8/10
·192 syf.··
2026 68. kitabı
Gizemi Kalmalı Hayatın #okudumbitti Bazı hikâyeler bir aile sırrını çözmekten çok daha fazlasını yapıyor; insanın kendi köklerine, aidiyetine ve ‘yurt’ dediği şeye yeniden bakmasını sağlıyor. Lusi’yle tanıştığımızda, hayatı “yerli yerine oturtmaya” çalışan genç bir kadın görüyoruz. Annesini kaybetmiş, babasıyla bağı zaten zayıf, kalbinde bir ayrılığın tortusu var… Derken bir davet gibi, bir çağrı gibi Türkiye’ye, üvey anneannesi Sara’nın yanına geliyor. “Üvey” kelimesi daha en baştan sanki dar geliyor bu ilişkiye; çünkü Sara karakteri, romanda sadece bir akraba figürü değil, adeta yaşanmışlığın vücut bulmuş hali. Benim en sevdiğim şeylerden biri, romanın tek bir hatta yürümemesi oldu. Sara’yı dinledikçe, Lusi’nin bugünü geçmişle temas ediyor; geçmiş açıldıkça bugünün gölgeleri de netleşiyor. Ve bu açılma “sır çözme” hızında değil, daha çok halkalar halinde genişliyor: Karadeniz’in gündelik hayatı, göçler, Çernobil’in bıraktığı iz, bavul ticareti, kirli bağlantılar, korku ve tedirginlik… Ama bunların yanında bir o kadar da sofra, ses, koku, kahkaha, yani hayatın kendisi var. Zeynep Göğüş’ün kalemini ilk kez okudum ve en çok şunu sevdim: Büyük meseleleri “ders verir” gibi değil, karakterlerin nefesiyle anlatıyor. O yüzden arka plandaki toplumsal ve tarihsel katmanlar okurken ağırlaşmıyor; aksine hikâyeyi zenginleştiriyor. Bir yandan gerilim ve merak duygusu canlı kalırken, bir yandan da şunu fark ediyorsun: Lusi’nin yolculuğu bir şehirden diğerine değil, kendi içine. Sara’nın geçmişi de ayrı bir roman aslında. Seçimler, vazgeçişler, cesaret… Ve aşk… Bu kitapta aşk “romantik bir süs” gibi durmuyor; insanın hayatını kökünden değiştiren, bazen de insanı göze aldığı şeylerle sınayan bir gerçeklik gibi. Lusi’nin dünyaya bakışı, Sara’yla geçirdiği zaman boyunca yavaş
Gizemi Kalmalı HayatınZeynep Göğüş · Everest Yayınları · 202514 okunma
Bir Farkındalık Eseri...
10/10
·139 syf.··
2026 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 06:31
Sezai Karakoç'un 1962-2004 yılları arasında çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan, oruç ile ilgili köşe yazılarının tamamının bir araya getirilerek toplandığı bir kitap Samanyolunda Ziyafet. Ramazan, oruç, bayram, kadir gecesi ve kandillerle ilgili çok farklı pencerelerden bakıp yine biz okuyucularına muhteşem bir farkındalık eserini daha miras olarak bırakmış değerli yazarımız. Ramazanın bu son günlerinde böyle bir eseri okuyup bitirdiğim için kendimi son derece mutlu ve şanslı hissediyorum. Rabbim hakkıyla istifade edebilenlerden eylesin. Son olarak, Ramazan ayına oldukça yakışacak olan bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederek sizi kitabın birkaç güzel alıntısıyla baş başa bırakıyorum: ☆ Oruç, zamanın kirlettiği ve ölümün tozlarına batırdığı vücut ve ruh için, gözle görülmez bir gusül, bir teyemmümdür. Tek başına bir tıb, dörtbaşı mamur bir sıhhattir. ☆ Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslam toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa bunu gelip gelip dirilten Ramazanlara borçludur geniş ölçüde. ☆ Sofrada dünya nimetleri, her günkü nimetler değildir sanki. Sanki, onlara ebedîlik mayası karışmıştır. Sofra, sanki bir "maide sofrası"dır. Gökten inmiş bir sofra... ☆ Oruç tutmayanlar, ondaki büyük ruh oluşumundan haberli olsalar, ömür boyu oruç tutmak isterlerdi.
Edebiyat
Samanyolunda ZiyafetSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20254,589 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·456 syf.··
2026 9. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 04:19
Kitabı neredeyse bir buçuk ayda okudum, sebebi romanın sıkıcı oluşu değildi kesinlikle, kitap benim okuma durgunluğu dönemime denk geldi ve uzadıkça uzadı… Meftun sofra kurallarını anlatırken bayılmış da olabilirim :D Hüseyin Rahmi’nin kalemi, mizahı ve ince ironisi okurken beni daima çok eğlendirmiştir. Başlarda Meftun’u tanımak çok eğlenceliydi, klasik yanlış batılılaşan tip. Ancak romanın sonlarına doğru şuursuzluğu artınca sinirimi bozmaya başladı. Yüksek dozdaki şuursuzluğu ailesinin felaketine sebep oldu. Meftun keşke akıllansaydı, romanın sonunda hala aynı kafa yapısına sahip olması da sinir bozucuydu… İnsan biraz olsuun akıllanmaz mı mon cher Meftuncuğum? Yine de Meftun karakteri üzerine düşünülmesi ve ders çıkarılması gereken bir karakter. Para hırsının insanı ve ailesini nasıl yoldan çıkarabileceğini, hatta namus gibi bir değeri bile sarsabileceğini açıkça gösteriyor. Yazarımızın kalemi ise bu okuma sürecini keyifli bir hale getiriyor.
ŞıpsevdiHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,413 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
... ne kadar meşgul olursam hayatımda o kadar çok doyuma ulaşıyorum. İnsanların değişebileceğine yürekten inanıyorum." #natsukoimamura kaleminden #ağacadönüşenkız @averdemir çevirisiyle geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı. Elbette şahane bir kapak tasarımı var ama bazı kitapları konularını hiç incelemeden de sırf çevirmenini referans kabul ederek satın alıyorum bu kitap gibi. Henüz yanılmadım Kitapta üç ayrı hikâye var ve üç hikâyenin ana öznesi de kadın. Görünmez olan, belirsiz olan ve sessiz kabullenişleriyle bile toplumun ötekileştirdikleri sınıfı temsil edebilen. Ama yürek sızlatan... Bazen bir ağaç bazen de bir kedi... Bazen de hissiz bir tüy gibi dokunaksız olabilen. Ama sürekli dönüşebilir olan ve dönüştükçe de yok sayılabilen....Toplumsal normların dışında kalabilen kadınlar... Masalsı anlatımıyla tüketilebilir olana da işaret eden hikâyeler, ev ve aidiyet kavramlarını da düşündürüyor. Belki de en çok varoluşumuzu tetikleyen olayları... Aldanmışlığın ve çok sevmişliğin yaşattığı travmaları. Kadın bedenini sömürüyü... Ve elbette evrende yer kaplayan her nesnenin bir ruhu olabileceğini : ) Akşam yemeği için sofra hazırlarken düşündüm mesela: "ya bu çatal bıçaklar kendi aralarında sohbet ediyorlarsa" diye :) Ya çocukluğumdan beri her sofraya koyduğum o bardağım: " yoruldum az vitrinde otursun beni Sevtap! " diyorsa: ) "Küserim bak!" #tavsiyekitap Cidden çok sevdim!
Ağaca Dönüşen KızNatsuko Imamura · Can Yayınları · 202666 okunma
9/10
·200 syf.··
2026 14. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 14:43
Bir Masanın Etrafındaki Sırlar ve Sıradanlığın Kara Mizahı Her cuma günü kurulan o sofra, sadece yemeklerin değil, yıllarca biriktirilmiş sessizliklerin de paylaşıldığı bir sahneye dönüşüyor. Bir babanın gölgesinde toplanan kardeşler ve eşleri; her birinin zihninde uçuşan, kimseye söylenmemiş o düşünce balonları... Kitap, bizi o masanın tam ortasına oturtuyor ve her ferdin kendi iç sesini, en çıplak haliyle duymamızı sağlıyor. Yazar, bu eseri tanımlarken oldukça mütevazı ve mesafeli bir duruş sergiliyor; sarsıcı ya da içinizi ısıtacak sıcacık bir anlatı olmadığını, aksine oldukça "sıradan" bir roman olduğunu dile getiriyor. Sıradan insanların, gündelik iç hesaplaşmaları ve sitemleriyle örülü bu hikayenin "eğlenceli" olmadığını savunsa da, sayfaların arasında dolaşırken bu görüşe katılmamak elde değil. Çünkü bazen gerçek o kadar çıplak ve o kadar "sıradan" anlatılır ki, bu durum trajikomik bir hal alarak en keskin kara mizaha dönüşür. Yazarın sıradan dediği o iç kavgalar ve dudak büküşler, okurken hem gülümseten hem de "Evet, biz buyuz," dedirten bir ayna tutuyor bizlere. Yazarın aksine; bu sıradanlığın içinde hem çok eğlenceli tınılar hem de yer yer insanı yakalayan bir samimiyet gizli. Bu yoğun gündem içerisinde, başkalarının zihninde dolaşmak ve o masadaki hayali sandalyelerden birine oturmak bana adeta bir nefes gibi geldi. Eğer siz de sıradanlığın içindeki o absürt mizahı ve insan ruhunun gizli dehlizlerini merak ediyorsanız, bu sessiz ama gürültülü akşam yemeğine davetlisiniz.
1000Kitap
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma
Puan vermedi·139 syf.·
2026 4. kitabı
Samanyolu Ziyafeti Üzerine: Modern Dünyada Bir Ruh Hicreti Samanyolu Ziyafeti... İsmi ilk duyduğumda çok ilginç ve güzel gelmişti. İki yıldır okuma listemde olmasına rağmen bir türlü okuma fırsatı bulamamıştım. Sezai Karakoç'un kitapta hissettirdiği o temel gerçekle yüzleştim: Her şeyin bir vakti vardır. Kitaplar da öyle; doğru zamanda arayanı bulur. Yanlış zamanda geldiyse, okurun o ana hazır olmadığını gösterir. Bu kitap, ruhumun tam da bu frekansa ihtiyaç duyduğu bir demde, tam vaktinde geldi bana. Kitapta en çok üzerinde durduğum cümle şu oldu: "Hiçbir ramazan aynı geçmez." Bu Ramazan, hemen her gün bu cümlenin tefekkürüyle geçiyor. Çünkü bir Ramazan'da temelini attığımı düşündüğüm bir şeyi, başka bir Ramazan'da aksaklıkların kaynağı olarak görüyorum. Karakoç’un "Diriliş" felsefesinde her ibadet, insanı yeniden inşa eder. Ramazan da bizi öldüren bir mahkûmiyet değil, aksine her yıl bizi yeniden yoğuran, maddi açlıktan manevi tokluğa geçiren bir terbiye okuludur. Mâide: Hızlı Tüketim Çağında Bir Bilgi Sofrası Mâide Suresi’ni düşündüm... Hz. İsa’nın kavminin "Rabbinden bize bir sofra indir" duasıyla inen o mucize... Kelime anlamı "sofra" olsa da bu aslında bir "bilgi sofrasıdır." Bugün modern hayat bizi her şeyi hızla tüketmeye, doymadan başka bir şeye saldırmaya zorluyor. Modernitenin bu "hızlı tüketim" sofralarında ruhumuz hep aç kalıyor. Karakoç bu eserinde, bizi o geçici dünyevi sofralardan alıp doğrudan Allah’ın bir lütfu olan manevi ziyafete hazırlıyor. Biyolojik Varlıktan Melekî Boyuta Yazarın çocukluk ve oruç arasındaki bağı kuruşu ise tam bir zarafet. Bir çocuğun "ben oruçluyum" diyebilmesi, onun için büyümenin, irade sahibi olmanın hayalidir. Bizim "tekne orucu" geleneğimiz de çocukları bu göksel sofraya ortak eder. Asıl öğrenilmesi gereken şu: Büyümek,
Samanyolunda ZiyafetSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20254,589 okunma