O soğuk, karlı havada, yalınayak Çingene çocukları oynuyordu. Aziz Nesin durdu, onları seyretmeye başladı. -Amca, bana bir lira versene! dedi. -Ne yapacaksın bir lirayı? -Ekmek alacağım. -Peki… Al bakalım bir lirayı. Senin adın ne? -Yaşar. Aziz Nesin şöyle bir baktı. Gözleri dolmuştu. Yanında aşağı yukarı aynı yaşlarda kendi oğlu, sıkı giyimli, ayağında pabuçlar… Karlar üstüne çıplak ayakla basan Çingene çocuğunun adı Yaşar… Öyle bir yaratık, bir insan yavrusu ki yaşıyor desen yaşamıyor… Yaşamıyor desen yaşıyor… Birden kafasında bir şimşek çaktı: “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz!”
Bu insan, İstanbul'da, eski asırlardan kalma bir sevdalı nümunesidir.
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Edebiyat
İki insan, kendilerini birbirlerine anlatmaya çalıştıkları halde bile buna tamamiyle muvaffak olamazlar.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Edebiyat
zannediyorum ki benim ıstırabtm yalnız bana mahsus bir şeydir, dünyada eşi yoktur ve hiç kimse benim çektiğiınİ çekmemiştir.
Sayfa 68·Kitabı okuyor
Edebiyat
Haysiyetli bir adam gibi söylüyorsun. - Bende olmadığı için bunu başkalarında arıyorum.
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Edebiyat
Kadında i­nat, erkeği tahrik ediyor.
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Edebiyat
İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Evet hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür'atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de, sür'atle giderken تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ âyetini okuyor.