Bazı kitapları okurken güzel vakit geçirirsin, bazı kitaplar ise bitince bir süre ne hissedeceğini bilemezsin. Kuyucaklı Yusuf benim için kesinlikle ikinci gruptaydı. Kitabı bitirdiğimde gerçekten bir boşluğa düştüm. Sonunu böyle beklemiyordum ve son sayfalar beni tahmin ettiğimden çok daha fazla etkiledi.
Bu kitabı değerli yapan şey sadece anlattığı hikâye değil. Aradan neredeyse yüz yıl geçmiş olmasına rağmen anlattığı duygular hâlâ çok tanıdık geliyor. Adaletsizlik, yalnızlık, çaresizlik, sevgi ve insanın hayatta kendine bir yer bulma çabası bugün de aynı şekilde varlığını sürdürüyor. Bu yüzden okurken sadece bir dönemi değil, insanı okuyormuş gibi hissediyorsunuz.
Sabahattin Ali’nin dili de kitabın en güçlü yanlarından biri. Ne gereksiz süslü ne de yorucu. Sayfalar ilerledikçe kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Özellikle son bölümlerde kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.
Bence Kuyucaklı Yusuf’un okunması gereken bir eser olmasının en önemli nedeni, okuyucuda gerçek bir iz bırakabilmesi. Birçok kitabın olaylarını zamanla unutursunuz ama bazı kitaplar hissettirdikleriyle aklınızda kalır. Bu kitap da onlardan biri. Bitirdikten sonra uzun süre düşündüren, bazı sahneleri tekrar tekrar hatırlatan ve insanın içinde bir burukluk bırakan eserlerden.
Benim için yalnızca güzel bir roman değil, aynı zamanda okuduktan sonra etkisini günlerce taşıdığım bir kitaptı. Bu yüzden gönül rahatlığıyla 10/10 veriyorum. Türk edebiyatında mutlaka okunması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı kitaplar okunur, Kuyucaklı Yusuf ise gerçekten hissedilir.