Kocası bir çeşit simya yaratmış. Bu çocuğu bulup ona talimatlar vermiş, nasıl konuşacağını, nasıl duracağını, çenesini o şekilde, sonra bu şekilde nasıl kaldıracağını göstermiş. Provalar yaptırıp her şeyi ezberleterek çocuğu bu işe hazırlamış. Söyleyeceği ve işiteceği sözleri o yazmış. Agnes o provaları, kocasının çocuğu bu kadar kusursuz ve eksiksiz bir şekilde nasıl hazırlamış olabileceğini; çocuk işi becerdiğinde, ilk kez onun gibi yürüdüğünde, başını Agnes'ın kalbini paralayacak şekilde ilk kez çevirdiğinde neler hissetmiş olabileceğini hayal etmeye çalışıyor. Ceketini sakın ilikleme, bağları açık kalsın, botların da boyanmamış olmalı, saçlarını ıslat ki şurası aynı bu şekilde dik dik dursun, demek zorunda kalmış mıdır acaba?
Oradaki, o sahnedeki Hamlet iki kişi: yaşayan genç adam ve ölmüş baba. Hem hayatta hem de ölü. Kocası yapabileceği tek şekilde, oğullarını hayata döndürmüş. Hayalet konuşurken, Agnes kocasının bunu yazarak, hayalet rolünü bizzat oynayarak oğluyla yer değiştirdiğini görüyor. Oğlunu hayata döndürüp kendisi ölmüş; ölümün onu pençeleri arasına almasına izin verip oğlunun hayatını kurtarmış. "Ne korkunç şey! Ne korkunç! Ne korkunç!" diye mırıldanıyor kocası hayaletin sesiyle, ölürken çektiği acıyı hatırlayarak. Kocasının her babanın yapmak isteyeceği şeyi yaptığını, oğlunun yerine acı çektiğini, onun yerine geçtiğini, oğlu yaşasın diye onun yerine kendini feda ettiğini görüyor Agnes.
Bunları sonradan, oyun bittikten, son sessizlik çöktükten, ölüler yerlerinden fırlayıp sahnenin ön tarafındaki diğer oyunculara katıldıktan sonra kocasına da söyleyecek. Kocasıyla çocuk el ele tutuşup bir alkış sağanağının karşısında üst üste reveranslar yaptıktan sonra. Sahne bomboş kaldıktan, mazgallı siperler, mezarlık, kale ortadan kalktıktan sonra. Kocası