalnızca bir insanın hikâyesini anlatmıyor; dehanın toplum içerinde neden barınamadığını da sorguluyor. Para her şeyin önüne geçmişken düşüncenin bile yoksulluk karşısında çaresiz kalışını gösteriyor. Kitabı okurken zaman zaman Franz Kafka'yı düşündüm. #306275115 Lambert'in dünyaya yabancılığı ve çıkışsızlığı bana Kafka'nın kahramanlarını hatırlattı. Onun toplum tarafından anlaşılamayışı ise Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını çağrıştırdı. İnsan ruhunun derinliklerine inişiyle de yer yer Fyodor Dostoyevski'yi anımsattı. #306113644 :) Özellikle dayısına ve sevgilisine yazdığı mektuplar beni çok etkiledi. Bu bölümde yine Kafka'nın mektuplarındaki kırılganlığı hissettim. #306369765 Lambert'in hastalığından sonra sevgilisinin onu ölümüne kadar terk etmeyişi ise romanın en hüzünlü ve insani yanlarından biriydi. Belki de Louis Lambert'in gerçek acısı, dünyaya fazla gelmiş bir zihnin yalnızlığıydı. Ağır, zorlayıcı ve yer yer yorucu bir eserdi. Ama yine de iyi
Louis LambertHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 2025555 okunma
Başka Bir Saray Hayal Edelim
9/10
·647 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Seri ikinci kitabıyla devam ediyor. İçim içime sığmıyor en sevdiğim karakter kitaba dahil olana kadar onu sabırsızlıkla bekledim. Rhysand kitabın en güzel yanı olabilir. Birinci kitapta anlamlandıramağıdım birçok şeyi ikinci kitapta anlamlandırdım. Bu kitap kesinlikle ilk kitaptan çok daha güzel, çok daha akıcı, çok daha heyecanlıydı. Kızımızın yeteneklerini kazanmış ve kullanmaya başlamış olması da beni ayrıca mutlu etti. Tamlin Feyre'nin yeteneklerini hakir gören aşağılık kompleksine sahip beceriksiz bir ukala. Kızımızın bir yerden sonra Tamlin'den vazgeçmiş olması beni aşırı keyiflendirdi. Yani kısacası kitabı beğendim. Ayrıca kitap daha çok kadın gücü çevresinde dönen bir kitap. Krallar var lordlar var ama kadınlar asla ikinci planda değil ve çok güçlü. Umuyorum ki kadın karakterlerin, erkek karakterin arka planına düşmediği kitaplar okumaya devam ederiz. Serinin bir sonraki kitap yorumunda görüşmek dileğiyle.
Sis ve Öfke SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20204,681 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·264 syf.··
2026 167. kitabı
Soru 7 #okudumbitti Kitabı bitirdiğimde elimde tek bir duygu kalmadı; iç içe geçmiş bir sürü his vardı. Hem boğazım düğümlüydü hem de zihnim inanılmaz canlıydı. Richard Flanagan’ı ilk kez okuyorum ama şu an şunu net söyleyebilirim: Bu adamın kalemi “anlatmıyor”, hatırlatıyor. Sanki birinin yıllardır konuşamadığı bir şeyi, doğru yerinden tutup usul usul açması gibi… Kitabın merkezinde babanın savaş esareti var ama okurken anlıyorsunuz ki mesele yalnızca savaş değil; hafızanın kendisi. Bazı insanlar yaşadıklarını anlatamaz… çünkü anlatmak, tekrar yaşamak gibi gelir. Flanagan tam da o sessizliğin peşine düşüyor. Babasının hiç söz etmediği yılları kurcalarken aslında kendi hayatına, çocukluğuna, ailesinin kırılgan yerlerine de dokunuyor. Bu yönüyle kitap çok “insan”: Merak ediyor, çekiniyor, utanıyor, kızıyor, özlüyor… Ve okur olarak siz de onunla birlikte o duyguların içinden geçiyorsunuz. Benim en etkilendiğim taraf, kitabın “büyük tarih” ile “küçük hayat”ı aynı cümlede buluşturabilmesi oldu. Bir yanda kamplar, kömür madenleri, ölüm demiryolu gibi insanın içini karartan gerçeklik; diğer yanda bir oğulun babasına dair tamamlayamadığı boşluklar… Sonra bir bakıyorsunuz, o kişisel hikâye sizi Hiroşima’ya, bilime, edebiyata, insanlığın aklıyla yaptığı yıkıma kadar götürüyor. Üstelik bunu kuru bilgiyle değil, lirik bir akışla yapıyor. Bazı bölümlerde “ben şimdi ne okuyorum?” diye düşündüm; sonra da “tamam, hayat da böyle zaten” dedim: Tek bir türe sığmıyor, tek bir duyguya sığmıyor. Kitabın dili (çevirisiyle birlikte) bence en büyük gücü: Sert olayları anlatırken bile metin bağırmıyor; daha çok içeriden konuşuyor. Bu da etkisini artırıyor. Bir yerden sonra okurken sadece “anlamak” istemiyorsunuz, “tanıklık” ediyorsunuz. Ve kitap bittiğinde, sanki siz de bir süre bir
Soru 7Richard Flanagan · Sia Kitap · 20268 okunma
Puan vermedi
Merhaba sevgili dostlar Son günlerde okuduğum en sarsıcı, temposu bir an bile düşmeyen polisiye serilerinden birini paylaşmak istedim: Beş Duyunun Kasabı. ​İlk kitabı okuduktan sonra çıtayı bu kadar yükseltmişken ikincisinin altında kalır mı diye çekinmiştim ama yanılmışım. Aksine, yazar hikayeyi öyle bir noktaya taşımış ki, elimden bırakmam imkansız hale geldi. ​Adli tıp uzmanı Soner, Savcı Volkan ve Aykut üçlüsü yine sahnede. Ancak bu kez karşımızdaki katil, sıradan bir suçlu profiline sığmıyor. Katilimiz, kurbanlarının sadece hayatını almıyor; onları beş duyusundan mahrum bırakarak adeta canlı birer "sessizlik abidesine" dönüştürüyor. O detaylı otopsi sahnelerini okurken, yazarın mesleki birikiminin hikayeye kattığı gerçekçilik iliklerinize kadar işliyor. ​Kitabı özel kılan sadece cinayetlerin vahşeti ya da çözülmesi zor düğümler değil; geçmişin tozlu raflarında kalmış, o çözülemeyen sırlar zincirinin günümüze kadar uzanması. Okurken "Neden?" diye sormaya başlıyorsunuz ve bir noktadan sonra siz de bu soruşturmanın bir parçası haline geliyorsunuz. ​Gerilim türünü seviyorsanız, betimlemelerin içinde kaybolmak ve sayfaları çevirirken nefesinizi tutmak istiyorsanız bu seriye mutlaka şans verin derim. ​Siz son zamanlarda sizi bu kadar içine çeken, okurken kanınızı donduran bir kitapla karşılaştınız mı?
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202627 okunma
Puan vermedi·536 syf.··
2026 90. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 23:22
Karanlık Sanrı I ~ Büşra Nur . Bir kitap düşünün ki sürekli biri yalan söylüyormuş ve hep bir yerlerden hançerlenecekmişiz hissi yaşıyorsunuz Büşra Nur’un kalemini zaten severim ama bu kitapta çok farklı şeyler hissettim. Bilim kurgu tadında bir evren, ters köşe karakterler, olaylar, intikam ve ihanetle harmanlanan karakterler ve tabii ki yüksek dozda çekim Bu oyunda kim piyon kim oyun kurucu asla tahmin edemiyordum. Yıllar önce devletin arka planda yürüttüğü bir proje ve o projenin tek başarılı klonu vardı. Efsun Mina Öner. Şimdi bu klonumuz düşman ilan edildiği örgütün arasına giriyor. Kardeşi konusu, intikam ve oyunlarla tam bir stratejik savaştı resmen. Karşısına çıkan Akın Mir Safkan ile savaş başka bir boyuta dönüşüyor. Kalp ve akıl, duygular ve intikam savaşı Kitap ilk sayfasında beni içine aldı, kocaman bir karmaşanın içine düştüm ve ilerledikçe elimden bırakamadım. Atlas detayları söyleyecek çok şeyim var ama kelimelere sığmıyor. Onunla yeniden karşılaşmak ve yaşananlar kalbimi çok kırıyor. Diğer yandan Poyraz ve Fulya ikilisini okumak çok iyiydi! Veee Akın konusunda hissettiklerime engel olamıyorum. Hem beni inanılmaz etkiliyor hem de güvenemiyorum. Hem o çekim inanılmazdı hem de belli belirsiz bir şeyler vardı. Soluksuz okudum ve iyi ki ikinci kitap elimdeyken okudum ara vermeden devam ediyorum Adım Efsun Mina Öner. Bir doktor tarafından kimsesiz kalmamam adına konulmuştu ve buluşu gerçekleştiren doktorun soy ismini taşıyordum. Üç Yüz Seksen numaralı denek. Hayal kırıklığı. Felaket.
Karanlık SanrıBüşra Nur · İndigo Kitap · 202552 okunma
7/10
·369 syf.··
2026 159. kitabı
Tutsak Güvercin #okudumbitti Ben bu kitabı yalnızca iki insanın birbirine çekilmesini okumak için elime almamışım… Meğer sayfaların arasında bir coğrafyanın yükü, suskun bırakılan hayaller ve “olması gerekenler”in altında ezilen kalpler varmış. Hikâyenin Diyarbakır’da geçmesi kitaba bence çok şey katıyor. Mekân sadece arka fon değil; Ravza’nın nefesini daraltan bir gerçek gibi. Ravza’nın okumak istemesi “basit bir hedef” değil; başlı başına bir direniş. Onun cesareti beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Çünkü Ravza, kırılgan görünüp içten içe dimdik duran o karakterlerden… “Benim hayatım da benim sözüm de var” demeyi seçiyor. Mirza tarafı ise bambaşka bir yerden yakaladı beni. Dışarıdan güçlü, sert, kontrol sahibi… ama iç dünyasında sürekli hesaplaşan biri. İki ailenin kavgası, geçmişin gölgesi, üstüne bir de kendi hırsları… Onun hikâyeside “kötü çocuk romantizmi” gibi değil; daha çok bir adamın kendi karanlığından çıkma çabası gibi ilerliyor. Ve Ravza’yla yollarının o güvercin üzerinden kesişmesi… çok sembolik, çok yerinde. Sanki “kader” dediğimiz şey bazen kocaman olaylarla değil, küçücük bir kanat çırpışıyla başlıyor. Kitabı sevmemin bir diğer nedeni, olayların tek bir çizgide gitmemesi. Aileler, planlar, hesaplar, yan karakterlerin etkisi derken hikâye genişliyor; ama bu genişlik bana şunu hissettirdi: Bu tür hikâyelerde iki kişi sevmekle yetinemiyor, herkesin yükü masaya konuyor. Ravza’nın “ne istediği”nin sorulmaması, herkesin onun adına karar vermeye çalışması… okurken içim sıkıştı, kabul. Ama aynı zamanda “işte bu yüzden gerçek” dedim. Anlatım akıcı; duygu var ama abartıya kaçmadan veriyor. Özellikle bazı sahnelerde “tam burada durup bir nefes alayım” dediğim oldu. Ben en çok, karakterlerin içindeki çatışmayı anlatırkenki doğallığını sevdim. Evet
Tutsak GüvercinArzu Değirmenci · Patara Kitap · 20254 okunma