Babalar hep yüreklerde yaşar.
Bazı boşluklar dolmazmış. Bazı yaralar kapanmazmış. Hayat sana masallar anlatırken İçindeki yangın hiç sönmezmiş. Çok sevdiğin biri gidince, Duyduğun sevgi hiç ölmez, Yüreğindeki özlem paslanmazmış. Sensiz bilmem kaçıncı gün bugün, Keşke yine kızsan bu kadar iyi olma diye, Çünkü huysuz insanlara hala katlanıyor. Hala içimdeki sevgiyi dağıtıyorum. Senin yetiştirdiğin gibi, Senin güçlü kızın gibi, Zaten dedikodu çok sevmem bilirsin, Şimdilerde tek dedikodum kitap karakterlerini çekiştirmek Artık maç izlerken de kızmıyorum kimseye Kabulleniyorum herşeyi daha da bir olgunlaştım. Bak bugün İlkin Aydın'ı bile Milli formanın hakkını verdi diye eleştirmiyorum. Vargasla birlikte savaşıyorlar. İçimden sana anlatıyorum. Hala yasım bitmedi ,bitmeyecek biliyorum. Kızkardeşimin ablamın yanında senden pek bahsetmiyorum. Biliyorsun onlar benden de ağlak. En son mezarında yanlız kaldığımda konusamamıştım seninle. Çünkü kabullenemedim hala gitmeni Sanki bir yerlerden çıkacaksın Otorite diye bağıracaksın bana Küçükken şu teyzene, şu amcana da şiir yaz derdin ya ne yapacağım şimdi der spontane bişeyler karalardım. Gözlerinde bir gurur, gülümseyerek bakardın bana,
Hayata Dair
Kıskanırım ölü adamı, Zarifoğlu değilim aşkımı, davamı, derdimi şiirlerle anlatayım. Kıskanırım çocuğu, hafızlık icazetinde öptüğü eli. Kıskanırım güneşi, semâya yakın insanlardan uzak. Ama en çok kardeşlerimi kıskanırım. Babamın onları sevdiği yanlarında olduğu için. Gidecekleri bir mezar olduğu için. Oysa ben ne dirisini görebilmiştim ne ölüsünü. Aynı dünyada km'ler bahane, gurur had safada yaşadık. Nasip öyle birşey ki baban var ama senden uzakta ailesiyle yaşıyor. Nasip öyle birşey ki baban ölüyor ama sen 3 ay sonra öğrenirsin. Nasipsizlik öyle birşey ki varsın ama yokluğa mahkumsun gülce. Şimdilerde yaşımdan yorgunum, annemi anlayacak babamı yargılayacak yaşlardayım. Bu memleket en çok baba deyince kanar yüreği. Baba deyince aklına gelir çocukluğu. Şimdilerde birbirine kırgın ölüyor insanlar. Helal etmek lazım hakkımızı vakit varken, yaşarken...
Duygu ve Düşünce
Reklam
BİZ NİYE EVDE (BEKÂR) KALDIK?..
Allah selâmet versin. "Mustafa" isminde bir arkadaşım var. Kendisi şimdilerde evlidir. Maşaallah. Fakat bundan yıllar önce iki bekâr "Biz niye evde kaldık?" muhabbetini döndürürken şöyle bir şey söylemişti: "Bu işler akılla olmaz. Akılla hareket eden evlenemez. Gençken teşebbüs etseydik o cahillikle, cür'etle, cesaretle kolayca içinden çıkabilirdik. Şimdi çok düşünüyoruz. "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyoruz. Bu kadar düşünmekle de işin tadı kaçıyor. İllâ kusurlar görünür oluyor. "Olmazlar" daha çok göze batıyor. İnsan hareket etmeye korkuyor." Benzer bir şeyi, çok nâmlı bir üniversiteden pazarlama eğitimi almış, "Özgür" ismindeki bir arkadaşımdan da duymuştum. O da ticarette başarılı olmak için "cahil cesareti" sahibi olmak gerektiğini söylerdi. Kendisinin başarısızlığını da "o cahillikten kurtarılmış olmasına" bağlardı. Ona göre, teşebbüs etmeden önce çok düşünmek, teşebbüsü öldürüyordu. Modern eğitim ise "raporlama yapmaktan" ticaret yapmaya zaman bırakmıyordu. Kendisi gibiler evraklarla boğuşurken ilkokul mezunu "Anadolu Kaplanları" hızla paranın gözüne basıveriyordu. Onların bu sözleri, bana, Efendimiz Aleyhissalâtuvesselâmın "gençleri erkenden evlendirmek" konulu hadîslerini hatırlatmıştı. Hani hem Buharî hem Müslim'de yer alan birisinde buyuruyor: "Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan sakındırmak ve iffeti korumak için en etkili yoldur. Kimin de evlenmeye gücü yetmiyorsa, oruç tutsun; çünkü oruç, onun için bir kalkandır (şehveti kıran bir engeldir)." (Buhârî, Nikâh 3; Müslim, Nikâh 1) Yine Tirmizî'de geçen bir başkasında da diyor ki: “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171) __Bunlara
Tefekkürât
Şiirin Muhatabı
Dünyanın gitti yeri merak etmiyorum. Sıcağında oturup havasından soğuk aldığım bu pencere önü, Meydan okuyan yanımdan korktuğunu biliyorum. Eksik yaratılan hislerimin hep bir arayış içine koymasına müsaade etmedim, beni. Fazlalık çekiyorum acı içinde kıvranırken. (Bilirsin diyeceğim, şiirde şairin havada kalan sözü olsun) Bilirsin, Acısından geberecek olduğumu düşündüğüm hiçbir sancı için ağlamadım, Bilmelisin. Kesmeyi merak ettiğimde Parçaladığım elime bakamadığın an Suratın çok çirkindi. İticiydi. Gerçekten mühim olan bir şey olduğunu sandım, Arkama baktım. Hâlâ yönünün bendim. Tamam dedim, Ben ilgilenirim. Sessiz ol, bu sadece bir merak; Acı değil. Fakat bacağımı kestiklerinde, Bak, O gerçekten acıydı. Bir hafta sürdü sancısı. Sonra kapandı yara Ve
Şiir
Mayıs Okuduklarım & Haziran TBR (Yappingte Şampiyonlar Ligi)
Mayıs ayı, yine-yeni-yeniden çok dengesizdi. Ben bile bu kadar dengesiz değilim/j Kimi zaman, YKS25 sınavındaki sanat eserini çöp sanıp çöpe atan hizmetçi kadar süzme; kimi zaman Kintsugi sanatı gibi kendini kusurlarıyla dahi kabul eden hatta o kusurları daha da ön plana çıkaran o sanat türü gibi kendiyle barışık & mutlu hissettim. Ortasıysa hiçbir zaman kapımı çalmadı. Yaşadığım sıkıntı büyük ölçüde hobilerime yansıdı tabii. Özellikle kitap cephesi bundan fazlasıyla nasibini aldı: Kitap okumak, benim için aylar önce korktuğum şekilde yük haline geldi. Kitapları özümseyerek okumadım aksine vicdanımı rahatlatmak için bir araç niyetine kullandım. Sonucu ağır oldu gerçiçdğwdğwdwpğ. Vicdanım sadece kısa süreli rahatladı. Günün sonunda eylemleri yüzünden kitap okumaktan iyice soğumuş kendimle kaldım. Ama dengesiz demiştim ya ay hakkında, atlatmanın yolunu da buldum fazla gecikmeden. Yanlış anlaşılmasın, çok sıkıntı çektim süreç içinde. Sabotajcı iç sesim otoriter oldu, keyif aldığım şeylerin bana yine zevk vermemesinden korkup kaçtım. Ancak, tüm hayatıma entegre ettiğim bir sözü, düşünceler susana dek telkin ederek çıktım bataklığımdan: Yarına sağ çıkıp çıkmayacağım bile belli değilken ben ne diye saçmalıklara harcıyorum zamanımı? Ben, her zaman hayata en ufak rüzgarda uçup giden bir yaprak olmadığımı, iz bırakmak için geldiğimi düşündüm. İz bırakmak istiyorsam, sevdiğim şeyleri dibine kadar tatmak istiyorsam bir kelebeğin ömrü misali zamanı değerlendirmem gerekmez mi? Gerekir. Ben de kazandığım bu farkındalıkla yeni bir pencere açtım hayatıma. Ancak o pencere, direndiğim o rüzgarı beraberinde getirdi. Hâliyle yanlışım sandım. Sonra anladım, panzehirim rüzgarmış. Yıkılmakmış. Kitaplardan, çok sevdiğim şeylerden kendimi soğutmam yüzeysel bir olay değilmiş. Kendimi
1000Kitap
129 No.lu Apartman
Bulutlar kara kanatlarını açmıştı yeryüzünün üzerine. Çok geçmeden yağmurlarını yağdırmaya başlamıştı. Teninde hissettiği soğuklukla Dilara pencereye doğru yöneldi. “Bu kadar havalandığı yeter,” diye söylenerek pencereyi kapattı. Mutfak dolaplarını silmeye devam etti. Ne zamandır temizlik yüzü görmeyen bu eve yeni taşınmıştı. Daha doğrusu arkadaşıyla yeni kiralamıştı bu evi. Dilara, Canan ile üniversite açıldığında yurtta tanışmışlardı. Öyle böyle bir yılı devirip geriye kalan eğitim hayatlarını yurtta geçiremeyeceklerine karar vermişlerdi. Ve bir gün dolanırlarken Ankara sokaklarında, 129 nolu apartmanda kendileri için bir daire bulmuşlardı. Tabi komşular, kendilerine deli gözüyle bakıyordu orası ayrı konu. Söylenene göre bundan iki yıl önce yani 2007 yılında yaşlı bir kadın tutmuş bu daireyi. Kadın oldukça tuhaf bir tipmiş. İnsanlarla iletişim kurmazmış. Sokakta gördüğü genç kızlara uzun uzun bakarmış. Öyle bir bakarmış ki torunu yaşındaki kızları kıskandığını düşünürmüş mahalleli. Onların güzelliğini, yaşam enerjisini kıskanırmış sanki. Zaten kadının evdeki misafirliği de uzun sürmemiş. Yaşlı kadın eve taşındıktan 3 ay sonra daireden kötü bir koku yayılmaya başlamış. Komşular, kadının kapısını çalmış fakat açan olmamış. Durumdan işkillenen komşular polisi aramış. Polisler eve geldiğinde kadının yerde yatan cesedini bulmuşlar. Yaşlı bir kadının ani ölümü kimseyi şüpheye düşürmese bile daha ilginç bir şeyle karşılaşmışlar evde. Her yerde normal sayılamayacak sayıda erimiş mumlar ve yanmış tütsüler bulunuyormuş. Polisler başka bir yerden de koku gelmesi üzerine diğer odalara da bakınmışlar. Mutfağa vardıklarında çöp kutusunun yanında birkaç damla kan görmüşler. Çöp kutusunun içine baktıklarındaysa kan lekeleri barındıran enjektörlerle karşılamışlar. Mutfaktan yayınlan
Reklam
Reklam