O soğuk, karlı havada, yalınayak Çingene çocukları oynuyordu. Aziz Nesin durdu, onları seyretmeye başladı.
-Amca, bana bir lira versene! dedi.
-Ne yapacaksın bir lirayı?
-Ekmek alacağım.
-Peki… Al bakalım bir lirayı. Senin adın ne?
-Yaşar.
Aziz Nesin şöyle bir baktı. Gözleri dolmuştu. Yanında aşağı yukarı aynı yaşlarda kendi oğlu, sıkı giyimli, ayağında pabuçlar…
Karlar üstüne çıplak ayakla basan Çingene çocuğunun adı Yaşar… Öyle bir yaratık, bir insan yavrusu ki yaşıyor desen yaşamıyor… Yaşamıyor desen yaşıyor… Birden kafasında bir şimşek çaktı: “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz!”
İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
Evet hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür'atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de, sür'atle giderken
تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ
âyetini okuyor.