Kızıl Karma, Jean-Christophe Grangé'nin şimdiye dek yazdığı en kapsamlı kitap. Birçok konuda bilgi içeriyor, buna cinayet eşlik ediyor ve polis soruşturmasıyla ilerliyor fakat kitap o kadar ayrıntılı yazılmış ki polisiye kısmı gölgede kalıyor. Şöyle ki; Hintlilerin birbirinden farklı inanışları detaylı işlenmiş. Doğu mistisizmi, maocular, tantrik Hinduizm, Sadhular, Budizm derken sürekli telefonla kitap arasında gidip geldim. Bazı terimler dipnot olarak kitapta yer alsaydı ne iyi olurdu. Hemen hemen her sayfada durup telefonla kitap arasında gidip gelmek yorucu oldu. Gerçi insanlar tarafından uydurulmuş batıl dinleri kapsamlı bir şekilde öğrenmiş olduk fakat ilk kez duyduğum bazı terimlerin kitap bitince aklımdan uçup gittiğini de söylemeliyim.
İlk sayfalar çok çok çok yorucuydu. Hele ki ilk 60 sayfayı şimdi yarım bıraktım şimdi bırakacağım diye diye okudum. Polislerle öğrencilerin çatışması, protesto gösterileri, açılan pankartlar, kültür devrimi, kapitalist sistem, grevler derken beynim error vermeye başladı. Tüm bunları da geçelim. Şu cadde, şu sokak, bilmem ne mahallesi, bilmem ne mağazası, sağdan dönen araçlar, soldan dönen araçlar, dükkan isimleri derken oku oku bitmedi de bitmedi. Ama ben bittim. Sabır dedim, sabır. Şimdi asıl konuya girecek.
Girdi de... Hah dedim cinayet işlendi. Şimdi polis soruşturması başlıyor. Koltuğa iyice kuruldum. At şahlandı, koşuyor da koşuyor. Filmlerde at aniden durur ve üstündeki adam uçmaya başlar ya, işte bizde uçuşa geçiyor, duvara tosluyoruz. Yok duvar değildi o, bir heykel. Tapınaktaki heykellerden. Yok yok o da değil. Ganj nehrine uçuyoruz. Nehir kıyısında ceset parçalarını yiyen insanlara. Balıkların vücut sıvılarını emen Bofa balığı da kıyıda...
Ben ne diyorum. Beyin gitti, uçtu, hadi sizde uçuşa geçin. Hep birlikte kol