J’ai une religion, ma religion, et même j’en ai plus qu’eux tous, avec leurs momeries et leurs jongleries ! J’adore Dieu, au contraire ! Je crois en l’Être suprême, à un Créateur, quel qu’il soit, peu m’importe, qui nous a placés ici-bas pour y remplir nos devoirs de citoyen et de père de famille ; mais je n’ai pas besoin d’aller, dans une église, baiser des plats d’argent, et engraisser de ma poche un tas de farceurs qui se nourrissent mieux que nous ! Car on peut l’honorer aussi bien dans un bois, dans un champ, ou même en contemplant la voûte éthérée, comme les anciens. Mon Dieu, à moi, c’est le Dieu de Socrate, de Franklin, de Voltaire et de Béranger ! Je suis pour la Profession de foi du vicaire savoyard et les immortels principes de 89 ! Aussi, je n’admets pas un bonhomme de bon Dieu qui se promène dans son parterre la canne à la main, loge ses amis dans le ventre des baleines, meurt en poussant un cri et ressuscite au bout de trois jours : choses absurdes en elles-mêmes et complètement opposées, d’ailleurs, à toutes les lois de la physique ; ce qui nous démontre, en passant, que les prêtres ont toujours croupi dans une ignorance turpide, où ils s’efforcent d’engloutir avec eux les populations.
SOCRATE' için hezeyan ettiğini, fazla akıllı bir deli olduğunu söylediler; oysa asıl çılgın onlardı; böylesine hakim bir insana çılgın diyen Yunanlılardı. Hakkında şöyle konuşuyorlardı. «Bu filozof ne acayip portreler çiziyor! Ne tuhaf, nasıl kendine özgü örfler anlatıyor! Böyle acayip fikirleri nereden bulup çıkarıyor, hayal ediyor! O ne renktir, ne canlılıktır! Baştan başa hayal bunlar!» Yanılıyorlardı: SOCRATE sinik olmaktan kaçınmıştır; insanları bir yana bırakarak onları korumuş, kötü olan örf ve adetleri kınamıştı.
Sayfa 260 - Alaz Yayınları 1982 Baskısı·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
''Sen bende yerine başka bir şey koymak istemediğim bir yara bırakıyorsun.'' Jacques Derrida - La carte postale, de Socrate à Freud et au-delà -
Doğu Karadeniz Rumları, konferans sırasında Venizelos'un kendi taleplerini Büyük Devletler'e iletmesini beklemişlerdi. Ancak Venizelos'un başka düşünceleri vardı. Venizelos konferansa sunduğu taleplerinde neredeyse Doğu Karadeniz Rumları'ndan hiç bahsetmemişti. Sadece Trabzon'un, ileride kurulması düşünülen bir Ermeni devletine bırakılabileceğinden söz etmişti. Venizelos'un Trabzon'un Ermenistan'a bağlanması yönündeki teklifi, Doğu Karadenizli Rum diasporasından büyük bir tepki görmüştü. Boston'da yaşayan Doğu Karadeniz Rumları, 1919'un Mart'ında Paris'teki Amerikan temsilcilerinden Trabzon'da bir "Pontus Cumhuriyeti" kurulmasını istemişlerdi. Bu Rumlar, Trabzon'da 1919 tarihi itibariyle hiçbir Ermeni'nin bulunmadığını, zaten tarih boyunca Trabzon'un hiçbir zaman Ermeni olmadığını iddia etmişlerdi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı belgelerinin birinde yer alan ve Constantine Constantinides ve Socrate Oeconomos imzalı 1919 Mart tarihli bir mektupta da Trabzon'un Ermeniler'e terk edilemeyeceği ve Doğu Karadeniz Rumları'nın isteğinin bağımsız bir 'Pontus Cumhuriyeti' olduğu tekrar edilmişti. 1919 'un Kasım'ı gibi geç bir tarihe kadar Doğu Karadeniz Rum diasporası Trabzon'da bir 'Pontus Cumhuriyeti' kurulması yönündeki taleplerini Büyük Devletler'e iletmeye devam etmişlerdi.
Sayfa 45 - Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Doğu Karadeniz Rumları, Paris Barış Konferansı sırasında Yunanistan'a bağlanmak istediklerini, eğer bu gerçekleşemeyecekse bağımsız bir devlet kurmalarına izin verilmesini ya da büyük bir devletin mandaterliğinde özerk bir şekilde yaşamlarını sürdürmek istediklerini belirtmişlerdi. Hem diasporadan hem de Doğu Karadeniz bölgesinden gelen Rumlar, bu talepler doğrultusunda konferans sırasında yoğun faaliyet göstermişlerdi. Diaspora Rumları daha çok Pontus Milli Kongresi Başkanı Constantine Constantinides ve Socrate Oeconomos tarafından temsil edilirlerken Osmanlı İmparatorluğu'ndakileri Trabzon Metropoliti Hrisanthos temsil ediyordu. Hrisanthos daha Birinci Dünya Savaşı sırasında Trabzon, Ruslar tarafından işgal edilip Osmanlı valisi şehirden aynlınca Ruslar tarafından yerel yönetici olarak seçilmişti. Ancak, genel olarak Pontus meselesinde Hrisanthos savaş sırasındaki yöneticiliği ile değil de savaş sonrası düzenlemeler sırasındaki faaliyetleri ile öne akmıştı. Hrisanthos sadece banş görüşmelerinin yapıldığı Paris'te bulunmuyor, diğer Avrupa başkentlerini de geziyor ve kendi davasını anlatıyordu. Ancak Doğu Karadeniz Rumları, Ocak 1919'da başlayıp Ocak 1920'e kadar süren konferanstan istediklerini alamayacaklardı. Zira talepleri İtilaf Devletleri'nce kabul görmeyecekti. Doğu Karadeniz Rumları konferans sırasında en büyük desteği savaş sırasında işbirliği yaptıkları Rusya, İtilaf Devletleri safında Paris'te bulunmadığı için akraba-devlet (kin-state) olarak gördükleri Yunanistan'dan beklemişlerdi. On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren kendilerini Yunanlar'la bir nevi özdeş görmeye başladıkları için bu gayet normal karşılanabilirdi. Ancak, Doğu Karadeniz Rumları'nın Yunanlığı hem dilsel olarak hem de belki etnik olarak tartışmalıdır. İngiliz tarihçi Richard Clogg, Doğu
Sayfa 43 - Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
İnsanı yücelten dönüşüm...
Van Gogh, çok sevdiği yazar Jules Michelet'den aktarıyor: "Sokrat doğuştan bir satirdi. Ancak sürekli özveri, sürekli çalışma, boş ve saçma şeylerden vazgeçme yoluyla kendi kendisini öyle kökten ve tümüyle değiştirdi ki, son gün, yargıçlarının karşısında durup ölümle gözgöze geldiğinde, Tanrılara yaraşır bir yücelik vardı onda, sanki gökyüzünden aldığı bir ışığı saçıyor, Parthenon'u aydınlatıyordu." "Socrate naquit un vrai satyre, mais par le devouement, le travail, le renincement des choses frivoles, il se changea si complètement qu'au dernier jour devant les juges et devant sa mort il y avait en lui je ne sais quoi d'un dieu, un rayon d'en haut dont s'illumina le Parthénon."
Sayfa 113 - Ada Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce