Tuna'nın bağrından devşirilen Nezuka'nın başta ismi, annesinin 'unutma çığlığı'da dahil her şeyi unutarak esamesi okunmayan yeniçeriye Mansur Ağa'ya dönüşmesi,kokuların hakimi Nihade'nin filbahri ve daha nice kokulardan buhurlar yapması, romanın buram buram kokması..'Buhurun, güzel kokusunu salması için ateşe atılması gerektiğini gördüm.Ateş kızıl.Buhur siyah.Duman bir ah kıvrımı.Bir duanın ağırlığı.Görmediğim ülkeleri,iki denizin tam birleştiği yerde kurulmuş,bol tapınaklı yitik kentleri gördüm.Uzaktan deve çıngırakları.Konuşan ırmak.İpek yolunun yıkık köprüsü.
Buhur yandı.Saldı kokusunu.
Ben dayandım.'(21)
Kokunun fotoğrafı yoksa da tahayyül âlemi kelemle birleşince romanı ateşe verdiğine şahit olmak.
"Âlemin bir sebebi bir de mümkünü vardı.İsimler önce, hayatlar sonraydı.Her isim, içinde,kuvveden çıkacak bir fiil saklardı.Her şey ölse isim yaşardı,isim ölünce olurdu her şeyin de ölmesi.Ayak bastığı kumsalı bu yüzden isim vererek vatan kılardı kâşif. Bir ismin bazen bütün hikâye unutulsa da kalbe batması,kiminin bir isimden ibaret kalması, kiminden geriye bir isim bile kalmaması.Bütün bunlar ismin taşıdığı hikmettendi,isimle varlık arasındaki ölümcül beyandandı.Namazın farzıydı kıraat, kıraat da kelimelerdi.'Esirgeyen ve bağışlayanın adıyla.'Her işin başı da bir isim değil miydi?"(25)
Nur'un ve Turna'nın hikayesiyle Postmodern tekniklerle tarihin, masalların, düşün, gerçeğin harmanlandığı, padişahların isimlerinden önce kaçıncı olduklarına değinmek babında bölümlerdeki sayıların arkasına değilde önüne konulan nokta:.1 gibi ince nüanslar, çok sevdiğim Nazan Bekiroğlu hocanın zeka kıvrımları.
'Niyet kalpteydi,kelam nefeste.Kelam düşünmenin eseriydi, düşünme kelamın, sonra her ikisi de aklın.Değil mi ki Allah'ın varlığını ve ona ait bahislerini,vahyin izin verdiği