Batı dünyasında bedenden şüphe duyan bir gelenek, Empedokles ya da Pythagoras gibi Sokrates-öncesi filozoflardan beri sürmektedir. Platon ise bedeni ruhun mezarı olarak, kökleri gökte değil yerde olan bir insanlığın kökten kusuru olarak görür. Ruh, kendisini hapseden bir bedenin içine düşmüştür. Elbette Yunanlar hazzı kendilerinden uzak tutmazlar; ten insanın başına kimi dertler açsa da dünyanın tadını çıkarmak yasak değildir. Çeşitli gnostik öğretilerse beden karşısında duyulan nefreti iyice derinleştirirler. Farklı yer ve zamanlarda kök salmış olan bu öğretiler, değişik sistemlerde aynen bulunan bir düşünce çekirdeği taşır. Gnostiklere göre dünya, asla layık olmadığımız bir şey olmanın acısını çeker; özünde kötüdür; Tanrı'dan önce davranmış alt düzeyde bir mimar (demiurgos) ya da Tanrı'yla insanların arasına giren çok sayıda korkulası varlık tarafından yaratılmıştır. Duyulur dünya, bir Hikmet ve Hakikat Tanrısı'nın eseri değil, kusurlu bir imalat, kopyanın kopyasıdır (simulakrum). İnsan hem ışığın hem de karanlıkların hükümdarlığından pay alır, yukarı dünya ile aşağı dünya arasında bocalar. Tam bir düşmüşlük içinde değildir, tamamlanmamış ve kusurlu bir dünyaya atılmıştır.
Sayfa 9
… (2) "Simülakramun özünde kopya olmak değil, tüm modelleri tersine çevirerek tüm kopyaları da tersine çevirmek vardır" (a.g.e., s. 1 [16]). Platon'da kopya, özdeşten farklı olan, model de kendisiyle özdeş olandır. Özdeşin, tekrar hâline gelmesi (diferansiyel), farkın (farkların farkının) da kendisine gönderilen fark, kendinde fark olması gerekir. "Simülakrumda tekrar zaten tekrarlarla ilgilidir, fark da farklarla" (a.g.e., s. 2 [16]). "Simülakrum, bizzat tekrardır" (a.g.e., s. 28). Böylece şu genel tanıma ulaşılır: (3) "Simülakrum derken, bunu basit bir taklit olarak değil, daha ziyade, bizzat ayrıcalıklı bir model veya konum fikrinin sorgulandığı ve tersyüz edildiği eylem olarak anlamalıyız" (a.g.e., s. 95 [104]). Deleuze, bu kullanımın kendinde farkı iki ıraksayan dizi Jiçiminde içerdiğini belirtir: “Simülakrumun ölçü birimi, ayrık olandır, farkın farkıdır" (a.g.e.), burada ayrık olan, aynı anda hem uzaklığı hem de farkı olumlayan ıraksamadır (LS 1969, s. 202 [193]). Simülakramun işleyişini tanımlayarak devam eden Deleuze, simülakrumun bileşenlerinin bir tür tarifini veren yeni bir tanım önerir: la (4) "Simülakrum [...] şeytani bir imajdır [...], farkyaşar, bir ayrılık üzerine kurulmuş olan bir benzerlik yanılsaması üretir, kendisini oluşturan dizilerin benzemezliği, bir arada var olan görüş noktalarının ıraksaması" (DR 1968, s. 166 [176]). "Serbest farklar okyanusunu, göçebe dağılımları, taçlı anarşileri" (a.g.e., s. 341 [347]) içerir, temelin altını oyar, onu alıp bin parçaya bölerek temelsizleştirir (a.g.e., s. 352), "kişisiz bireyleşmelerin ve birey-öncesi tekilliklerin dünyasını, yani temsillerden taşan temelsizin gerçek doğası olarak dünyayı " (a.g.e., s. 355 [360]) açığa çıkarır. Bir benzemezliği içselleştirir (LS 1969, s. 295 [281]). Simülakrum
Sayfa 280·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
SİMÜLAKRUM (DELEUZE 1968) "Ayrık ve yankılanan dizisi, karanlık öncüsü ve zorlama hareketiyle birlikte diferansiyel [bir] sistem”, yani kıvrımın başka bir kıvrımla, bu iki kıvrımı sonsuz hızda hiç durmadan kateden ve tekrar tanımlayan adeta bir şok dalgası yaratarak karşılaşması. TARİHÇE Nietzsche'den ödünç alınıp Anlamın Mantığı boyunca ve Lucretius üzerine Ek'te geliştirilen “simülakrum" terimi Fark ve Tekrar'dan itibaren karşımıza çıkar. Fakat Deleuze'ün kelime hazinesindeki ömrü uzun olmaz. Anti-Ödipus'ta, örneğin 315321. [351-357] sayfalarda bu terime tekrar rastlarız, ama terim daha sonra bir kenara atılır, hatta aynı anda dizilerin "fazla yapısalcı" niteliği ve Anlamın Mantığı'ndaki önermelere sistematik olarak fazlasıyla sıkıştırılmış olan evren de reddedilir. Yine de bu durum, kavramın temsil ettiği gerçekliğin ortadan kaybolduğu anlamına gelmez, sadece ismi değişir. İlk verilen tanım, Deleuze'ün metninin ne kadar teknik olduğunu gözler önüne serer: (1) "Ayrık ve yankılanan dizileriyle, karanlık öncüleri ve zorlama hareketleriyle bu diferansiyel sistemlere simülakrum veya fantazm denir" (DR 1968, s. 165 [174]). …
Sayfa 279·Kitabı okudu
Alıntı
Eflatun der ki, ideden uzaklaştıkça her cisim gerçekliğini yitirip bir kopya resim durumuna düşer ve elbet daha az değer taşır. Bunu insana uygularsak eğer, ilk insanın birer kopyası olarak her nesil, haliyle, daha az merak uyandıran, daha başarısız bir deneme olacaktır, uzak düştükçe Âdem’e. Buna karşılık, Fransız filozof Bodriyar, bu çoğaltma işlemini bir noktaya kadar devam ettirdiğinizde, diyor, aslının esamesi okunmaz olur insan neslinin. Ve üstadın benimsediği simulakrum terimini kullanarak yeni bir yorum yapmak mümkün sanırım bu meyanda: Babayı oğula üstün tutan bir beyanda bulunmak doğru olmaz, kıyaslayacak bir orijinal kalmamıştır çünkü. Ancak, yine aynı türden bir yanılsama içindeyimdir, tutup kendimi babama...
Sayfa 67·Kitabı okudu
Devlet'in temeli barıştır, bu anlamda barış zaferdir; simülakrum olarak verili zaferin meşrulaşmış sürekliliğidir. Devlet'in temeli barışın, meşru şiddet kullanımının koşulu olarak muhafaza edilmesidir. Böylece barış meşru şiddettir.
Platon esasen iki imge arasında ayrım yapar: kopya ve simülakra. Kopya saf Biçimlerin, İdeaların benzerlik temelinde doğru bir temsiliyken, simülakra saf Biçimlerden bir ayrılma ya da sapmaya işaret eden sahte ya da uygun olmayan görüşlerden başka bir şey değildir (Deleuze 1989: 256). Kopya, benzerlik taşıyan bir imge, simulakrum ise benzerlik taşımayan bir imgedir. Bu kavrama, büyük ölçüde Platonculuktan ilham alan ilmihaller aracılığıyla aşina olduk. Tanrı insanı kendi suretinde ve kendine benzeyecek şekilde yarattı. Ne var ki insan günah işleyerek bu benzerlikten mahrum oldu, fakat sureti aynı kaldı. Bizler simülakra olduk (a.g.y. 257).
Sayfa 24 - Metis Yayınları
Felsefe-Düşünce