• İtiraf edeyim ki kitabevlerinin eski misyonlarını sürdürdüğünden söz etmek giderek zorlaşıyor. Okur profili hızla değişiyor, kitabın kadim kültürümüzdeki yeri bir hayli aşınmış durumda. Artık Kimse son okuduğu kitap üzerinden bile kendi dilini ya da dünya algısını tartışmaya açmaya gerek duymuyor. Şıpsevdi ilgilerle tükenen bir yönelim var kitaba karşı...
  • İkinci defa başlayıp yine yarım bıraktığım bir kitap. Konusu, anlatımı herşeyiyle bana kitap etmeyen bir Kitap. Nasıl bu kadar sevilmiş, satılmış, okunmuş anlayamadım. Tabiki klasiğimiZe saygısızlıkta etmek istemem ama hiç beğenmedim.
  • İki tip aşık ortaya çıkar; Yerleşip, uslu uslu aşık olanlar ve sürekli güçlü duygulara ihtiyaç duyup, şıpsevdi aşkı tercih edenler.
  • Bir okumak var bir de okuduğunu hissetmek kitaba kendini kaptırmak. Bu kitap tam da böyle. Sabahattin Ali aydın bir yazar, ileri görüşlü bir yazar. Fakat düşünce suçundan çok kez mahkemelik oldu. Neydi bu düşünce suçu? İnsanların hakları sömürülmeden, eşit biçimde, barış içinde mutlu bir yaşam sürmelerini düşlemek mi? Ülkenin daha iyi bir konumda olmasını istemek mi? Bu memlekette yapılan her işin üç-beş kişinin çıkarına değilde bu topraklarını dolduran milyonların yararına olmasını istemek mi düşünce suçu?
    Sabahattin Ali aydın bir yazar olduğu için bunların başına gelebileceğini biliyordu.
    Muhteşem bir hayat yaşamıştı ve muhteşem de eserler bırakmıştı geriye. Zamanında çıkardığı marko paşa o zamanda en çok satanların başındaydı.
    Hikayeleri,şiirleri,romanları ve yazdığı ne varsa hepsini sevmişti insanları gayet olumlu yorumlar almıştı memleketin aydınlarından da, ezilen sınıflara mensup insanlarından da . Onu sevmeyenler konuşmasını ve yazmasını istemeyenler ülkesini tahakküm altında yönetenlerdi.
    Sabahattin Ali aşık olmayı severdi. Biraz şıpsevdi bir adamdı. Sempatik bir kişiliğie sahipti. Her zaman temiz ve bakımlı kıyafetleri ağzından düşürmediği piposu ve yeşil mürekkepli dolma kalemiyle, gayet has bir genç Entelektüel görüntüsü çiziyordu.
    Hapishaneler atılmıştı Sabahattin Ali. Umudun düşmanları tarafından Sinoptayken Duvar hikayesinde “ Bir mahbusu dünyayla hiç alakası olmayan bir zindana kapatmak ona en büyük iyiliği yapmaktır.” diyordu. Hapishaneşerde olmasına rağmen yazmaya devam etti. Nazım Hikmetlede mektuplaşıyordu.
    Eşi Aliyeyle tanıştı. Bir mektubunda ona “ Sen sevginle beni dünyada erişilebilecek saadetlerin en büyüğüne eriştirdin.” diyordu. Çok duygu yüklüydü Sabahattin Ali. Duygularını her zaman belirtirdi.”Hayalini kurduğu dünyada insanlar nasıl yaşasın istiyorsa keni ailesi içinde öyle bir düzen kurmak istiyordu genç adam.”
    Dünyayı yaşanılmaz hale getiren insandır. İyilikte kötülükte insanın kendi eseridir. Sabahattin Ali hikayelerinde romanlarında insanı anlamaya çalışmıştır. Bu yüzden Sabahattin Ali her devrin adamıdır. Kürk Mantolu Madonnanın üzerinde çalıştığı zamanlarda ne üzerine çalışıyorsun diye sorduklarında “ insanın derinliği “ diyordu . Sabahattin Ali bu romana Almanya’da aşık olduğu genç hanımın adını vermiş bir anlamda anısını ölümsüzleştirmiştir.
    Hikayeleri,şiirleri ve romanları üzerine çalışmak çok hoşuna gidiyordu.
    Nazıma’a bir mektubunda şöyle dedi:
    “ Şu an inan ki, senin dostun olmakla değil. Sadece aynı devirde yaşamış olmakla övünüyorum.”
    Sabahattin Ali’ye kimse cevap yetiştiremiyordu. İsmail Hakkı “ İyi ki şu Nazım var Sabahattin’i bir tek o susturabiliyor.” demişti muzip bir ifadeyle.
    Dünya yüzünde sürüp giden haksızlıklara, nereden gelirse gelsin dur denilmesi gerekiyordu. Sabahattin Ali bu haksızlıklara karşı her zaman karşı olmuştur.
    Sabahattin Ali her zaman dünyayı ve ülkesini iyi görmek isterdi. Yapılmakta olan yanlışları değiştirmeye gücü yetmiyorsa bu görevini en azından eleştirel olarak gerçekleştirirdi.
    Sırça Köşk’te birkaç uyanığın bir yerleşimde yönetimi nasıl ele geçirdiklerini, sonra insanların varlıklarını nasıl tüketip bitirdiklerini anlatmıştı. Bu yüzden yönetimdekiler tarafından kaldırılmak istendi. Halkı isyana teşvik ediyor gerekçesiyle.
    Susmak, susmayı kabullenmek, gerçekleri görüpte susarak bir hayat geçirmek onursuzluk olurdu. Bu yüzden lafını hiç esirgememiştir. Dili sapan gibiydi. Kalemi kılıç gibiydi.
    Çok severek okuduğum bir yazar Sabahattin Ali hikaye ve romanları ülkemizin o döneminde ve şimdi de çok sevilmektedir. Kitabı hiç sıkılmadan okudum. Sabahattin Aliyi incelemek bizim haddimize değil ama bende bıraktığı duygu ve düşünceleri yazmaya çalıştım. Bazı yerler kitaptan direk yazıldı ama olsun.
    Sabahattin Aliyi okuyun, okutturun.
    Keyifli okumalar.
  • Ölmüş veya şıpsevdi olan dostunu kaybetmekten dolayı aşkta umutsuzluğa düşmüş bir genç kıza bakınız. Bu kaybediş gerçek umutsuzluk değildir,kendi kendinden umutsuzluğa düşmüştür. Başkasına ait hale gelseydi en hoş şekilde kaybetmiş ve kurtulmuş olacağı bu ben,bu durumda can sıkıntısına yol açar;çünkü başkası olmadan bir ben'e sahip olmak olmak zorundadır.
  • Klasik bir Dan Brown kitabıydı. Okurları bilirler ki Robert Langdon varsa bir davet, güzel bir kadın, bir cinayet ve çözülmesi gereken bir gizem vardır. Bir yerden sonra başta masum olan Profesör nasıl becerirse becerir ve şüpheli olur. Sayın çok sevgili Brown amca,bir zahmet baş göz artık Langdon’ı. Adam iyice şıpsevdi oldu çıktı Hadi evlendirmiyorsun, bari aynı bayanla yola devam et. Hep ayrı ayrı güzel, akıllı, mevkili bayanlarla kesişiyor yolu... Yazık adama, aklı karışıyor. Mesela ben Vittoria’yı çok bekledim ama gelmedi hiç

    Bu kitabında öyle ilgi çekici bir konu seçmiş ki oğlum hasta olmasa, ev yol geçen hanına dönmese bir oturuşta bitirirdim. Kirsch’in keşfi açıklanana kadar hop oturdum hop kalktım. Keşfin nasıl bir şey çıkacağına dair fikir yürüttüm durdum. Ancak müzedeki o müthiş girişten sonra açıkçası keşfin sunumu beni pek tatmin edemedi. Ancak Winston’ın hayalimdeki erkek olduğuna karar verdim

    Gerçek oldukları için adı geçen her yeri ve her eseri Google teyzem yardımıyla gördüm ki benim için hayli kültür geliştirici oldu. Casa Mila’ya ve Bilbao’daki müzeye dibim düştü, çok aradım ama bulamadım. 🤪 Bu arada modern sanat denen şeyden hiçbir şey anlayamadığımı da keşfetmiş oldum teşekkürler sayın Brown

    Çevirmen işini ustalıkla yapmış. Herhangi bir çeviri hatası,yazım ya da imla yanlışına denk gelmedim. Bir iki tane gereksiz noktalama vardı ama konunun ilginçliği, anlatımın akıcılığı, üslubun sürükleyiciliği sebebiyle kafayı kendilerine takamadım. Velhasıl kelam,okuyun okutturun. Pişman olmayacaksınız kitapla kalın
  • Romanda anlatılan, alafrangalık budalası züppe bir tip olan Meftun’dur. Paris’ten dönünce, oradaki yaşamını köşkte de sürdürmeye çalışır, köşktekilere alafrangalık dersleri vermeye kalkar. Daha da zen­ginleşmek için pinti ve zengin Kasım Efendi’nin kızı Edibe Hamm’la evlenmeyi düşünür. “Piyango’dan para çıktı” diyerek onunla evlenir. Bu arada Kasım Bey’in oğlu Mahir de, Meftun’un kız kardeşi Lebibe ile sevişmektedir. Sonunda cimri baba kızıyla oğlu­nun geçimini Meftun’a yıkar; kızını Mefbut’dan zorla ayırır. Meftun, Paris’e kaçar.