"Ve korkma, bu bir son değil, yeni bir başlangıç,"
"Yeni bir başlangıç, mutsuz bir sonla başlar."
"Bir sona imza atacağız."
"Nasıl bir son?"
"Bambaşka bir başlangıcı getirecek bir son."
Seni korkunç seviyorum Alev. Aramızda hiçbir uzaklık kalmasın istiyorum. Bana yaprakları anlat, Camus'u anlat, dün gece nerde içtiğini anlat, son düzenlediğin çamuru anlat, Bach'ı, okul çantanı, üstündeki paltoyu anlat. Bana bütün bilmediklerimi anlat Alevci.
Göğü, denizi, kendi kurduğun mitolojik dünyayı, tedirginliğini, coşkunu, hayatını, her şeyi anlat.
Seviyorum.
Seviyorum değil, korkunç seviyorum.
Utanç duymak ve utangaç biri haline gelmek ayna benliğin anahtar bileşenleridir. Diğerlerinin ne düşündüğünü önemsemeseydik utanmazdık. Başlangıçta küçük çocuklar son derece benmerkezci ve anne babalarının göz bebeğidirler. Diğerlerini umursayıp umursamadıkları pek anlaşılmaz. Bununla birlikte gelişen benlik duygusuyla ve kendilerini başkalarının yerine koymalarını sağlayan bir zihin kuramının ortaya çıkışının desteğiyle, çocuk, diğerlerinin ne düşündüğünü gittikçe daha fazla önemsemeye başlar. Utangaç farkındalık ahlaki bir temel teşkil eder. Kendi yansımamız bile potansiyel olarak diğer insanların ilgi odağı olduğumuzu güçlü bir şekilde fark ettirebilir. Örneğin sosyal sınırları aşmayla ilgili klasik bir Kanada araştırmasında, Cadılar Bayramı akşamında ev sahibi başka bir odaya gittiğinde kâseden yalnızca bir tane şeker alması söylenen çocuklar gizlice gözlendi. Çocuklar, kâseye yaklaşırken kendi yansımalarını görebilsinler diye ortama bir ayna konulduğunda çekingenleştiler ve söylendiği gibi davrandılar. Ama aynanın olmadığı durumlarda kâseden birden fazla şeker aldılar. Çünkü onlara görülebileceklerini hatırlatan bir ayna yoktu.