Fransız tiyatrosunun dehası Molière'in kaleme aldığı "Tartuffe", yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan evrensel bir mesajın taşıyıcısıdır. 17. yüzyılda yazılmış olmasına rağmen, eserin ele aldığı dini istismar ve ikiyüzlülük temaları, bugün hâlâ tüm canlılığıyla karşımızda durmaktadır. Molière, döneminin katı dini otoritesine meydan okuyarak, toplumun en hassas noktalarından birine parmak basmış ve bu cesur duruşu nedeniyle eserinin yasaklanmasına, hatta hayatının tehlikeye girmesine göz yummuştur.
Tartuffe'ün sahneleri arasında dolaşırken, insanlık tarihinin belki de en eski aldatmaca biçimlerinden biriyle karşılaşırız: dini duyguların istismarı. Oyunun merkezinde yer alan Tartuffe karakteri, dindarlık maskesi altında gizlenen açgözlülüğün, sahtekârlığın ve ikiyüzlülüğün somut bir temsilidir. "Bütün mukaddesatı zırh gibi kuşanmasını da ne kadar iyi biliyor" sözü, bu karakterin özünü mükemmel biçimde özetler. Tartuffe, kutsal değerleri kendine kalkan yapmış, dini söylemleri kişisel çıkarları için kullanmayı meslek edinmiş bir sahtekârdır.
Oyunda Orgon'un Tartuffe'e olan körü körüne bağlılığı, insanların inanmak istedikleri şeylere nasıl kolayca kandırılabildiklerini gösterir. Orgon, ailesinin tüm uyarılarına rağmen Tartuffe'ün sahte dindarlığına inanmayı seçer ve sonunda tüm mal varlığını ona devredecek kadar ileri gider. Bu durum, günümüzde de sıkça karşılaştığımız bir olguyu yansıtır: İnsanlar, dini otoritelerin veya dini söylemler kullanan kişilerin sözlerine sorgulamadan inanma eğilimindedir. "Zahirde, misli görülmemiş bir ibadet; halbuki niyet, Allah yoluyla dünyaya rağbet" sözü, bu ikiyüzlülüğü çarpıcı biçimde ortaya koyar.
Molière'in ustalığı, sadece dini istismarı eleştirmekle kalmaz, aynı zamanda gerçek dindarlık ile sahte sofuluk arasındaki farkı da net