Elbette heybetli dizeler yazmayı bir günde öğrenecek değildi. Kendi başına bile ciddi birer sorun olan kafiye, ölçü ve yapı meselesinin üzerinde ve ötesinde, bütün büyük şiirlerde bulunan ele avuca sığmayan o uçucu şeyi bir türlü yakalayıp şiirine hapsedemedi. Varlığını sezdiği ve peşinden koştuğu, ama tutamadığı şey, şiirin zapt edilmez ruhuydu. Sıcacık bir parlaklıktı ona göre, peşinden koşturan ama hep erişebileceği noktanın ötesinde kalan ılık bir buğuydu...