9/10
·336 syf.··
2026 8. kitabı
Bir adam trafikte aniden “beyaz körlük” yaşar. Ardından bu körlük hızla yayılır ve bütün şehir kaosa sürüklenir. Devlet, hastaları karantinaya alır ama düzen kısa sürede çöker. Kitap, özellikle kör olmayan tek bir kadının gözünden insanlığın çöküşünü anlatır. Kitabın asıl meselesi: Saramago’nun anlattığı körlük fiziksel değil; daha çok insanların zaten sahip olduğu ahlaki körlük. Yani görmekle bakmak arasındaki fark. Temalar: İnsan doğası: Medeniyet çöktüğünde geriye ne kalır? Güç ve sömürü: Kaos ortamında güçlü olanın zayıfı ezmesi. Vicdan: Kör olmayan kadının taşıdığı yük. Toplum eleştirisi: Düzenin ne kadar kırılgan olduğu. Kitabın güçlü yanları: Çok çarpıcı ve rahatsız edici bir atmosfer kuruyor. İnsan psikolojisini sert ama gerçekçi anlatıyor. Okuru sürekli “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündürüyor. Sembolizmi çok güçlü. Zorlayıcı tarafları: ✘ Noktalama ve diyalog kullanımı alışılmışın dışında; ilk başta yorabilir. ✘ Ağır ve karanlık sahneler içerir. ✘ Umut hissi çok azdır. Tek cümleyle anlatmak gerekirse: “Körlük, gözleri açık insanların iç dünyadaki karanlığını anlatır.” Bu kitap bittikten sonra insanın aklında şu soru kalır: “Gerçekten görebiliyor muyuz, yoksa sadece bakıyor muyuz?” Senin sevdiğin gizemli ve derin sorgulamalara çok uygun bir kitap.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
Deniz Emekçilerinin ve Doğanın Romanı
8/10
·192 syf.··
2026 37. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 14:11
Banakalankelimeler okuma grubumuzla "doğa ve insan" teması için seçtiğimiz, Cevat Şakir’in ilk ve en önemli yapıtı kabul edilen Aganta Burina Burinata, sıradan bir deniz sevdası öyküsü olmanın çok ötesinde bir eser. Roman; doğa-insan diyalektiği, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin denizde şekillenen emek süreçleri ve sınıfsal tezatlıklar üzerine kurulmuş çok katmanlı bir yapıya sahip. Cevat Şakir’in şiirsel ve mitolojik üslubuyla okuduğumuz bu eserde; mekânların insan doğası üzerindeki etkisini, emeğin ve emekçilerin deniz ile kara gibi iki farklı evrende nasıl şekillendiğini çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Romanda deniz, zengin-fakir ayrımını ortadan kaldırıp fırtınaya karşı tüm tayfayı eşit bir biçimde bir araya getirirken; kara ise hiyerarşiyi, toprak ağasını ve marabalarını yaratıyor. Yazar, bu karşıtlığı kurarken denizdeki tekelcilik, işçilerin mesai saatlerinin belirsizliği ve tehlikelere karşı önlem alınmaması gibi dönemin yakıcı sömürü sorunlarına da cesurca parmak basıyor. Tüm bu tezatlığı ve dramı okurken okuyucunun hiç yorulmaması; arka planda sürekli denizin sesini duymamız, ağların dokusunu, toprağın kuruluğunu hissetmemiz ve en önemlisi bir insanın denize olan o amansız tutkusunun içimize işlemesi, bana göre Cevat Şakir’in en büyük başarısı.
banakalankelimelerokumagrubu
Aganta Burina BurinataHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20226,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Değişmeyen iktidar ve din ilişkisi
Puan vermedi
Teulé 1518 de Strasbourg'da yaşanan "dans vebası" olarak geçen sıra dışı bir olayı edebiyatın malzemesine dönüştürür. Teulé, bu olağanüstü olayın ardında yatan toplumsal, ekonomik ve psikolojik koşulları araştırırken, aynı zamanda Orta Çağ sonu Avrupa'sının iktidar ilişkilerini, dini kurumlarını ve insanın felaket karşısındaki kırılganlığını da sert bir biçimde sorgular. Roman, Troffea Hatun'un bebeğini nehre attıktan sonra sebepsiz görünen bir dansa başlamasıyla açılır. Bu sahne, eserin bütününe yayılacak olan çürümenin ve umutsuzluğun ilk işaretidir. Açlık nedeniyle sütü kesilmiş bir annenin çocuğunu ölüme göndermesi, bireysel bir trajediden çok daha fazlasını temsil eder: Toplumsal düzen artık yaşamı koruyamaz hâle gelmiştir. Dans, bu noktadan sonra bir eğlence biçimi değil, varoluşsal bir çığlık hâline gelir. Romanda sorulan "Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?" sorusu, aslında bütün anlatının merkezinde yer alır. Teulé, dans salgınını açıklamaya çalışan farklı otoriteleri karşı karşıya getirir. Din insanları olayı şeytanın veya azizlerin gazabının sonucu olarak yorumlarken, hekimler fiziksel ve psikolojik nedenler ararlar. Belediye yöneticileri ise çözüm üretmek yerine kendi iktidarlarını koruma telaşı içindedir. Bu çatışma, akıl ile dogma arasındaki tarihsel mücadeleyi görünür kılar. Özellikle belediyenin cerrahı Hieronymus Brunschweig'ın dansı yoksulluk, korku ve toplumsal baskının sonucu olarak açıklaması, romanın en güçlü yorumlarından biridir. Ona göre insanlar, dayanılmaz gerçeklikten kaçmak için dans etmektedir. Böylece Teulé, dans salgınını mistik bir olay olmaktan çıkarıp toplumsal bir semptom olarak yorumlar. Romanın en sert eleştiri okları ise Kiliseye yöneltilmiştir. Halk açlık ve sefalet içinde kıvranırken piskoposların zenginlik içinde
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
Puan vermedi·216 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 20:30
Yaşar Kemal’in kurgu yeteneğini ve dilini çok net görebileceğimiz eseri,Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca... Kitabı bitirdiğimden beri üzerine düşünüyorum; çünkü bir çocuk masalı gibi görünen bu küçücük kitabın arkasında, aslında ne kadar büyük ve derin bir edebi yapı olduğunu fark ediyorsunuz. Bunu yazarın diğer eserlerinden ayıran en önemli özellik de bu; o bildiğimiz epik ve destansı anlatım tarzını bu kez çocuk edebiyatı ve halk masalları formuyla birleştirmiş olması. Geleneksel sözlü anlatımdan beslenen, tamamen alegorik ve sembolik karakterler üzerine kurulu müthiş bir kurgu çıkmış ortaya. İçeriğinden de biraz bahsetmek gerekirse; olay aslında devasa bir güç ile küçük ama dirençli bir topluluğun savaşı. Gücünü sonsuzlaştırmak isteyen Filler Sultanı, karıncaları boyunduruk altına almak için sadece fiziksel güç kullanmıyor. Hüthüt Kuşu’nun yalanlarıyla, dillerini yasaklayarak ve onları asil fil soyundan geldiklerine inandırarak sinsi bir kimliksizleştirme politikası uyguluyor. Yani sadece bedenlerini değil, hafızalarını da silmeye çalışıyor. Ama unuttukları bir şey var: Kırmızı Sakallı Topal Karınca. Fiziksel eksikliğine rağmen hafızası çok güçlü; karıncalara geçmişlerini, kendi dillerini ve karınca gibi yaşamayı hatırlatarak Milyonlarca karınca bir seldir felsefesiyle muazzam bir dayanışma başlatıyor. Açıkçası yazarla tamamen zıt kutuplarda, bambaşka fikirlerde olmamıza rağmen onun bu edebiyatını seviyorum. Olaylara biraz karşıdan, önyargısız bakmaya çalışıyorum.Kitaba da ideolojik ya da siyasi mesajlarından sıyrılarak,tamamen edebi bir kurgu ve dil işçiliği gözüyle baktığımda,yazarın yaratıcılığını ve sembol üretme becerisini çok net görebiliyorum. Gerçek hayatın karmaşık yapısı ve insan doğası bu masaldaki kadar siyah-beyaz olmasa da, kurduğu
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,6bin okunma
Hayvan Çiftliği
Puan vermedi·152 syf.··
2026 41. kitabı
Özgürlük idealiyle başlayan bir devrimin, gücü eline geçiren domuzlar eliyle nasıl sömürü düzenine dönüştüğünü izlemek sarsıcı. Orwell; korku rejiminin, propagandanın ve en önemlisi toplumun hafızasızlığının bir halkı nasıl köleleştirebileceğini çok net gösteriyor. Sadece bir dönemi değil, sömürünün zamansız doğasını anlatan; kırbacı tutan el değişse de ezilenlerin kaderinin nasıl aynı kaldığını gözler önüne seren bir başyapıt
Düşünce
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,4bin okunma
Yüzyıllık Yalnızlık Eser İncelemesi
Puan vermedi
Yüzyıllık yalnızlık sadece bir hikaye değil, insanlık durumunu ve toplumsal hafızamızı yansıtan ilginç bir yapıttır. Yazar, kendi çocukluk anılarından esinlenerek hayali bir kasaba kurgulamıştır. Hiçbir yere çıkmayan, hayali yolculuğumuzda bile kasabadan, başka yere doğru yürüdükçe gerçek dünyadan uzaklaştığımız, kaybolduğumuz düşsel bir mekan yaratılmış. Yazar mekanı öyle kurgulamış ki, okuru özgür bırakmak yerine sadece onun istediği yerlere gidilmesine olanak tanımış, onun yaratmadığı yerlerde ise boşluğa düşüyoruz, hayali coğrafyayı kendi fiziksel coğrafya imgelemimizle devam ettiremiyoruz. Jose Arcadio Buendia ve karısı Ursula böyle bir coğrafyaya gelip yeni bir hayat kurmak amacıyla Macondo kasabasını inşa ederler. Her şey saf, doğal, temiz ve el değmemiştir. Zamanla kasaba genişliyor, ailenin çocukları oluyor ve kasabaya farklı yerlerden çingeneler geliyorlar, yanlarında daha önce görmedikleri eşyalar, araç gereçler, gösteriler, ritüeller ile birlikte. Ve tabiki Melquiades. Bu yenilikler Arcadio'nun ilgisini çekiyor ve merak duygusunu tetikleyerek atölyesinde günlerce, haftalarca sadece onunla ilgilendiği icatlar, keşifler üzerinde çalışmaya başlıyor. Bu hikâyenin o kadar büyüleyici, o kadar acayip bir akışı var ki; zaman bu kitapta bildiğimiz gibi düz bir çizgi hâlinde ilerlemiyor. Adeta kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi sürekli bir sarmal çizip duruyor. İsimler bile hep aynı: José Arcadio'lar, Aureliano'lar, Amaranta'lar nesilden nesile aktarılıyor. Sanki her yeni doğan çocuk, bir önceki kuşağın kaderini, hatalarını, suçluluk duygusunu ve en önemlisi de yalnızlığını miras alıyor. Mesela ikinci kuşağın en çarpıcı karakteri Albay Aureliano Buendía'yı düşün. Adam tam yirmi yedi kere isyan bayrağı çekip iç savaşa katılıyor ama hiçbirini kazanamıyor. Çünkü
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma