Eser 1860’lı yılların Rusya’sında sosyal yaşamın tamamen değiştiği özgürlükçü ve eşitlikçi bir dönemin çanlarının çalmasının tarihselliğinde ilerliyor. Pozitif bilimlerin sosyal bilimlerden daha gerekli ve önem atfedilmeye başlandığı bir dönem. Aşklar, fikirler, kuşaklar… hepsi büyük bir dönüşümün içinde savrulmakta.
Fikir, karakter, inanış, sosyal yaşam, aile ve daha bir çok alanda çatışmalar ön plana çıkıyor. Toplumun geçirdiği zihinsel ve kültürel dönüşümün bireylerdeki yansımasını gözler önüne seriyor.
Babalar geleneği ve eskiyi temsil ederken; çocuklar yeniliği ve gelenek karşıtı bir tutumu temsil ediyor.
Ana karakterimiz Bazarov Nihilist kimliğiyle her şeyi reddeden bir kişiliğe sahip. İnanç, edebiyat, müzik, sanat ve daha bir çok şeyi reddeden bir karakter. Ona göre her şey bilimsel olmalı ve onun dışında kalan şeyler yok sayılmalıdır. Her şeyi reddeden bir tavrı varken aşk illetine düşünce, kendisi içinde bir çatışmaya giriyor. Ona göre her şey yıkılması gereken bir şeyken aşk ile karşılaştığında tam tersi oluyor. Aşk onu bitiriyor. Böyle bir duruma düştüğü için kendini sorgulamaya başlıyor. Her şeyi yıkan bir tutum nasıl olur da aşk gibi basit bir şey yüzünden bambaşka bir yere evrilebilir diye. Ama aşka teslim olması, insanın sadece fikirden ibaret olmadığını da göstermiş oluyor. Karakter ölüme yaklaşırken Nihilizm’in çöktüğünü bize gösteriyor. Nihilizmin birey üzerine bir etkisinin olmadığını bize trajik olarak aktarıyor.
Genel itibariyle kitaptan anladığım şudur: Her ne kadar kuşaklar, kişiler, zaman, mekan değişse de bazı şeyler değişmiyor.
Aşkın insan üzerindeki etkisi gibi… Aşk gelenek-yenilik, yaşam-ölüm, sosyal bilimler-fen bilimleri, düşünce-his gibi daha bir çok çatışmanın da üzerinde kalarak hepsini bertaraf ediyor.
Son olarak bütün sistemi