7/10
·403 syf.··
2026 62. kitabı
Yılanların öcü serisinin üçüncü ve son romanı Kara Ahmet Destanı. İsmi çok iddialı olmuş öncelikle destan diye ne anlatmış bilmiyorum bu kez merkezde Ahmet var gibi ancak tam da öyle değil. Bayram köyü terk etmiş şehre yerleşmiştir orda hastanede hademe olarak az bir paraya çalışır bir de gecekondu kondurur şehre yaşar gider. Karısını da aynı hastanede çalıştırır. Bayram hastanede tanıştığı bir elemana takılır bu adam nurcudur normalde diğer kitaplarda görmediğimiz şekilde bayram dindar beş vakit namazını terk etmeyen birisine dönüşür. Romanda ben tam olarak burda koptum yazardan. Çünkü yazar öyle keskin sınırlar çiziyor ki katılmak mümkün değil. Ya Müslüman gericisindir ya da solcu ilerici sosyalistsindir. Başka şansın yok. Muhteşem köy romanları yazan Fakir Baykurt belki de bu yüzden toplum tarafından yeterince benimsenmedi. Bu romanda karataştan çıkıyoruz önce şehre sonra Ankara’nın üniversitelerinde sağ sol kavgalarının içine dalıyoruz. Açıkçası bu yüzden bu seriden sıkıldım bu son romanı zor okudum. Yine de okunmalı o dönem için çok açık her türlü siyasi kültürel konu bütün çıplaklığıyla işlenmiş. Bir diğer sorun da kitap ucu çok açık bitti. Bayram köyü bıraktığına pişman oldu ama ya diğerleri. Ahmet’e ne oldu? Irazcaya ne oldu? Muhtara Haceliye ne oldu? Abdullah Utku’ya ne oldu? Bilmiyoruz
Kara Ahmet DestanıFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011782 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
Kitabı okurken ve özellikle finaline ulaştığımda zihnimde sürekli iki eser arasında bir bağ kuruldu: Bu kitabın merkezindeki “Atları da Vururlar” düşüncesi ve Fareler ve İnsanlar’ın unutulmaz finali. İlk bakışta birbirinden oldukça farklı görünen bu iki hikâye, aslında insanın çaresizlik karşısında verdiği en zor kararları sorgulatıyor. Ayağı kırılmış bir atın artık iyileşme şansı yoksa ne yapılmalıdır? Onu uzun ve acı dolu bir sürece mahkûm etmek mi daha merhametlidir, yoksa çektiği acıyı sonlandırmak mı? Kitap boyunca bu soru yalnızca bir hayvan üzerinden sorulmuyor; finalde çok daha geniş ve insani bir boyut kazanıyor. Bu noktada aklıma gelen ilk kavram ötanazi oldu. Özellikle ağır hastalıklar ve dayanılmaz acılar söz konusu olduğunda, kişinin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olup olamayacağı sorusu yeniden zihnimde canlandı. Ötanazi gerekli midir, etik midir, yasal olmalı mıdır? Kitap bu sorulara kesin cevaplar vermiyor; aksine okuru bu sorularla baş başa bırakıyor. Beni en çok etkileyen noktalardan biri de buydu. Hikâye, beklemediğim bir şekilde atlarla insanlar arasında duygusal ve düşünsel bir köprü kurdu. Elbette bir insanla bir at aynı değildir; ancak acı çekmek, çaresizlik ve merhamet gibi kavramlar söz konusu olduğunda aradaki sınırlar bulanıklaşmaya başlıyor. Bu nedenle kitap bende yalnızca bir hikâye olarak kalmadı. Bitirdikten sonra da düşünmeye devam ettiğim, etik ve vicdani sorgulamalar yaratan bir okuma deneyimine dönüştü.
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026627 okunma
Reklam
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ" Gece vagonun içi karanlık. Annemin anlattığına göre kadının biri bana, 'Hadi Vartan bir şarkı söyle de biraz şenlenelim,' demiş. Ben de şöyle bir şarkı tutturmuşum: 'Elinde bir deste gül Gülistan'dan geliyor, Yavuklusu yanında Al yanaktan öpüyor.' Vartan İhmalyan, 1913’te Konya’da doğdu. 1944’te Robert Kolej’in mühendislik bölümünden mezun oldu. Ardından Fransa, Macaristan, Polonya ve Çin derken 1961’de Moskova’ya yerleşti ve 1987’deki ölümüne kadar orada yaşadı. Bir mühendis, bir göçmen, bir dil sever. Ve Türkiye’yle bağı hiç kopmayan bir yürek. Edebiyatımızda “İhmal Amca” olarak tanınan, çocuklara armağan ettiği masallarla hafızalara kazınan Vartan İhmalyan’ın Bir Yaşam Öyküsü, 20. yüzyılın çalkantılı coğrafyasında bir Ermeni, bir Türkçe sever, bir komünist ve bir entelektüel olarak var olma mücadelesinin belgeseli. Kitap, onun “Benim iki anadilimden ilki Türkçe’dir” sözünü edebi bir kimlik tanımı olmaktan çıkarıp derin bir tarihsel ve siyasi bağlama oturtuyor. Eserin, Vedat Türkali ve Mete Tunçay’ın değerlendirme yazılarıyla birlikte sunulması bakımından da kıymetli; çünkü bu isimler hem İhmalyan’ın tanığı olduğu dönemin hem de Türkiye sol hareketinin önemli aktörleri. Peki, bu anı kitabını diğerlerinden ayıran şey ne? Neden hâlâ okunmayı hak ediyor? İhmalyan anılarına 1915’e, Konya’dan kalkan bir trenle başlıyor. Henüz iki yaşında olmasına rağmen aile büyüklerinden dinlediği bu travmayı şöyle aktarır: “Derken, günün birinde katar katar hayvan vagonlarına binmiş, Doğu’ya gidiyoruz. Bende bir sevinç, bir sevinç ki trene binmişim diye. Oysa sürgüne gidiyormuşuz.” Bu masum bakış açısıyla söylenen söz, Ermeni tehciri gibi bir kırılma anını edebiyata taşırken, aynı zamanda ailesinin nasıl kıl payı kurtulduğunu (Ereğli’de ambar müdürü olan bir
Edebiyat
Bir Yaşam ÖyküsüVartan İhmalyan · Cem Yayınevi · 201210 okunma
Filler Tepişir Otlar Ezilir. Şaşmaz!!!
8/10
·160 syf.··
2026 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 12:51
Kaçın demokrasi geliyor , daha kapağından itibaren okuyucuya ironik bir soru sorduruyor: "Demokrasi gerçekten geliyor mu, yoksa bize geldiği söylenen başka şeyler mi var?" Yazar Banu Avar, kitap boyunca dünyaya servis edilen "özgürlük", "insan hakları" ve "demokrasi" paketlerinin içeriğini açıp kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü ambalajın üzerinde yazanlarla kutudan çıkanların her zaman aynı şeyler olmadığını hatırlatıyor. Bir ülkeye demokrasi götürme iddiasıyla yapılan müdahalelerin ardından geriye kalan yıkım, savaş, yoksulluk ve istikrarsızlık manzaraları ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Demokrasi gerçekten geldi mi, yoksa sadece adı mı geldi? Kitabı okurken insanın aklına şu düşünce geliyor: Açlığın hüküm sürdüğü, çocukların savaşlarda öldüğü, milyonlarca insanın göç yollarında yaşam mücadelesi verdiği bir dünyada demokrasi nutukları ne kadar samimi olabilir? Özgürlükten söz edenlerin silah satış rekorları kırdığı, insan haklarından bahsedenlerin çıkarları uğruna sessiz kaldığı bir düzende demokrasi söylemi bazen kulağa oldukça tanıdık bir reklam sloganı gibi geliyor. Kitabın temelinde de tam olarak bu sorgulama yatıyor. Demokrasi adına yapılan operasyonların, ekonomik çıkarların, küresel güç mücadelelerinin ve jeopolitik hesapların gölgesinde şekillendiğini savunan Avar, okuyucuyu resmî anlatıların ötesine bakmaya davet ediyor. Belki de kitabın özeti tek bir atasözünde saklıdır: "Filler tepişir, otlar ezilir." Dünya siyasetinde de çoğu zaman değişen bir şey olmuyor. Güçlü devletler hesap yapıyor, stratejiler kuruyor, sınırlar çiziyor; bedelini ise sıradan insanlar ödüyor. Sonra da adına demokrasi, özgürlük veya barış deniliyor. Bu nedenle Kaçın Demokrasi Geliyor, demokrasi kavramıyla alay eden bir kitap değil; daha çok demokrasi adı altında sunulanların
Kaçın! 'Demokrasi' Geliyor!Banu Avar · Remzi Kitabevi · 2013604 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 14. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:13
Sistem bize neyi, nasıl yediğimizi sorgulatmakla kalmıyor; 'insan' dediğimiz şeyin değerini nereye koyduğumuzu da sert bir şekilde tartışmaya açıyor. Leziz Kadavralar, kan donduran bir kurgu gibi görünse de aslında günümüz tüketim toplumuna dair çok keskin bir eleştiri. Beni en çok etkileyen kısım, o 'özel yetiştirilen' insanların çiftlikten sofraya uzanan süreçteki o soğukkanlı bürokrasiydi. Şiddetin sıradanlaşması üzerine yazılmış en sert metinlerden biri. Okurken yer yer zorlandım ama kesinlikle unutulmazdı..
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Siren Yayınları · 20252,404 okunma
Puan vermedi·624 syf.··
2026 24. kitabı
Her güzel kitap gibi tek okumanın yetmediği bir kitap. Seneler önce bana hediye edildiğinde okumuştum. Dünyada insanlar sınırlarla ayrılsa da aslında belli başlı parametrelerle yaşar ve ölürüz. Bambaşka sandığımız hayali sınırlar ise özünde bir yanılsamadır. Dünyayı kirletmenin, nüfusları yok etmenin en iğrenç pratik yollarından biri savaş. İçindeki insan hikayeleri ise insan olmayı unutanları bile çileden çıkaracak derecede korkunç, üzücü. 3-4 güne sığan bir aşk ve mücadelenin hikayesi. Bir insanı sevmek için kaç zaman yeter? Ya peki başka bir millet için savaşmak? Peki daha önce görmediğin ama bir kaç günde tanıyıp bağlandığın insanlar için acı çekmek? Bize zamanın ve mekânın insanı sadece sınırlayan sınırlı gerçekler olduğunu göstermiyor mu? Hayatın daracık bir anını kapsayan, bir ömürden fazlası sayılacak kısacık bir kaç gün. Sevgi, ihanet, kader ve diğer insani durumlar… İnsana hayatı sorgulatır, şöyle ki; Savaşlar ve yapay sınırlar insanı önce ötekileştirir sonra da anlamsız serüvenlere iter. Tanımadığın birine düşman olmak, kısacık anda tanıdığına aşık olmak, ona üzülmek hep bu acı hayatın gerçekleri olagelmiştir. Hayatı anlamlı ve dolu yaşamak varken, anlamsız ırk, din vs hayali sınırlarla insanlığı tüketmek… buna savaş ve koruma demek… aklı çalışan insanlar için kahredici bir zorbalık değil midir? Esas savaş çıkaranların hesapları yüzünden acı çekmek, yok olmak… tarifsiz ahmaklık ve tarifsiz acılar bundan gelir. Kitap bir başyapıt elbette. İçselleştireceğimiz, acı çekeceğimiz sahnelerle dolu. Tıpkı sevip de kalbimizi ısıtan anlarla dolu olması gibi!
Çanlar Kimin İçin ÇalıyorErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 202514,5bin okunma
Reklam
Reklam