Güven; Sağ ve sol elim gibidir . Eğer güven elden giderse her iki kolum kopmuş olur . Affederim … Seni affedebilirim … Ama artık seni kucaklayamam . Çünkü iki kolum da koptu !!
“O çok şey kaybetti Eylül! O sadece beni kaybetmedi, Onu seven birini kaybetti, Geceleri yatmadan önce dua ederdim ona, Dualarımı kaybetti. Kıyamazdım ona hiç, Ona kıyamayacak birini kaybetti, Kendimden önce onu düşünürdüm, Onu düşünen birini kaybetti, Kıskanırdım, sol gözümden sağ gözümü bile kıskanırdım, Kıskanacak, o kadar çok seven birini kaybetti, Ona yalan söylemezdim, Ona hep doğru gelecek kişiyi kaybetti, Hiç kötü duygu beslemedim ona, Temiz duyguları kaybetti, Aç mı karnı diye düşünecek kadar değer verirdim ona, Değeri kaybetti, Onun için her şeyi göze alırdım, Onun önüne geçebilecek zırhı kaybetti, Onun gözündeki yaşı alabilmek için, Gözlerimi kaybetmeye hazırdım. Onun için kendini feda etmeye razı birini kaybetti. Eylül onu çok sevmiştim. Onu seven bir kalbi kaybetti..”demiş. Kaybetmişim ben.. Doğru söylüyor tüm bunları kaybettim üstelik hiç gıkım çıkmadı bunca şeyi kaybederken.. Veda bile etmeden gitti demiş. O da doğru.. Kaybeden olmayı söyleyemediklerimin ağırlığını taşıyamadığım için göze aldım. Onun söylediği gibi ona yalan söylemedim varsın o yalan desin ama ben ona kıyamadığım için kendime kıydım..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Devran
Dinle ey gönül… Ney niçin inler, bilir misin? Kamışlıktan koparılanın Feryâdıdır her sesi, her “in”. Ben de koparıldım ezelden bir yerden, Unuttum aslımı dünya seyrinden. Toprak sandım bastığım her adımı, Meğer gurbetmiş yürüdüğüm yolun tamamı. Bir devrân kuruldu kalbimin ortasında, Sağ elim göğe, sol elim dünyâda. Döndükçe eksildi “ben” dediğim yüküm, Döndükçe hafifledi içimdeki hüküm. Ey Rabbim… Bir adım attım, bin adım Sen geldin, Ben sustum, Sen içimde dillendin. Aşkın bir şem’dir, pervâne gönül, Yandıkça dirilir, söndükçe ölür. Semâ bir oyun değil, sırdır aslında, Kâinat dönerken ben de O’nun aşkında. Her dönüş bir vedâdır nefsime, Her dönüş bir kavuşma nefesine.
Şiir
Bir Elin Tuttuğu Son
17/03/2023( kendime notlar ve çizim ) Bugün elim bir çizgi çekmedi sadece, içimde dolanan soruları da kâğıda sürdü. Bir el çizdim… AAma o el, tuttuğunu aydınlatmıyordu onu içiyordu. Bir sigara gibi gezegeni dudaklarına götüren bir el… İçtikçe yakan, yandıkça alışılan. Ne garip, ışık için tutuştuk, ama ateşi sevdikçe karanlığı büyüttük. Ampulün içi boş değil,, içinde bir kafatası var. Çünkü fikir dediğimiz şeyler artık yaşam getirmiyor. Bize parlak gelen her şeyin içinde bir ölüm saklı. Yeşil logolarla örtülmüş koca bir mezarlık gibiyiz. Adına ‘çevre dostu” diyorlar, ama doğanın sesi duyulmuyor bu dostlukta. Her yere daireler yaydım… Daire, sonsuzluğun şekli. Ama bu döngüler kırık şimdi. Sistem dediğimiz şey, dönmüyor artık yaşamla birlikte. Bir ucu çöp, bir ucu çocuk, bir tarafı kâr, bir tarafı kuraklık. Ve hepsi iç içe, birinin soluğu diğerinin susuzluğu oluyor. Sol alt köşede bir dalga kabarıyor. Belki doğa artık susmuyor. Belki biz susuyoruz, ama içimizde o dalga büyüyor. Vicdan gibi, bastırdıkça taşıyor. Ne çok şeyi yuttuk da bir sel gibi geri döndü şimdi. Gökyüzüne siyah bir bulut kondurdum. Üzerinde bir ay, ama aydınlatmıyor.
1000Kitap
FEYLESOFUN İNTİKAMI Çocuk şaşırmış, gülsün mü ağlasın mı kararsız. Yıllardır mahpusta ziyaretine gittiği babasının kutlu evliliğe giden yolu ardına kadar açan "şerbet"i içiliyor. Mahpushane ziyaretleri pazartesi günüydü. Dedesi, çocuğu ve ninesini alır, yol kenarında Sivas otobüsünü bekler, bu yarım saatçik sonsuz bekleyişte zihni aydınlanır, aydınlanırdı. "Nasıl bir imtihandır Ya Rabb'im! " diye sessiz bir çığlık atar, gözyaşını ahretliğinden, elinden tuttuğu torunundan saklar, saklar idi. Yedi sene önce başına gelen felaketi düşünür, gözleri gökyüzünde bir noktaya takılır, dalıp gider, sessizce ağlar, ağlar idi. Koyunlarını otlattığı, kavalını çaldığı, ekinlerini biçtiği, çocuklarını büyütüp everdiği köyü burnunda tüter, hafif bir rüzgâr esmeye görsün köyünün koyun, tezek, çiçek kokusunu içine çeker çekerdi. Oğlunu en sevdiği arkadaşının kızıyla evermiş, bu ayrılık, bu hasret, bu özlem, bu mahpus yolu o gün ardına kadar açılı açılıvermiş idi. Sonu kanlı biten bir uğursuz gecede oğlu, kaynını vurmuş, felaketin yolunu açmış idi. "Arkamda dağ gibi kardeşlerim var. " diye avunur, düşmana karşı dik durmaya çalışırdı. Daha altı ay dolmadan köydeki iki gardaşı da tabanları yağlamış, ilçenin yolunu tutu, tutuvermişlerdi. Sonsuz deryada bir balık misali kalakalmıştı. Muhtarlık, senelerdir düşman tarafında olduğundan köylüler bir kuru selamı esirgiyor, imecesine gitmiyor, akacak kanı hasretle bekliyorlardı. Muhtarlık kimde ise mühür oradaydı. Mühür demek devlet demek, sonsuz kudret demek idi. Mührün, devletin, kudretin yanında olmasınlar da gardaşlarının bile terk ettiği biçarenin mi yanında dursunlardı? Adam, gecelerce elinde bir eski tüfekle perde gerisinde nöbet tutuyor, karısını, yavrularını elinde mühür olan kudretli düşmanın hücumundan korumaya çalışıyor idi.
Hayat ve İnsan
Bir bozkurt ve kangal destanı Sâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak! KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ (ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR) Dedem Gazi Tuğrul devletimizin cihanşümül Azimüşşan bir devlet olması için çok çaba sarfetmişti 1280 li yıllarda dökülen alınterleri kimi zaman damlayıp bir fidan olsada kimi zaman yere düşmeden alnında kurumaya başlamıştı dedem evlat dedi uçsuz bucaksız bir devleti bana emanet ederken oğul sana en büyük mirasım zikir dua vede ilahi fermanlardır bilesinki Kuraan zikirle dolu yüce bir fermandır ne zaman okusan devletin yücelir sende yücelik ve yükseklik istersen bu hidayet kitabından öğüt al işte bu sözlerle dedem hayata gözlerini yumuyordu peki varmısınız size hem dedemi hemde bize miras bıraktığı misk fidelerini anlatayım o zaman yaslanın arkanıza dedi vesim efendi 1285 li yıllarda kangal diyarında ülkemizin kangal obası idi kurucumuz ise dedem gazi Tuğrul beydi bir boyduk hanei saadete bağlı dedemin anlattığına göre o devirlerde hiçte az değilmiş kıtmir ahlâklı köpeklerimiz ancak inkâr edenler onlara dövüşmeyi öğreterek dişiyi erkeğinden ayırmayan ayrılan köpeklerin arasına para ve et koyarak birbirleri ile dövüştererek mühim sayıda çadırlar inşa etmeye başlamışlar o inkâr edenlerin gurur ve kibirleri ile hayvan bahisleri dövüşleri oynanır hale gelmiş güzel ülkemizde Özgürlüğüne kavuşan kangallar Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi. KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ (ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR) İşte dedem kangal türklerinin kırık ok boyuna mensup gazi tuğrul beydi aşiretimiz tam 100 aileden oluşur bir toy zamanında dedem hakan ve bey seçildi kangal hayvanını çok sevip koruduğundan dolayı bu güzel kıtmir ahlaklı insan üstüler dedemin peşinden hiç ayrılmamaya yemin etmişlerdi hanei
1000Kitap