Nasıl yazmak ne söylemek nereden başlamak gerek bilmiyorum. İçinde o kadar güzel bilgiler, yorumlar, bakış açıları var ki benim için yoğun, duygu yüklü ve doyurucu oldu. Yoğun okuma oldu çünkü Amin Malouf'un Semerkant eserini okurken ilk bölümde aldığım keyfi bunda sonuna kadar aldım. Duygu yüklü oldu çünkü yaşadıklarıma, yaşamadıklarıma ve bir daha asla yaşamayacaklarıma ağıt niteliğinde oldu. Doyurucu oldu çünkü Sümerler ve tabletler, dinler ve dini kişilikler, duygudurumlar, ortak bilinç, toplum, eğitim, sevgi, aile, vatan, hayvan sevgisi gibi geniş yelpazede konularla sürekli haşır neşir oluyoruz. Bu çok yönlülüğü dolayısıyla benim için Alamut, Sofie nin Dünyası, Acımak, Kafkas Ruleti serisi, Martin Eden, Demir Ökçe ile birlikte nadir kitaplarım arasında yerini aldı. Nasıl onları herkese öneriyorsam bu kitabı da onlarla birlikte önereceğim.
Kitap daha ilk sayfalardan kolektif insanlık bilincine, canlı ayırt etmeksizin hepsinin değerli olduğuna, "yaşamı korumak için gösterdiğin çaba kadar insansın" diyerek insan olmaya, "yaşam, potansiyelin keşfine değil tüketime adanmış durumda"/ "sahte olan her şeyden uzak dur özellikle de insansılardan... Her seçimde iki şartın olsun: potansiyeline hizmet etsin seçeceğin ve yaşamın yanında olsun her seçimin." diyerek kendini - evreni - gezegeni ve yaşama dair ne varsa her şeyi bilme ve keşfetmeye ve de üretime vurgu yaparak başlıyor. Bu başlangıcıyla zaten neyle, ne büyük hazineyle karşılaştığımın az çok farkına vardım.
İlerleyen sayfalarda, Anıtkabir ziyaretimde o atmosferde tüylerim diken diken halde okuyup da bir kere daha ne büyük ne yüce karaktersin diyip önünde saygıyla eğildiğim Gazi Mustafa Kemal'in Anzak annesinin mektubu üzerine Çanakkale'de ölen düşman devletlerin evlatları için yaptığı açıklamayı görmek, o zaman