Üçüncü Selim’in sır kâtibi Ahmet Efendi, Ruzname’sinde (10 Ocak 1792) şöyle yazar: “Hemen Hazret-i Hak, Françe ihtilâlini, misâl-i marâz-ı frenk, hâin-i Devlet-i aliye olanlara dahi sirâyet ettürüb ve çok zaman birbirlerine düşürüb Devlet-i aliye’ye hayırlı neticeler müyesser eyleye. Âmin!” Görülüyor ki ihtilâlin ilk hatırlattığı yine Fransız menşe’li olan firengi hastalığı. Bu benzetmeyi sonraki Osmanlı yazarlarında da bulacağız.
Vaktiyle hurûf-i mukattaa ile (kesik kesik harflerle) basılmış bir risale hakkındaki fetva talebine, şu anda kapanmış Fetva Emâneti tarafından şöyle cevap verilmiştir: "Bazı tefsirlerde beyan ve izah olunduğu üzere kurrâ ve âlimler ve bütün müslümanlar üzerine mushaf-ı şerifin bilinen hattına uymak ve eksiksiz biçimde ona riayet zorunlu ve gereklidir. Mushaf-ı şerifin bilinen hattı, Resûl-i Ekrem Efendimiz'in [sallallahu aleyhi vesellem] sır emini ve vahiy kâtibi olan Zeyd b. Sâbit'in [radıyallahu anh] yazısıdır. Zeyd b. Sâbit de hidayet rehberi Hz. Peygamberin sohbet şerefi sebebiyle bu kadri yüce ilimde başkalarının bilemediklerine vâkıf olmuş ve her harfi bir güzel incelik ve bir beliğ hikmete dayalı bulunmuştur. Aynı şekilde fıkıh kitaplarında Kur'ân-ı Kerîmin bütünüyle kesik kesik harflerle yazılmasının yasaklığı lazım geleceği belirtilmiştir."
nuh’un bir işçisiydim
günlüğümü biriktirdim tahta aralarında
bulursanız nuh’un gemisinden bir parça bir kalas
içinde altın vardır işte bu işarettir sana
altının üstünde nuh’un mührü
dünyanın en ilkel yazısıyla
ilkel ama sade ilkel ama canlı
ilkel ama güzelliğiyle çarpar insanı
ben ibrahim’in sır kâtibi
yakub’un dedektifi
yusuf’un hapishane arkadaşı
düş yorumu öğretmeni
ama görmedim yavuz bir öğrenci
aydın kılıçların şelâlesi
musa gibi
öğretmeseydim duvarını devirerek yoksulu kurtarmayı
çıkartabilir miydi musa
mısır’dan israil’i
delmeseydim bir yoksulun övüncü kayığını
geçirebilir miydi musa
kızıldenizden israil’i
bir vuruşta on pınar
çıkartabilir miydi çakmak kayalarından
öldürmeseydim hiç acımadan
gözünün önünde o çocuğu
bütün suçsuz çocukların katili
firavun’u boğar mıydı daha yeni kurumuş bir deniz
musa sürüyü şuayb’tan öğrendiyse
Ali Muhsin Bey odadan çıkarken çok mühim bir vazife altına girdiğini hissederek heyecandan titriyordu. Anlamıştı
ki devrik padişahın sır katibi olacak, dünyayı yerinden oynatabilecek kadar önemli hatıralarını yazacaktı. İlerde bu anıları "Ali Muhsin Bey'in Abdülhamid Hatıraları" başlığıyla yayımlayıp büyük bir şöhret kazanma ihtimali yüreğini titretiyordu. Hatta bu hatıratı büyük bir servete de çevirebilirdi. Başında kanatlarını açmış kocaman bir talih kuşunun tatlı ağırlığını hissederek hünkarın emirlerini yerine getirmeye
koyuldu. Ne yazık ki katibin bu hayalleri, defter aldırmasından kuşkulanarak onu takibe alan idarenin daha üçüncü gün baskın yapması sonucunda köşkün karanlık mahzenine hapsedilmekle sonuçlanacak tehlikeli bir girişim olarak kalacaktı. Sultan köşkte, katip karanlık mahzende hapisti.
Unuttum duymayı bunca bun arasında:
Yalnızca sabahları olan o selam.
Sır kâtibi diye bildiğim duvar,
Bile gelmedi bana.
Elim yakışmıyor gülmeye diye,
Lezzetler yıkıldı, yalancı ölüm;
Eve geç kalmış bir kızın adımları
Gibi titriyor ömrüm...