AŞK, İHANET İÇERMEMELİ
Puan vermedi·365 syf.··
2026 36. kitabı
" İnsan içine girmeden kalabalığı yaşamak" Suat Süreyya'nın karısı. Necip de onlarla sıkı fıkı birlikte eve girip çıkan beraber gezen ısrarla evde alı konulan bekar bohem yaşayışı olan bir arkadaşları. Necibin bu karı kocaya olan yakınlığı mutlu aile tablolarına olan hayranlığı sinsice , yavaş yavaş Suat'a aşka dönüşüyor. Süreyya eşini Deniz tutmasına rağmen yelkenli Deniz merakı avcılık ile eşinden ayrı takılmalar, eşinin müziğe olan ilgisine lakayı davranıp necibin beraberce suat'la müzik konusunda vakit geçirmeleri gibi hatalar yüzünden aynı aile içerisinde gizli aşkları gittikçe derinleşiyor. Önce bakışmalarla sonra sözlerle tutku halinde bu aşk gittikçe alevleniyor. Konak'ta evin kızı Fatin'le mutsuz bir evliliği olan Hacer hoppa zıppa birisi ve Necip ile o da ilgileniyor. Zaman Suat ve Necip bu imkansız tutkularından şüpheye düşseler de en sonunda birbirlerine itiraf ediyorlar ama süreyya'ya ihanet edip kaçmaya da vicdanları el vermiyor. ...... Bu bu hikayede masum ve mağdur gibi gözüken koca süreyya'nın çok büyük hataları vardır. -Bohem bir yaşantısı olan arkadaşını ne kadar samimi olursa olsun bu kadar aile içerisine sokması. -Eşinin müzik başta olmak üzere ilgisini görmezden gelip, Deniz tutmasına rağmen eşini sandala ava zorlaması. -Aynı evin içerisinde eşinden arkadaşından hiç şüphelenmeyip hobileriyle gününü gün etmesi.... Kısacası aşk güzel elbet ama, haram bir temele oturmamalı. Hepsinden önemlisi de ailenin bir mahrem alan olduğunu asla unutmamalı dost akraba arkadaşı bu alana sınırsız ve ölçüsüz şekilde sokmamalı. """" Ha bu arada roman psikolojik ilk önemli roman olmayı fazlasıyla hak ediyor. Duyguları
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750,1bin okunma
1/10
·376 syf.··
2026 7. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:46
Kitap beklentilerimin çok altinda kaldi öve öve bitirilemeyen, fazlaca sisirilmis bir Elif Şafak kitabı daha.iyiki, kütüphaneden almısım dedirtti. Paraniza yazik en onemlisi de vaktinize yazık okurlar.Şimdi gelelim kitap incelemesine.Seçilen karakterler isimler o kadar nokta atısli secilmis ki. Türklere karşı olan dūsmanligini o kadar sinsice yedirmiski.Sonrada buna tarafsizca herkesimden insanin yasantilarindan kesitleri,kadinlarin zor hayat sartlari bulundugu kilifiyla lanse ediliyor.Turk ailesinde her dalavere var, Ermeni ailesindeki karakterler idealist dūzgūn hicbir kusuru yok varsada olabilecek ufak tefek seyler.Tarafsiz dedigi halde yazik onlar soykirima kurban gittiler agitlari. Bunuda cinine soyletmesi. Kurban zihniyetinin arkasina gecerek Türklere giydirmis sozum ona. En saygisizca olani da tecavuz olayinin bir Türk ailede yasanmasi ve ailenin kizlarindan en kucugununde veen guzel alimli acik giyinen Zeliha karakterinde gerceklesmesi. Tecavüz eden kardeşinin adi Mustafa olmasi neden ? ermeni ailede gerceklesmeyip bide o kadar isim arasinda gelip bu ismi seciyorsunuz sayin elif hanim?Anlıyoruz Müslümanlardan nefret ediyorsunuz ama saygida duymuyorsunuz.Suan yasadiniz arizonada daha iyisinizdir. Türkiyeyi sevmediniz soyadinizi annenizin adini kullaniyorsunuz . Bari isminizinde aslinda Elif olmadigini soyleyinde tam olsun. Gizli kapakli degil gercekci bi sekilde tarafi bulundugunuz yerden seslenin.Kimliklerini saklayan insanlardan misiniz sizde kitapta bahsettiginiz gibi? Gercekten Elif gibi dimdik olun..Baba ve Piç Baba ve Piç
Baba ve PiçElif Şafak · Metis Yayınları · 200617,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·144 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:55
Veronica Raimo’nun taze taze bitirdiğim Beni Yazma romanı, ilk sayfalarında beni biraz mesafeli karşılasa da kısa sürede tamamen içine çekmeyi başaran, çok katmanlı ve sarsıcı bir deneyim oldu. Kitabın başlarında anlatımın dağınıklığı veya karakterin dünyaya bakışı yüzünden biraz sıkılır gibi olsam da, hikaye ilerledikçe S. ile aramda çok güçlü bir bağ kuruldu. S.'nin günlük hayatın detaylarından bahsedişi, kendisiyle ve yaşadığı absürt durumlarla acımasızca dalga geçmesi o kadar samimiydi ki, okurken kendimden de çok şey buldum. O alaycı ve ironik dil, aslında karakterin hayata ve yaşadığı travmalara karşı kurduğu muazzam bir savunma mekanizması gibiydi. Ancak kitabın beni en çok sarsan ve üzen kısmı, bu kara mizah perdesinin arkasındaki o acı gerçek oldu. S.'nin sevdiği, güvendiği ve tutku duyduğunu sandığı bir insan tarafından manipüle edilmesi, açıkça tacize ve istismara uğraması içimi acıttı. Raimo, tutku ile istismar arasındaki o ince ve bulanık çizgiyi öyle keskin bir dille anlatmış ki, okurken karakterin o çaresizliğini ve uğradığı haksızlığı derinden hissediyorsunuz. En ağır travmaların bile hayatın o sıradan akışı içinde nasıl sinsice gizlenebileceğini görmek gerçekten çok etkileyiciydi. Klasik gizemlerin dışına çıkıp modern, psikolojik derinliği olan, feminist ve sert bir metin okumak isteyen herkesin şans vermesi gereken bir kitap. Başlardaki o mesafeli havaya aldanmayın, kitap sizi hiç beklemediğiniz bir anda tam kalbinizden yakalıyor.
Beni YazmaVeronica Raimo · Medusa Yayınları · 202645 okunma
9/10
·392 syf.··
2026 52. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 00:00
Sydney, hayalini kurduğu Madrona Vakfı’na kabul edildiğinde bunun hayatındaki en büyük fırsat olduğunu düşünüyordu. Alzheimer araştırmaları yapan bu gizemli yerde hem kendini kanıtlayacak hem de geleceğini kurtaracaktı. Ama vakfa geldiği ilk andan itibaren hissettiği o tuhaf sessizlik, karanlık atmosfer ve insanların gözlerinde sakladığı şeyler ona burada hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını hissettirdi. Vakfın koridorlarında dolaşan garip olaylar, gördüğünden emin olamadığı hayaletler, yaralı hayvanlar ve insanların davranışlarındaki değişim Sydney’in kendi aklından bile şüphe etmesine neden oluyor. Özellikle profesör Kincaid… Ona yaklaşmak istiyor çünkü yanında kendini güvende hissediyor ama aynı zamanda adamın sakladığı gerçeklerden korkuyor. Aralarındaki bağ güçlendikçe Sydney, vakfın içinde yürütülen deneylerin sandığından çok daha tehlikeli olduğunu anlamaya başlıyor. Diğer öğrenciler de zamanla değişmeye başlıyor ve herkes sanki görünmez bir şeyin etkisi altındaymış gibi davranıyor. Sydney ise hem kendi zihniyle savaşırken hem de gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Çünkü öğrendiği her şey onu ya kurtuluşa götürecek ya da tamamen karanlığın içine çekecek. Ve o şaşırtan ters köşe yapan o son!!! Kitap daha ilk sayfalarda beni kendi atmosferinin içine çekmeyi başardı. Çünkü bazı kitaplar vardır, daha ne olduğunu tam anlayamadan bile o havayı okuyucuya geçirir. Düşünsenize; çok ünlü bir vakfın içindesiniz ama dış dünyayla bütün bağınız kopmuş. İnternet yok, telefon yok, dışarıyla iletişim kurabileceğiniz hiçbir şey yok. Sanki görünmez duvarların arasında sıkışıp kalmışsınız gibi… O izolasyon hissi kitabın her sayfasında daha da ağırlaşıyor. Her bölüm bittiğinde “Bir sonrakinde ne olacak?” merakıyla okumaya devam ettim. Bana göre gerilim dozu başlarda sinsice
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202568 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 53. kitabı
Hiroko Oyamada’nın #fabrika adlı eseri, modern çalışma yaşamının ruhsuzluğunu, tekdüzeliğini ve insanı ağır ağır öğüten o mekanik döngüsünü Kafkaesk bir atmosferle gözler önüne seriyor. Roman, birbirinden kopuk geçmişlere ve farklı karakter yapılarına sahip üç ana karakterin hikâyesine odaklanır. Burada anlatılan “Fabrika”, yalnızca fiziksel bir mekân değil; çalışanların tüm varlığına sinsice nüfuz eden, onları kendi kasvetli çarklarına hapseden, yaşayan ve nefes alan devasa bir organizmadır. Fabrika, iş dünyasının insani değerleri nasıl tasfiye ettiğini; bireyi hem kendine hem de dış dünyaya yabancılaştırarak nasıl sistemin sıradan bir dişlisine dönüştürdüğünü işleyen, modern zamana dair eleştiri olsa da pek yıldızımız barışmadı. . #epia #book #japan
FabrikaHiroko Oyamada · Siren Yayınları · 202610 okunma
Bye Bye Türkçe /İnceleme/
Puan vermedi·384 syf.·
2026 65. kitabı
Bye Bye Türkçe, Oktay Sinanoğlu’nun o nev-i şahsına münhasır, eyvallahsız ve dertli üslubuyla, bir milletin bağımsızlık sancağını doğrudan doğruya ana dilinin burcuna diktiği, kelimenin tam anlamıyla bir kültürel direniş manifestosudur. Kitabı elinize aldığınızda karşınıza o kasım kasım kasılan dil bilimcilerin sıkıcı kuralları falan çıkmıyor; aksine "küreselleşiyoruz" masalıyla Türkçenin nasıl sinsice nefessiz bırakıldığını, yabancı dille eğitim tuzağıyla gencecik zihinlerin nasıl kendi köklerine yabancılaştırıldığını haykıran sarsıcı bir çığlıkla yüzleşiyorsunuz. Asıl vurucu tarafı da burada zaten; yazar meseleyi sadece sokaktaki yabancı tabelalardan ibaret görmüyor, dilin bir toplumun düşünme genetiği, omurgası ve matematiksel evreni olduğunu net bir şekilde önümüze koyuyor. Sahi, kendi ana dilinin zenginliğiyle rüya göremeyen, kendi kelimeleriyle felsefe ya da bilim üretemeyen bir kuşağın, küresel güçlerin zihinsel sömürgesi olmaktan kurtulması mümkün müdür? Sinanoğlu, batı hayranlığıyla kendi hazinesini hoyratça harcayan o ezik aydın profilini o kadar samimi, o kadar içten ve iç sızlatan bir dille eleştiriyor ki, sayfaları çevirdikçe içinizdeki o milli benlik duygusu ve dilinize olan hürmetiniz adeta şaha kalkıyor. İşte bu yüzden; dilini kaybeden bir toplumun aslında her şeyini kaybedeceğini o acı gerçeklikle görmek ve Türkçenin o muazzam dehasını yeniden hissetmek isteyen her insanın bu kitabı satır satır dimağına kazıması gerekiyor. Bu eser size kuru bir teoriden çok daha fazlasını veriyor; kapağını kapattığınız an ağzınızdan dökülen her kelimenin aslında sığınmamız gereken son kale olduğunu fark ettirerek, ruhunuzda o hiç sönmeyecek milli gururun ve uyanışın ateşini yakıveriyor.
Edebiyat
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma