Kimin küçümsemeye hakkı var bir şehrin sağır duvarları arasında kendine kıble aramanı? Kimin azımsamaya haddi var kimsenin görmediği yerde en ince sızılarını ortaya dökmeni?
Elimde hiç şiir kitabı yoktu. Şiiri seviyordum ama internet ortamından okuyordum. Çile kitabını rafta görünce elime aldım. İlk sayfasında okuduğum şu kısım bile kitabı almama yetti.
"Şairliğim on iki yaşımda başladı.
Bahanesi tuhaftır:
Annem hastanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük eski bir defter... Bitişikte veremli bie genç kızın şiirleri varmış defterde... Haberi veren annem, bir ân gözlerimin içini tarayıp:
- Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!
Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi gördündü. Varlık hikmetin ta kendisi... Gözlerim, hastane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden karar verdim:
- Şair olacağım!
Ve oldum."
Kitabın içeriğine gelirsek Necip Fazıl'ın dili güzel ve anlamlı. Kitapta şiirler konu konu bölünmüş.
Bir kaç günde bitmeli amacıyla değildi sindire sindire okunmalı. Okudukça düşündürüyor insanı. Yoğun bir dili var.
Şiir okumayı seviyorsanız ve hâlâ bu kitabı okumadıysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Dizisini ailecek izleyip beğenirdik. Babam normalde dizi izlemeyen biri olarak o bile oturup bizimle diziyi izlerdi. Lise son sınıftayken kesin kitabı daha güzel diyerek almıştım. İyi ki alıp okumuşum.
Dili, kurgusu, karakterleri beni kendine bir kez daha sevdirdi.