Rahiplere
"Buraya sizi suçlamak için gelmedim. Hasta olarak doktorun ayağına geldim. Size insanların kaba olduğunu anlatmaya geldim. İnsanlar acımasız. insanlar tembel. İnsanlar açgözlü. Halk hiç kimseye, hiçbir şeye saygı duymuyor. Halk hiç kimseye güvenmiyor. Her şeye ve herkese kuşkuyla bakıyor. Burada dine yer var mi? O zaman hangi dinden bahsedebiliriz? Halkta bazı eski kilise alışkanlıklarının yanı sıra batıl inanç kalıntıları da var. Peki halk bunun için suçlanabilir mi? Kim ne zaman onlara dini anlattı ki? Isa Mesih ve havariler halkın içine karıştı, onun peşine düştü. İnsanlara saatlerce sevgiden bahsettiler. Sözleri basit ve netti. Ruhları fethettiler, kalpleri tatmin ettiler. Binlerce insan İsa'yı takip etti ve çölde Yohanna'nın peşine düștü. Oysa şimdi büyük yortularda bile kiliseler bir çöl kadar sessiz. İnsanlar kilise vaazlarından kaçıyorlar. Neden? Çünkü ölülerden kalan, insanların aklını ya da kalbini etkilemeyen ölü sözler söyleniyor. Bu belaya karşı nasıl ve neyle yardım edeceğinizi düşünün. Bu sizin sorumluluğunuz, sizin göreviniz!" "Size şunu söylüyorum," diye devam etti Snellman, "Insanlar ruhen hasta ve bu tehlikeli bir hastalık. Din bir insanın dünyayla, insanlarla, tarladaki her bir bitkiyle kurduğu bağın tezahürüdür. Bu bağlar yok olursa ne devlet, ne toplum, ne de insan ayakta kalabilir. Halkın içinde dinin gerilemesi bir kilise meselesi değildir. Bu devlete karşı bir tehdittir. Kitlelerin dinsizliği belki de insanlığın en tehlikeli hastalığıdır. Ve bazı şuursuz gençlerin, onların peşi sıra akılsız liberallerin ateizmin özgür düşünce olduğunu düşünmesi beyhudedir. Tanrısızlık ruhun çıplaklığı, ruhun yoksulluğudur. Tanrısızlık, insanlarda kutsal olan ve nihayetinde de insani her şeyin ölümüdür; vicdansızlık, kaba bencillik, soygun ve ahlaki çürümeye
Sayfa 18 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim
Kitlelerin kültürel uyanışı için ne yapıyorsunuz?
Snellman biricik Suomi'sinin uyandırılmasını sadece öğretmenlerden beklemiyordu. Memurlar, doktorlar, rahipler, tüccarlar bir araya geldiğinde Snellman her zaman ve her yerde söz alıyordu: "Halkı unutmayın. Hepiniz halkın arasından çıktınız. Peki hangisini tercih ediyorsunuz şimdi? Eğitimsiz kardeşlerinizden kaçmayı mı, yoksa insanların yaşamlarını daha iyi hale getirmeyi mi? Kitlelerin kültürel uyanışı için ne yapıyorsunuz?"
Sayfa 16 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
John Wilhelm Snellman
"Zeki olmak, sivil kıyafetler giymek, boynunuzda devasa bir yaka ya da kafanızda modern bir şapka takmak demek değildir. Aydınlar halkın beynidir. Halkınız sizi iyi bir eğitimden sonra iyi bir maaş alın, akşamlar kafelerde iskambil kağıtları ve domino taşlarının başına oturun diye yetiştirmedi. Bu durumda aydın değil, aydın çamurusunuz. İnsanların zihninin, iradesinin, enerjisinin, insanların vicdanının alarmı olmalısınız. Halkı uyandırın. Köylülere, işçilere, şehirli alt tabakalara nasıl daha iyi yaşayacaklarını, nasıl daha iyi bir yaşamın kurucuları olabileceklerini öğretin. "İnsanlara yaşama değer vermeyi, onu korumayı öğretin. Onlara sert Suomi'mizde bile her köylü ve işçinin iyi, sağlıklı ve makul bir hayat yaratabileceğini söyleyin." "Onlara nasıl çalışacaklarını, basit de olsa sağlam bir evin nasıl yapılacağını ögretin. Hem çocuklarının hem kendilerinin sağlıklarına özen göstermelerini öğretin. Onlara mutlu bir aile hayatı kurmayı öğretin. Bir erkeğin karısına bir kadının kocasına nasıl davranacağını, çocuklarını nasıl yetiştireceğini öğretin." "İnsanlara doğruluk, düzen ve disiplini öğretin. Onlara vicdanlı olmayı, sevmeyi ve düzene saygı duymayı öğretin. Hem kendisinin hem de diğer insanların haklarına saygı duymayı da. İnsanlara kendiniz örnek olun." "İnsanlarla olan ilişkilerinizde onların eğitimcileri olun." "Bütün Suomi'ye büyük bir aile olarak bakalım. Bütün Fin halkının en fakir baca temizleyici, katrancı, dul kadın, temizlikçinin sizin küçük erkek ve kız kardeşleriniz olduğunu unutmayın. Onları eğitmek ve kadim kültürlere sahip ülkeler arasına sokmak sizin görevinizdir. Unutmayin ki insanlarınızın cehaleti, edepsizliği, sarhoșluğu, hastalığı, yoksulluğu sizin de utanç verici suçunuzdur."
Sayfa 12 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim
Hukuksuzluğun başöğretmenlerinin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu Snellman acı bir ironiyle. Memurlardır, yasanın temsilcisi olan memurlar. Halka yasalara saygı duymamayı öğretirler.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Johan Vilhelm Snellman
Savaş için bu nedenler çok çeşitli olabilse ve hatta ulusların kaderleri bir çift eldiven veya bir çift çizme gibi nedenlere bağlanmış olsa bile, her makul gözlemci, derinde yatan meselenin her zaman ulusların bağımsızlığı, onların gücü ve siyasi nüfuzu olduğunu anlar. Her ulus bencil olmak ve sadece kendi varlığı için çalışmak zorundadır. Onun için diğer ulusların üzerine yükselmek ve insanlığın dünya tarihindeki gelişimine yön vermekten başka bir gaye yoktur. Hiçbir ulus ise böyle bir liderliğe gönüllü olarak boyun eğemez ve bu yüzden savaş karar vermelidir. Bu nedenle dünyayı kaba kuvvetin yönettiğine inanmaya gerek yoktur. Çünkü bir ulus gücünü savaşçı erkeklerin sayısında değil, üyelerinin yurtseverliğinde, töresinde ve eğitiminde, yani ulusal ruhunda bulur. Kaba topluluklar (hordalar) yalnızca, içlerinde hiçbir ulusal ruhun artık yaşamadığı bozulmuş ulusları yenebilir. Bir ulusun gücünün birçok kaynağı aranabileceği gibi, onun çöküşünün de birçok nedeni ileri sürülebilir; ancak bunların hepsi temel neden olarak ulusal ruha geri döner.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
"Bir devrimden sonra, büyük bir ulusta bir hükümet kurabilecek hiçbir çoğunluk yoktur; aksine, birbirini dengeleyen, tümü eşit derecede gayrimeşru, bu amaç için eşit derecede aciz çok sayıda azınlık vardır. Halka: 'Hükümetinizden memnun değil misiniz?' diye sorulursa, büyük bir çoğunluğun 'Evet!' cevabını vermesi muhtemeldir. Ancak soruya 'Neden?' diye eklenirse, bu çoğunluk daha o anda, her biri başka bir partinin mahkum ettiği hükümet hatalarını bağışlarken farklı şikayetler dile getiren çok sayıda azınlığa bölünecektir. Halka üçüncü bir soru sorulursa: 'Yerine ne koymak istiyorsunuz?' o zaman belki de kafa sayısı kadar fikir bulunacaktır." "Rastlantı, güç ve öngörülemeyen koşullar, gücü anlık olarak onu elinde tutan veya düşmesine izin veren ellere bırakacaktır." Tüm devrimlerin tarihi bunun doğruluğuna şahitlik eder. Tüm bir ulus silaha sarıldığında bir değişimin gerçekleşeceğini herkes bilir. Ancak neyin geleceğini kimse bilmez. -
Felsefe