MEDARI MAİŞET MOTORU-ODİSİYA
Puan vermedi
Sait Faik Abasıyanık'ın öykücülüğünü üç döneme ayırıyoruz.1930'lu ve 40'lı yıllardaki gözlemci ve gerçekçi ilk dönemini, ikinci dönemi olan 1950'lerde bireyci, sürrealist ve doğa odaklı olgunluk dönemini yaşayan Sait Faik Abasıyanık, üçüncü dönem öyküleri olan Alemdağı'nda Var Bir Yılan adlı öyküsünde de görüldüğü gibi daha soyut konuları işlemiştir. Onun öykülerinde dikkat çeken homoerotizm, en çok da son dönem öykülerinde fark edilmektedir. O güne kadar açıkça anlatamadıklarını hiçbir şeye aldırmadan görülmemiş bir gözü peklikle yazmaya başlar. Öyküleri her ne kadar otobiyografik özellikler taşısa da okur olarak anlatılanları gerçek kimlikleriyle örtüştürme alışkanlığımızdan vazgeçerek, kitaplarda yazar-anlatıcı unsuru gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Medarı Maişet Motoru adlı öyküde sayfa 49'da yer alan şu satırlara bakalım: "Eğiliyorum. Bu açık dudaklar, yarı açık gözleriyle uyumuş arkadaşımı öpüyordum.. Belki ömrümde ilk ve son defa bir insanı, bilinmedik bir yerimde yıkanmış arzularımla bir daha, bir daha öpüyorum." Anlatıcının çocukluğunu anlatırken arkadaşlarından bahsettiği bu satırlarda, Odisiya'ya duyduğu arkadaşça sevgi ergenlik dönemi duygusallığından ibaret görünse de homoerotizm içermektedir.
Edebiyat
Medarı Maişet MotoruSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20202,698 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 55. kitabı
Bu kitap, yüzeyde bakıldığında yapay zekâ sonrası bir dünyada geçen bir bilimkurgu romanı gibi görünse de, aslında çok daha derin bir yerde duruyor. Çünkü anlatılan şey yalnızca makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil; insanlığın kendi yarattığı sistemler karşısında nasıl savrulduğu, kurtuluşu ararken nasıl tekrar tekrar aynı hatalara düştüğü ve en önemlisi de insan olmanın özünü kaybetme tehlikesi. Romanın olay örgüsüne derinlemesine bakıldığında dünya büyük bir kırılmanın ardından karşımıza çıkıyor. Yapay zekânın kontrolden çıkmasıyla devletler, şehirler ve medeniyet düzeni çökmüş; insanlar küçük kolonilere, sığınaklara ve yeni yaşam alanlarına çekilmek zorunda kalmış. Ancak yazar burada kıyamet sonrası bir dünyanın harabelerini anlatmaktan çok, bu harabelerin içinde yeniden anlam arayan insanları anlatıyor. Andre ve Kate’in çöllerde başlayan yolculuğu, terk edilmiş şehirler, yağmalanmış müzeler ve unutulmuş madenler arasında ilerlerken aslında insanlığın geçmişinin izlerini sürüyor. Bu yolculuk sadece fiziksel değil; aynı zamanda insan türünün kökenine ve geleceğine yapılan bir yolculuk. Müzedeki Neandertal kafataslarının keşfiyle birlikte romanın yönü değişiyor. O andan itibaren hikâye yalnızca hayatta kalma mücadelesi olmaktan çıkıyor ve büyük bir gizemin peşine düşüyor. Kafataslarının içindeki kuantum çipleri, geçmişten gelen bir mesajın anahtarı hâline geliyor. İşte burada yazarın en dikkat çekici başarısı ortaya çıkıyor: Bilimkurgu unsurlarını sadece heyecan yaratmak için kullanmıyor; onları insanlığın kaderini sorgulamak için bir araç hâline getiriyor. Romanın merkezindeki GANE kavramı da tam burada önem kazanıyor. Başlangıçta bir sistem, bir öğreti ya da bir topluluk gibi görünen GANE, aslında insanın kendisini yeniden tanımlama çabasıdır. Karakterler
GaneCeyhun Bıdıl · Yazıgen Yayınları · 04 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·152 syf.·
2026 415. kitabı
Bütün hayatını tıpkı bir tür kaplumbağa gibi, mükemmel bir duygusal savunma aracı olan kalın bir kabuğun içinde geçirdi; bu zırhı aşmanın yolu yok. Daniel Wallace Büyük Balık insanların anlattıkları hikayelerin ve masalların aslında onların kim olduklarını, nasıl hatırlanmak istediklerini yansıttığını anlatır. Şimdi ona bakıyorum da, kaybolmuş görünüyor, nerede olduğunu, kim olduğunu bilmiyormuş gibi. S:24 Edward Bloom, hayatını "dünyanın en sıradışı adamı" olmaya adamış ve olağanüstü olaylar yaşamış biridir. Oğlu Will ise bu bitmek bilmeyen abartılı hikayelerden sıkılmıştır ve çocukluğundan beri babasının gerçekte kim olduğunu merak eder. Edward Bloom, devasa balıkları tek bir yüzükle yakaladığını, cadılarla karşılaştığını ve zamanı durdurduğunu iddia eden karizmatik bir adamdır .Kuşak Çatışması: Ciddi ve gerçekçi bir yapıya sahip olan oğlu William, babasının düğününde bile bu abartılı hikayeleri anlatmasından rahatsız olur ve babasını hiç tanıyamadığını düşünerek onunla uzaklaşır.Hakikati Arayış: Edward yasamının son günlerın de döşeğindeyken, William babasının anlattığı masalsı olayların ardındaki gerçekleri ve kim olduğunu anlamaya çalışır. Baba-Oğul Çatışması: Will, gerçeği ve yalanı ayırt edemediği babasına karşı mesafelidir. Ancak Edward'ın hastalığı ilerledikçe Will, babasının anlattığı bu mitik hikayelerin ardındaki duygusal gerçekleri ve hayat felsefesini kavramaya başlar.. Roman, sıradan olayların ve gerçeklerin içine devlerin, cadıların ve fantastik maceraların harmanlandığı büyülü gerçekçilik türünde yazılmıştır Büyük Balık .Peki babam senin için ne yaptı?" diye soruyorum ve yaşlı adam gülümsüyor. "Beni güldürdü," diyor. S:94
Edebiyat & Roman
Büyük BalıkDaniel Wallace · Yapı Kredi Yayınları · 2011619 okunma
10/10
·724 syf.·
2026 46. kitabı
Oğuz Atay ’ın TUTUNAMAYANLAR romanı Türk Edebiyatında ilk post modern roman değildir; ilk modern romanıdır. Oğuz Atay’ın bu kitabı modern akımın roman türündeki karşılığıdır. Oysaki Türk edebiyatına modern akım, öykü ile girmiştir ve aslında çok uzun zamandır vardır. Bu bağlamda öyküde Modernist akım ellili yıllarda ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Modern Türk romanı açısından önemli bir kırılma noktası kabul edilir. Biçimsel cesareti, ironisi ve yabancılaşma temasını işlemesi nedeniyle çok sevilir. Ancak birçok okur için gereğinden fazla dağınık, zorlayıcı ve kendine hayran bir metin gibi görünür. Sevenleri onu başyapıt olarak görürken, sevmeyenleri romanın çevresindeki kültü daha büyük bulur. Bilinç Akışı Yöntemi Bilinç akışı yöntemi, oluşturulan roman kahramanın zihninden geçenleri, zihninden geçtiği gibi romana aktarma çabasıdır. Modern romanların zor anlaşılmasını sağlayan en önemli unsurdur. Şöyle açıklayalım: Realist bir romanda kahramanın saatlerce düşüncelere daldığını ve saatlerce aynı düşünce etrafında düşünce ürettiğini okuruz. Ancak Modernist roman kahramanı öyle saatlerce aynı konu üzerinde fikir üretemez. Çünkü bilinçten akan şey, o karmaşa, sapmalar olduğu gibi yansıtılır. Buna bilinç akışı denir. Ama Modernistler, sadece bilinç akışı yöntemini kullanmazlar. Modernistler bir konuya odaklanmış iç konuşma, iç monolog tekniği denilen bir konuşma aktarımını gerçekleştirirler ki bunu da ilk kez onlar ortaya çıkarmıştır. Bunlara iç diyalog yöntemi denilebilir. Mesela bazen kendi içimizde muhayyel bir kişiyle konuşuruz, kavga ederiz, kendi kendimize sorular sorarız ki iç monolog da tam olarak budur. Modernist yazarlar, zihinden geçenlerin dolaysız aktarımı konusunda oldukça önemli yenilikler gerçekleştirirler. Modernist yazarlar için insanın fiziksel
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 36. kitabı
Farklı türlerde okumalar yapmayı, yeni kalemlerle tanışmayı seven biri olarak son dönemde keşfettiğim isimlerden biri de Cihan Çetinkaya oldu. Yazarla tanışmama vesile olan kitap ise daha önce adını duymadığım için kendimden utandığım, İtalya’daki ünlü Türk köyünün sıra dışı hikâyesini anlatan Şah Balaban Destanı. Viyana kapılarına dayanan Osmanlı ordusunun başındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, hem ordu içindeki hem de payitahttaki makam ve mevki hırslarının büyük bir bozgunu beraberinde getireceğini fark eder. Yaklaşan felaketin etkilerini azaltmak için cesur ama ağır bir karar alır. Bu kararı uygulayacak, canlarını ortaya koyarak düşmanın önünde duracak olanlar ise Yeniçerilerdir. O seçkin askerlerin arasında Deliormanlı Balaban Hasan da vardır. Merzifonlu’nun planı ordunun kayıplarını azaltır ancak yüreği cesur, gözü kara Balaban Hasan ve silah arkadaşları için kader bambaşka bir yol çizer. Viyana önlerinde esir düşen bu yiğitler, Balaban Hasan’ın önderliğinde esaretten kurtulup İtalya’daki Moena Vadisi’ne sığınırlar. Niyetleri birkaç gün dinlenip yollarına devam etmektir. Fakat kılıcını mazlumun çığlığına siper etmeyi öğrenmiş bu bir avuç Türk, Habsburg zulmü altında ezilen Moena halkına sırtını dönüp gidebilecek midir? Bir yiğidin kendi efsanesine yürüyüşünü, devlet uğruna yapılan fedakârlıkları ve tarihin tozlu sayfalarında kalmış ilginç bir hikâyeyi anlatan Şah Balaban Destanı, sade dili ve akıcı anlatımıyla beni ilk sayfadan son sayfaya kadar kendine bağlı tutmayı başardı. Bir yandan Balaban Hasan’ın hikâyesini merakla takip ederken bir yandan da Moena’nın Türklerle olan bağını öğrenmenin şaşkınlığını yaşadım. Tarihî romanlarla arası çok iyi olmayan okurların bile rahatlıkla okuyabileceğini düşündüğüm bu kitabı bitirdiğimde geriye güzel bir hikâye, yeni
Şah Balaban DestanıCihan Çetinkaya · Timaş Yayınları · 20262 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 4084. kitabı
Elime aldığımda klasik bir polisiye okuyacağımı düşünmüştüm ama beklediğimden çok daha fazlasını buldum. Hem akıcı hem de alt metni güçlü bir hikâyeydi. Sayfalar neredeyse kendiliğinden aktı diyebilirim. Palomino’nun öldürülmesiyle başlayan soruşturma, iki zıt karakterin –Lituma ve Yüzbaşı Silva’nın– diyalogları üzerinden ilerliyor. Aralarındaki atışmalar, mizahi anlar ve sorgulamalar kitabı canlı tutuyor. Özellikle Silva’nın karakteri bana çok gerçekçi geldi; hem ciddi hem de yer yer komik hâliyle hikâyeye ayrı bir tat katıyor. Ama kitap sadece bir cinayetin peşinden gitmiyor. Peru’daki sınıf ayrımını, güç ilişkilerini ve ordunun dokunulmaz görülen yapısını da sorguluyor. Olay çözülürken aslında toplumun karanlık yüzü de açığa çıkıyor. Bu yönüyle polisiye kurgunun ötesine geçiyor. Dili sade ve net. Gereksiz uzatmalar yok, tempo hiç düşmüyor. Merak duygusu son sayfaya kadar korunuyor. Ben okurken hem “katil kim?” sorusunun peşinden gittim hem de arka plandaki sosyal eleştiriyi düşündüm. Kısacası, hem sürükleyici hem düşündüren bir kitap. Polisiye sevenler için zaten keyifli olacaktır ama toplumsal yönü güçlü romanlardan hoşlananlar da mutlaka sevecektir. Benim için akıp giden ama etkisi kalan bir okuma oldu.
Palomino Molero'yu Kim ÖldürdüMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 1991199 okunma