“Keereem!” diye biraz da şımarıkça sesleniyorum.
Birkaç saniye sonra kapıdan içeri yine o en çok sevdiğim kafa uzanıyor, elinde bir ızgara maşası.
“Ne oluyor yahu? Lütfen şefi işbaşında rahatsız etmeyelim."
Gülüyorum. Kollarımı açıp yanıma çagırıyorum onu.
Geliyor. Sarılıp öpüyor, kokluyorum onu. Öylece kalıyoruz bir süre.
"Hadi gel," diyor, "sana çok güzel bir kahvaltı hazırladım, sıra bende ya."
"Geliyorum sevgilim."
Kerem maşası ile birlikte dışarı çıkıyor, saçlarının kokusu hâlâ burnumda.