Olamaz, böyle konuşmaz insan
Nedir bu yüz asmak
Hele baba bu ne ağır lisan
Ne söyler bu susmak
Hangi salaya çıkar bu ezan
Ölüm kaç basamak
En son ümide izin biter
Abdest alır babam
Yatsı kılınır, yasin biter
Anamın yüzü mehtap mehtap
Şekli var, hazzı yok
Dili var, ağzı yok
Anamın özü bitap bitap
Anam artık kavram
Anamın sözü kitap kitap
Eli var nabzı yok
Bugünlerde Goethe ile yaptığım görüşmeler çok verimli geçti, ama ben onun söylediği birçok şeyin önemli olanlarını not alamayacak kadar başka şeylerle meşguldüm.
Aşağıda sadece hangi bağlamda, hangi nedenle söylenmiş olduğunu unuttuğum ayrıntıları gündeme not düşmüşüm:
"İnsanlar suda yüzerken birbirine çarpan çömlekler gibidir."
"Sabahları insan çok akıllı ama aynı zamanda da çok endişeli olur; endişe aynı zamanda akıllılıktır çünkü, her ne kadar edilgen olsa da aptallık endişe bilmez."
"İnsan gençlik hatalarını yaşlılığa taşımamalıdır; çünkü yaşlılığın zaten kendine özgü birçok zayıf tarafı vardır."
"Sarayda yaşam müzik gibidir, orada herkes nerede durup, nerede çalmak gerektiğini bilmek zorundadır."
"Sarayda yaşayanlar zamanlarını seremonilerle doldurmasını bilmeselerdi, sıkıntıdan ölürlerdi herhalde."
"Olur olmaz her şeyde, bir prense tahttan feragat etmesini tavsiye etmek iyi bir şey değildir."
"Oyuncu yetiştirmek isteyen kişinin sonsuz sabrı olmalı."
Endonezya’da yaşayan 4 milyon kişilik Minangkabau anaerkil halkında toprak, miras ve mülkiyet tamamen kadının kontrolündedir ve erkek evlendiğinde kadının hanesine taşınır. Batı medeniyetinin rekabeti, güç deliliğini ve bencil çıkar arayışını kutsayan "erkek hiyerarşisi" karşısında; Minangkabau kültürü işbirliğini, ortak iyiyi ve barışı göklere çıkaran dişil bir matris sürdürmektedir. Bu muazzam nüfus (4 milyon insan), kadının merkezde olduğu toplumların marjinal birer kabile garipliği değil, son derece istikrarlı ve sürdürülebilir kitlesel uygarlık modelleri üretebileceğinin en net editöryal ispatıdır.