Esnek olan yalnızca küçük çocuk değildir. Hepimiz yaşadığımız sürece değişebilme kapasitesine, hatta temel şekillerde değişebilme kapasitesine sahibiz. Bu inanç deneyim tarafından da desteklenmiştir. Analiz radikal değişimlere yol açan en güçlü yollardan biridir ve nevrozda iş gören güçleri ne kadar iyi anlarsak, arzu edilen değişime ulaşma şansımız da o kadar fazla olur. Ne analist ne de hasta tam anlamıyla bu hedeflere ulaşamaz. Bunlar ulaşmaya çalıştığımız ideallerdir; pratikteki değerleri terapilerimizde ve yaşamlarımızda bize yön vermelerinden kaynaklanır. İdealin ne anlama geldiğinden emin değilsek, idealleştirilmiş eski bir imgeyi yenisiyle değiştirme riskini taşırız. Aynı zamanda analistin, hastayı kusursuz ve eksiksiz bir insana dönüştürme gibi bir gücü olmadığının da farkında olmalıyız. Analist yalnızca hastanın bu ideallere yaklaşmak için uğraşmasına ve özgür olmasına yardımcı olabilir. Ve bu ona aynı zamanda olgunlaşma ve gelişme imkânı vermek anlamına gelir.
Son on senenin çoksatan kişisel gelişim kitapları ve denemelerinin, insanın kendini kırbaçlaması hakkında olmadığına dikkat çekerim,iyileşme ve avunma üzerineler.
Kusursuz olmamakta bir sorun yok ve tuhaf olmak da iyi. Neşelenmek zorunda değilsiniz. Bugün belki iyi iş çıkarırsınız belki çıkarmazsınız. Her türlü deneyim olacak. Bunda da bir sorun yok.
Derler ki; insan büyük bir acı yaşayınca yüreğinde kırk mum yanarmış. Acılar iyileşip, kabuk bağladıkça her gün bir tanesi usulca söner, diğerleri gününü beklermiş
Mumlar ömür gibi azaldıkça yürek soğumaya başlar, acılar unutulmaya yüz tutarmış. Ta ki son muma dek. Yüreğinin izbe derinliğinde son bir tanesi kaldığında ise o acı seni terk etmezmiş. Acının yaktığı mum, son nefesini verene kadar yüreğinde yanmaya devam edermiş.