Allahım! Nurlarının denizi, sırlarının madeni, tek ilâh oluşunu kullarına açıklayan, hükümranlığının altında bulunan her şeyin nadidesi, tevhid makamının imamı, varlık âlemine güzellik katan süsü, her türlü rahmetinin hazinesi, dininin yolu, tevhidinle lezzet alan, varlık özünün insanı, her var olanın varlık sebebi, yaratılmışların özünün özü, senin aydınlığının nuruna en yakın olan Efendimiz Muhammed'e; yüce zâtın var oldukça devam edecek, ancak sen yeterli gördüğünde bu salât son bulacak, hem seni hem de onu memnun edecek ama bizden de razı olmana vesile olacak salât ile ona salât eyle, ey âlemlerin rabbi olan Allahım!...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Şeytanın bizi dünya işlerinde etkisiz kılmak için oynadığı oyuna düşmeden yeteneklerimiz,kapasitemiz ve imkânlarımız doğrultusunda her alanda Allah için Allah'ın kullarına iyilik yapabilmek için en iyilerden olmaya bakmak,son derece uhrevi bir iştir."
1955 yılında Nazm Hikmet Budapeşte'ye Yazarlar Birliği' nin daveti üzerine bir kere daha geldi. O zaman bunun son olduğunu elbette bilmiyorduk. Fakat nedense o yıl, 1954 yılında olduğundan çok daha akıllıca davranarak, hemen her gün Yılmaz ve Necil'le birlikte Nazım ağabeyin kaldığı otele gidiyor, o yorulup pes diyene kadar şiirlerini teybe okutuyorduk. O zamandan beri birçok yerde çoğaltılıp bant, plak, kaset ya da CD olarak yayılan, Nazım Hikmet'in kendi sesiyle okuduğu şiirlerin hemen hepsini ona, Yılmaz'ın tuttuğu bir mikrofonla, işlettiği ve ayarladığı çok ilkel bir teybe söyleten bizdik. Bununla iftihar ediyoruz. Yazık ki, teknik, 1955 yılında bugün olduğu kadar ilerlememişti. Yılmaz'ın doğuştan teknik yeteneği olmasaydı, bugün hiç kimsenin elinde Nazım Hikmet'in kendi se siyle bu kadar çok şiiri olmazdı!
Jason Kanupp tam olarak bu yolu kullanıyor. Kuzey Karolina’nın dağlarındaki bir fabrikada mobilya üretiyor. Günde sekiz saat, kanepe üretmek için koşuşturuyor. Bu işte gerçekten iyi ve saatte sekiz kanepe üretebiliyor. Ürettiği kanepe başına ödeme aldığı için, her zaman daha fazla üretmesini sağlayacak çözümler peşinde koşuyor.
Zaman içinde, bir kanepeyi bir araya getirirken en çok vakit alan kısmının ayaklarını takmak olduğunu fark etti. Diğer parçalar için işleri hızlandıran aletlere sahipti ama ayakların gerektirdiği el işçiliğine karşı bir çözümü yoktu. Konunun üzerinde biraz çalıştıktan sonra radyatör hortumunda bir parça delik açıp motorun donma tapasını da ayağa taktıktan sonra, elektrikli matkap ile ayağı monte edebileceğini keşfetti. Son ince ayarlarla birlikte, ayakları takarken kaybettiği zamanı yüzde elli oranında azaltmayı başardı.
Bu kulağa fazla gibi gelmeyebilir ama bu sayede bir haftada, ortalama üretimini on adet artırmayı başardı. Çalıştığı şirket ortaya koyduğu yeniliği görünce onu terfi ettirip tüm diğer çalışanlara bunu öğretmesini istedi. Tabii ki şaka yapıyorum! Ona yaptığının diğer çalışanlar için adil olmadığını söyleyip eski yönteme dönmesini istediler. Eğer bürokrasiye yeni bir tanım arıyorsanız buyrun bunu kullanın.
Jason hayal kırıklığına uğrasa da vazgeçmedi ve çalışma arkadaşlarının da kullanabilmesi için on dokuz yeni radyatör hortumu cihazı yaptı.