Puan vermedi·104 syf.··
2026 51. kitabı
Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır. ​ ​Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü? ​Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu. ​Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır. ​Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır. ​ ​Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der. ​Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder. ​Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,048 okunma
Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Puan vermedi·216 syf.··
2026 5. kitabı
Bu kitapta bazı gerçekleri çok net görüyorsunuz: Ne kadar yetenekli, ne kadar çoğunlukta olursanız olun, bir kere korkuya esir düştüğünüzde esaretinizin ilk günü başlamış oluyor. Ve o esareti bitirmek hiç de kolay olmuyor. Kitaptaki karıncalar da korkuya esir olmuşlardı. Sarı karıncalar ise bencilliklerinin esiriydi; yani herkesin farklı bir esareti vardı. Filler Sultanı pek akıllı olmasa dahi bu esaretleri ve zaafları çok iyi kullandı. Kıçını ağaca sürterek oturduğu yerden kendine saraylar, tahtlar yaptırdı; karıncaları gün geldi açlıkla tehdit etti. Aslında içten içe Filler Sultanı'nın da çok korktuğu bir şey vardı: Esirlerini kaybetme korkusu. Ona baş kaldıran sadece 1 kişiydi, o da Kırmızı Sakallı Topal Karınca'ydı. Koskoca filler, evet, bu tek bir karıncadan öyle bir korktu ki, sırf bu yüzden kırmızı karıncaların hepsini katletti. İşte korku böyle bir şey; içinize bir girdi mi sizi yer bitirir. Bu kitapta gördüğümüz gibi, savaşın kazananı olmaz, sadece kayıplar yaşanır. Kazanan, kimin daha az kayıp verdiğiyle ilgilidir. Filler Sultanı dünyada tahtlar, saraylar yaptırınca bu sefer başka bir duygunun esiri oldu: Yok olma ihtimali. Bu yüzden ölümsüzlüğü bulmak istedi. Bir yanda o ölümsüzlüğü ararken, diğer yanda Kırmızı Sakallı Topal Karınca kara kara bu esareti bitirmek için planlar yapıyordu. İnanç öyle bir şey ki, karıncaya fili yendirir. Herkese Güvenilmez Fillere yardım edenler yine karınca türüydü. Kırmızı Sakallı’yı yakalatıp öldürmeye çalışanlar da onlardı. Birine bir şeyi 40 kere söylerseniz gerçeklik algısını kaybeder. Filler Sultanı karıncalara "Siz fil soyundansınız, fil olacaksınız" deyip inandırmıştı. Sonra pişman oldu ama iş işten geçmişti. Tek başınıza dünya değişir. Önce sen değiş, sonra etrafın değişir, sonra bir bakmışsın dünya değişmiş.
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsan yaşamına çok boyutlu bakış
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
William Roseberry, yazıktır ki hızla gelişen kansere yenik düşerek 50 yaşında vefat etmiş değerli bir Amerikalı Marksist antropolog. Klasik bir marksist değil, evrimci ya da aşamalı gelişimci tarihsel materyalizmin kusurlu olduğunu, insanların yaşam deneyimlerin üreyen öznel değerlendirmelerinin ve yaşamlarındaki etkinliklerinin önemini, bu doğrultuda tarihsel değişimin öngörülemezliğini düşünen ve bu yaklaşımına uygun incelemeler yapan bir bilim insanı. Makalelerinden derlediği bu kitabının başlığından da anlaşılabileceği gibi, bütün toplumların er veya geç uyduğu tek bir tarih değil, "tarihler" vardır. Bu kitaptaki makaleler daha çok kapitalizmi ve bununla bağlantılı olarak işçileri ve antropolojinin klasik araştırma öznesi köylüleri ele alıyor. Tek yönlü, mutlak sömürü gibi etkinlik değil, buna verilen karşılıkları da hesaba katınca çift yönlü bir etkileşimin gerçekleştiğini, kısaca kapitalizmin düzensiz bir gelişme gösterdiğini ortaya koyuyor. Muhalif siyasete duyarlı bir antropolog olarak, son makalesinde, alternatif topluluk imgelerinin inşa edileceği kültürel şekil ve simgeler, ayrıca bu imgelerin siyasal ifade alabilmesini sağlayan örgütsel veya kurumsal oluşumlar üzerinde duruyor. Çünkü, "kültürel metinler" (cultural texts) aynı zamanda yorumlardır. Bu metinlerin yazarları ve dinleyicileri ve de vaaz ettikleri eylemlerin sonuçları vardır. Verdiği birçok örnek arasından Nikaragua Sandinista Devrimi dikkat çekici. Faşist ve komprador Somoza'nın devrilmesi, hem büyük, görece örgütlü olmayan ve dik, çok-sınıflı "hayali" bir topluluk (Benedict Anderson'un "hayalî cemaat"ine benzer bir şekilde), hem de çok daha küçük, sıkı bir şekilde örgütlü, yatay, sınıf temelli hayali bir topluluk sayesinde gerçekleşmiştir.
İnceleme
Anthropologies and HistoriesWilliam Roseberry · Rutgers University Press · 19891 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 40. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 12:29
Kan Çiçekleri, bende daha çok zihinsel bir okuma deneyimi bıraktı. Karakterlerle bağ kurmakta zorlandım; hatta zaman zaman onları birbirinden ayırmak bile güçleşti. Çünkü Ngũgĩ'nin odağı bireylerden çok Kenya'nın sömürgecilik sonrası toplumsal dönüşümü. Romanın politik ve tarihsel önemi tartışılmaz olsa da ben en çok karakterlerin hikâyesinde heyecanlandım. Karakterlerden çok fikirleri okuduğumu hissettiğim için beni içine alan bir roman olmadı çoğu zaman . Buna rağmen bağımsızlık, sömürü ve kapitalizm üzerine söyledikleriyle üzerinde uzun süre düşünülecek bir eser.
Edebiyat
Kan ÇiçekleriNgugi Wa Thiongo · Ayrıntı Yayınları · 201967 okunma
Puan vermedi·370 syf.·
2026 6. kitabı
Rahmet Yolları Kesti eseri, Kemal Tahir'in kendine has üslubuna ve onun toplumu, Anadolu insanını ne kadar iyi analiz ettiğine şahit olduğumuz, güzel eserlerinden bir tanesidir. Yazar, Çorum dolaylarında, köy hayatını ve eşkiyalığı merkeze oturtarak yaşanan olaylar doğrultusunda bir bakıma sosyolojik bir inceleme ortaya koyar. Devlet otoritesinin zayıf olduğunu, yoksulluğun, açlığın ve adaletsizliğin insanları farklı yollara sevk ettiğini, yaşam mücadelesinin ahlak ve etik değerlerin önüne geçtiğini, dini inançların yeri geldiğinde sömürü malzemesi olarak kullanıldığını, ekonomik darboğazın insanlar üzerinde oluşturduğu yozlaşmayı açıkça görebiliyoruz. Bu bakımdan eşkiya hikayesi ile bir serüven, macera romanından ziyade bir sosyolojik değerlendirme romanı okuduğumuzu söyleyebilirim. Okuyanlara zaman zaman Yaşar Kemal'in İnce Memed'ini de anımsatacaktır fakat burada oluşturulan eşkiya karakterlerinin, İnce Memed gibi halk kahramanı konumuna gelebilecek niteliklere sahip olmadıklarını da belirtelim. Kemal Tahir'in Bir dönemin Anadolu kırsalını mercek altına aldığı, cumhuriyetin ilk yıllarında insanımızın bize de ders olabilecek nitelikte yaşadıklarını okuduğumuz Rahmet Yolları Kesti eserini, ben hiç sıkılmadan ve severek okudum. Okumayı düşünenlere de iyi okumalar dilerim.
İnceleme
Rahmet Yolları KestiKemal Tahir · Ketebe Yayınevi · 20221,146 okunma
6/10
·96 syf.·
2026 15. kitabı
Merhabalar, Kitaba şimdiye kadar inceleme yazılmamış. Bunu bir haksızlık olarak gördüğüm için hemen kalemi elime aldım. Türk öykücülerinden hikayeler dinlemeyi sevenlerin tercihi olabilecek bir kitap. Bilindik bir yazar değil kendisi, kitap şans eseri elime geçti. Yazarımız Saint-Joseph Lisesinden (dikkat edelim, buraya daha sonra döneceğim) mezun olduktan sonra branş olarak Uluslararası İlişkiler okumuş. İthaki tarafından basılan 2 öykü kitabı var. Bu kitabımız ilk öykü kitabı ve kendisine 2008 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazandırmış. Kitap ödülün hakkını fazlasıyla veriyor. Uzun yıllardır Türk öykücülüğüne ayrı ilgisi bulunan birisi olarak, yazarımızın ilk kitap için çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Kitapta 6 tane hikaye var: 1-Tünel 2-Önce Anılar ve Çocuklar 3-Uzaktaki Işıklar 4-Rüyalarının Kızı 5-Şeffaf 6-Sula Bu öykülerin hiçbiri aydınlık öykülerden değil. Ama böyle dediysem sanmayın ki sömürü ve ajitasyonla çok satsın diye sündürülen karanlık öyküleri kastediyorum. Tam aksine, karanlığı, olduğu haliyle, eksiltmeden, çoğaltmadan harika bir sadelik, doğallık ile ve tam bir erkek gözüyle, erkek penceresinden yazmış. Kitapta beni en çok etkileyen bu oldu sanırım. Abartı olan hiçbir şey yok. Ama o sadelikle yeri geldiğinde içinizi deşmeyi, yeri geldiğinde sizi merakta bırakmayı, kafanıza yeni sorular sokmayı büyük bir olağanlıkla başarıyor. Erkek gözüyle bakma kısmında da şöyle diyebilirim ki bırakabildiği kadarıyla bırakmış egosunu bir köşeye, en anladığı duyguları ve düşünceleri, en anladığı şekilde, olduğu haliyle anlatmaya çalışmış. Birçok erkek yazarda gördüğümüz erkek egosu kokan ve "erkek güçlüdür, yıkılmaz, bir yolunu bulur, yıkılsa da doğrulur ve kalkar" fikrini destekleyen yanlı yazıma bu kitapta hiç rastlamadım. Bir daha tekrarlayacağım ki bu
Rüyalarının KızıBurak Evren · İthaki Yayınları · 202315 okunma