• 208 syf.
    ·4 günde·9/10
    15 öyküden oluşan şair duyarlılığıyla yazılmış bir eser. Her öykü kendi içinde farklı bir aleme farklı bir kişiliğe götürüyor okuru. Öykülerin büyük çoğunluğu hüzünlü bitiyor. Bu da dönemin etkisinden kaynaklanıyor diyebiliriz. Servet-i Fünun yazarı ve bu dönemden etkilenip kalemine bunları yansıtması gayet doğal. Öykülerin yine birçoğunda ders çıkarabileceğimiz birçok anlatı mevcut.
    Kitabın tek olumsuz yanı belki olumsuz değil de zorlayıcı yanı betimlemelerin aşırı fazla olmasından kaynaklı. Durum hikayesinin bir özelliği olması buna bir de dönemin etkisi eklenince bu betimleme biraz sıkıcı olabiliyor ama yine de bir bütün olarak ele alınca okunması gereken güzel bir eser.
    Tavsiye ediyorum.
  • 244 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabı okudum bitti. Gayet güzel bir kitap okumadan önce biraz önyargılıydım dili ağır mı, sıkıcı mı gibi sorular içinde gelip gittim sonuçta bir roman ve öykü değildi. Gayet açık, anlaşılır, öğretici bir kitap okurken zaten bırakmak istemeyecek size küçük notlar aldıracak farklı bir bakış açısı sunacak psikoloji kıtabıydı.
  • 72 syf.
    ·Beğendi·1/10
    Sübyancılık! İlk öykü son derece sıkıcı. Okumadım katlandım açıkçası. Kullandığı ağız çok anlaşılır değil. Sırf merhumun bir eserini okumuş olmak için... TV olmadığı dönemlerde belki ilgi çekebilecek köy edebiyatının örneklerinden biri. Ancak Türk öykücülüğünün eşiğidir bu eser. İkinci öykü eserin üzerindeki katlanılmaz sıkıcılığı silkeleyen akıcı bir öykü... Haspa isimli öykü ise yaşlı ve çoluk çocuk sahibi bir adamın, 12 yaşındaki bir kız çocuğuna SÜBYANCI(PEDOFİLİ) eğilimlerini dile getirdiği bir öykü... Allah kahretsin! Umarım cehennemde sonsuz bir ateşte yanar!
  • Hitit Miti
    Tanrıların görevlerini ihmal ettiklerine ilişkin en belirgin örnek, Hititlerden günümüze dek ulaşmış Anadolu'ya özgü mitlerden birinde görülebilir. Mitin konusu halkını terk eden ve bilinmeyen bir yere giden (elbette tek tanrılı inanç sisteminde bu durum söz konusu olamaz) 'Kaybolan Tanrı' mitidir. Kimi zaman büyük Fırtına Tanrısı da can sıkıcı olabilir ancak asıl sorumlu, Hatti'nin eski tanrılarından olan ve Fırtına Tanrısı'nın oğlu bitki tanrısı Telipinu'dur. Bu öykünün elimizdeki pek çok versiyonunda şu unsurlar ortaktır: Bir nedenle Telipinu öfkeye kapılır, ayakkabılarını giyer ve ülkesini terk eder. Ürünler solar ve ölür; koyunlar ve sığırlar yavrularım bırakır, insanlar ve tanrılar açıklık çekmeye başlarlar. Fırtına Tanrısı çok endişelenir ve oğlunu bulmak üzere bir kartal gönderir. Ancak çabası boşunadır. Fırtına Tanrısı oğlunu kendisi bulmaya çalışır. Ancak o da başarısız olur. Nihayet kayıp tanrıyı aramak üzere bir an gönderilir. Arı tanrıyı bir çayırda uyurken bulur. Tanrının ellerini ve ayaklarını sokar. Uyanan tanrı daha da sinirlenir. Öfkeyle korkunç şimşekler, yıldırımlar ve büyük seller yaratır. Evler, hayvanlar, ürünler yok olur ve insanoğlu büyük zararlar görür. Nihayet onunla uzlaşmak ve tanrıyı geri getirmek üzere büyü tanrıçası Kamrusepa gönderilir. Tanrıçanın bu amaçla düzenlediği ayin Telipinu'nun öfkesini dindirir. Halkına rahatça dönebilsin diye geçtiği yollara yağ ve bağ serpilir. Yerel bir eğlencede bir öykücü tarafından anlatılan bu öykü son derece sadedir. Bu öykünün her ytl ilkbahar başlangıcında, kışın sona erdiğinden emin olmak ve ürünlerin ve hayvanların büyüme mevsiminin geldiğini göstermek için kutsal bir yerde (bir tapınağın avlusunda veya kutsal bir açık alanda) yapılan önemli bir ayinle ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bu aslında Hititlerin mevsimlerin döngüsünü hesaplama yöntemiydi. Yunan mitolojisinde bu döngü, toprak tanrıçası Demeter'in kızı Persephone'nun Yeraltı Dünyası'na kaçırılmasıyla birlikte keder duyması ve toprağın verimsizleşmesiyle açıklanır. Ancak Persephone ilkbaharın başında annesinin yanına geri geldiğinde yaşam normale döner. Hitit geleneğinde bitki tanrısının ortadan kaybolması ve geri gelmesi mevsimlerin döngüsünü açıklar. Bu durumda tanrının geri dönmesi için uygulanan büyü gerçekten de tanrının yurduna dönüş yolunun pürüzsüz olması için yağ ve bal serpilmesini içerir. Yurduna dönen tanrıyı karşılamak için gerekli ayinler ve törenler de yapılır. Daha eski Hitit mitleri de ilkbahar başlangıcında yaşamın yenilendiğiyle ilgili öğeler içerir. Dini takvimde yer alan en önemli ilkbahar festivallerinden biri Purulli Festivali olarak bilinirdi. Festival neredeyse bir ay sürerdi. Kral ve kraliçe tarafından idare edilen festivalin kutlamaları Hattuşa'da başlar, ardından geçit töreni bir dizi Hitit kentine uğrardı. Bu kentlerde kutsal ayinler yapılır ve nihayet Fırtına Tanrısı'nın başlıca kült merkezi olan kuzeydeki Nerik kentine ulaşılırdı. Şeytani güçleri ve yıkımı temsil eden ejderha İlluyanka miti bu festivalde önemli bir rol oynardı. Mitin iki versiyonun birinin girişi şöyledir: Bu, Purulliya Festivali' nin metnidir ... Böylece dediler: 'ülke gelişsin ve zenginleşsin ve ülke korunsun'. Ve ülke geliştiği ve zenginleştiğinde Purulliya Festivali' ni düzenlerler. Mit, yeryüzünün derinliklerinden gelen İlluyanka'nın Fırtına Tanrısı'yla ölümüne dövüştüğünü anlatır. Bu, vahşi ve çekişmeli bir mücadeledir. Tanrı, hem kutsal güçleri hem de insanları yardıma çağırır. Nihayet ejderhayı öldürür ve zaferi kazanır. Ülke bir kez daha güvendedir. Ancak İlluyanka ertesi yıl ölülerin arasından geri dönecek ve savaş yeni baştan yapılacaktır. Ölümlülerin savaş katılması, ülkenin şeytani güçlere karşı güvenli kılınması için tanrılar ve insanlar arasında işbirliğinin gerekli olduğunu gösterir. İlluyanka'nın öyküsünün ve Fırtına Tanrısı'yla çatışmasının festivale katılanlar tarafından canlandırıldığını düşünüyorum. Bu sahne büyük olasılıkla festival güzergahı boyunca çeşitli yerlerde tekrarlanıyordu. Aktörler, İlluyanka ve Fırtına Tanrısı ile öyküdeki diğer karakterleri canlandırıyorlardı. Kuşkusuz tapınakların depolarında tutulan uygun kostümleri giyiyor, silahları kuşanıyor ve törenler için saklanan diğer teçhizatı kullanıyorlardı. Tanrılar üzerine son bir söz söyleyelim. Birçok kusurları olmalarına rağmen, kendilerine tapan ölümlülerin davranışları ıslah etme konusunda son söz onlara aitti. Tanrılar, insan emeğinden ve üretkenliğinden faydalandıkları için dünyada adalet, ahlak ve doğru davranışların varlığı kendi çıkarlarına uygundu. Tanrılara ibadet edip, onlara ve ülkenin yasalarına boyun eğerek erdemli bir yaşam süren ölümlüler kutsal güçlerin korumasını ve lütfunu umabilirlerdi. Ancak törenleri ihmal ederek veya günah işleyerek (örneğin yeminini bozanlar, babalarını veya kardeşlerini öldürenler veya başkasının meşru otoritesini yasadışı yollarla ele geçirenler) tanrıları kızdıranlar kutsal güçlerin intikamını tadacaklardı. Kral da dahil olmak üzere tüm ölümlüler davranışları için tanrılara hesap vermek zorundaydılar. Hatti'nin kutsal efendileri cömert ihsanlarda bulunabildikleri gibi, gazabını üzerine çekenleri acımasızca cezalandırabilirlerdi.
  • 148 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    İsminde geçen Agatha nedeniyle beklentimin bir tık fazla olmasından dolayı pek keyif alamadım sanırım.
    Kötü bir kitap mı? Hayır, asla değil.
    Kolay okunan, akıcı bir kitap aksine.
    Fakat ben kısa öykülere pek ısınamadım.
    Hikayeler sıkıcı değil, ufacık bir merak da uyandırıyor fakat o kadar kısa ki, bir polisiye yazında olması gereken gizem oluşmadan hikaye bitiyor.
    Bana göre en iyi öykü de kitaba ismini veren Agatha'nın Anahtarı.
  • Her şeyden haberimiz olsa, her şeyi bilseydik, tüm tartışmalar, tüm keşifler sona ererdi. Bilim denilen şey ortadan kalkar, çevremizdeki evren üst üste iki kez anlatılmış bir öykü gibi bize sıkıcı gelmeye başlardı. Henüz ulaşılamamış amaçları düşündürüp gönlümüzü hoşnutlukla dolduran sanat ve din bir anlam taşımaktan çıkardı. Yaşam kaynağının o kadar kolay tüketilmezliği, bizim için büyük bir mutluluktur. İnsanların savaşımı asla sona ermez, her zaman karşımızda yeni sorunlar bulur ya da bunları icat eder, toplumsal çalışma ve başarıların yeni olanaklarını yaratabiliriz.
  • 120 syf.
    ·1 günde·9/10
    Bu aslında çokta bilinmedik bir öykü değil. Kibirli yöneticiler, sorunları yokuşa süren bürokrasi, birbirinden uçurumlara ayrılmış toplumsal sınıflar farklı gelir düzeylerindeki insanların birbirlerinden habersiz yaşamaları. Rusya yaşamında ki bir şizofren ve bir az gelirli sıradan bir memurun yaşamından kesitle kara mizah öyküleri.

    Biraz can sıkıcı, insanın haykırası geliyor, fakirlik ve vurdumduymazlik karşısında.

    Bir çırpıda okunup biten nefis anlatımlı Rus edebiyatı örneği.

    Aşık olun iyi okumalar dilerim...