Annemin sürekli oku oku oku ısrarları sonrasında alıp okudum. Neden bu kadar ısrar ettiğini sanki anladım. Üniversite döneminde, geleceği çok parlak görünen, hayatını mantığı doğrultusunda yönlendirmeyi düşünen bir genç kız; kitap boyunca isteği dışında gelişmiş gibi görünen ama karşı da koymadığı gönül işleriyle, bu gönül işlerindeki seçimleriyle kendisine çizdiği yoldan sapıyor. Annem de bir mesaj mı vermeye çalışıyor ne? Hayatın akışına öylece kendini bırakmamalı insan, kendi kontrolünde götürmeli, en azından denemeli. Sabır güzel bir şey fakat insan kendine sınır çizgileri çizdiyse bir sebebi vardır ve bu çizgiler aşıldığında sabır göstermek, bir şeylere katlanmaya başlayacağının garantisidir. Pirayeciğime de böyle oldu sanki. Bazı bazı sinirden dişlerimi sıktığım bir kitap oldu. Benim bu kadar uzun zamanda okuduğuma bakmayın, çok hızlı giden bir kitap(şehir betimlemeleri dışında), akıyor da akıyor olaylar. Teşekkürler anne, güzel mesajdı.
Mucize için 'iyi ki okudum' diyebiliyorum. Çünkü okurken Auggie'den çok şey öğrendim. Auggie kitabın ana karakteri. Yüzünde 27 tane ameliyat var,dış görüntüsü farklı ve dışarıya çıkmak istemiyor.Çünkü insanlarin ona bakarken ki yüzlerindeki ifade Auggie'yi oldukça rahatsız ediyor. Bir gün ailesi onu okula gitmesinin vakti geldiğini söylediğinde tabi ki istemiyor. Ama yine de okula gidiyor ve 5. sınıf onun için,kitap için,biz okurlar için bir Mucize oluyor. Mucize derken ameliyat izlerinin geçmesi değil. Belki ameliyat izleri geçmiyor ama Auggie'nin hayata bakışı değişiyor en mühimi de dışarı çıkmama korkusu gidiyor. Çünkü 5.sinif ona gerçekten iyi geliyor!Ben Auggie'yi cok sevdim. İleride onun gibi bir öğrencim olursa nasıl davranmam gerektiği konusunda Mucize bana çok şey öğretti.
Eğer Auggie'nin simasını merak ediyorsanız kasımda çıkacak olan filmin fragmanına bakabilirsiniz. Linki youtu.be/Ob7fPOzbmzE
İncelememi okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Umarım ki Mucizeyi okumanıza vesile olurum. Keyifli okumalar dilerim.
Yeğenim henüz iki yaşında, adı Muhammed. Parka doğru yol alıyoruz. Ailenin ilk torunudur kendisi. Bir dediği iki edilmiyor haliyle. Parkta oynayan çocuklar görüyoruz. Hallerine bakınca Suriyeli ya da Afgan olduklarını anlıyorum. 3 çocuk kendi aralarında top oynuyorlar. Topları bizim tarafa doğru geliyor. Tam yanımıza gelince Afgan oldukları belli oluyor zaten. Muhammed onlarla top oynamaya başlıyor. Ben hayatımda ilk defa fevkalade bir zevk alarak top oynadığı görüyorum. Gözleri ışıl ışıl parlıyor. Oysa evde kendisi için iki kaleli mini bir halı saha aldık. Neredeyse evin sadece bir odası onun halı sahasına ayrılmış. Fakat bir gün gidip orada oynadığını görmedim. Fakat Afgan çocuklarla son derece mutlu bir şekilde oynuyor.
Aradan biraz vakit geçtikten sonra Muhammed’i aldım. O ara elimi cebime attım. 1 lira bozuk para vardı cebimde. Aldım o parayı uzattım çocuğa. Çocuk bana baktı, baktı. Usulca elini uzatıp parayı aldı ve paraya bakmaya başladı. Tuhaf bir davranış sergiliyordu. İzlemeye başladım. Başını kaldırdı bana baktı, gözlerimiz buluştu. Aman Allah’ım… Gördüğüm şeye inanamadım. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim inanılmaz bir parıltı, bir sevinç, bir mutluluk… Ben daha önce hayatımda böyle mutlu bir göz görmemiştim. 1 lira dedim lan altı üstü 1 lira… Adaletine sıçayım dünya dedim. Kardeşlerini alıp ilerideki limonatacının yanına gidip bir tane şalgam suyu aldılar 3 kardeş. Şalgamın içinde bir havuç, alıp üçe böldüler onu. Bir bardak şalgamdan teker teker ve yudum yudum içmeye başladılar. Gözlerinde ve yanaklarında akıl almaz bir mutluluk. Öyle oturdum onları izledim. İçimde oluşan his, tarifsiz bir şeydi. Neredeyse hiçbir şey yapmamıştım. Ama bu çocukların bu şekilde mutlu olmasına sebep olmuştum. Yanlarına gittim. En küçüklerinin saçlarını okşadım. Bir kez