Yahya Kemal Paris'te, bir yandan eski Yunan ve Latin mede niyetlerinin menşelerine dair yapılan münakaşaları yakından takip eder, bu medeniyetlere bağlı eserlerin tercümeleriyle tarihlerini ihtirasla okurken bir yandan ela neo-classique şiirle Parnasse şiirini inceler. Böyle bir kültür hamulesiyle 1912'de lstanbul'a dönen genç şairin Peyaın-ı EdebI'cleki (sayı, 3 1 , 37, 38; 19 13) yazıları, bizleri, Akdeniz medeniyetlerinin varisi saydığı kanaatini uyandırır. Daha ilk adımda Türk Ocakları türkçülüğüne çarpmasına rağmen Halide Edip Aclıvar'ın, Anayasa'nın dili münasebetiyle kendisine sorulanlara: "Bir kı sıın -kelimeler- için de Akdeniz medeniyeti varisleri olan biz türkler, Yunan ve Latinceye gidebilirclik" şeklindeki cevabı bu tezin hala yaşamakta olduğunu gösterir.
Bizi Akdeniz medeniyetlerinin mazide bir ortağı gören bu telakkinin bayraktarı sayılan iki yazardan birincisi Yahya Kemal bu zevk ve iddiaya Fransız parnasyenleri yanında incelediği Yunan ve Latin eserleriyle aynı zamanda tarih kültürüyle varır; bu hassasiyet onda, Osmanlı İmparatorluğunun ihtişam lı devirlerinin daüssılası ile kaynaşır; oraya Homere, Horace ve Virgile yoluyla varan Yakup Kaclri'cle ise bir yandan antik de virler hasreti bir yandan ela yurt realitesi içinde bir hayal zenginliği olarak devam eder.
Sayfa 55 - İletişim yayınları 2017