Mektubunu kirlenmiş zarfından çıkarıp okuyorum. Okurken aradaki günler bir trenin vagonları gibi tangır tungur geçip gidiyor! Aradaki günlerden neyi mi kastediyorum? Şu anla, aynı mektubu okuduğum son sefer arasındaki zaman. Ve onu yazdığın günle seni içeri aldıkları gün arasındaki zaman. Ve gardiyanlardan birinin onu postaladığı günle, benim onu çatıda okuduğum gün arasındaki zaman. Ve her şeyi hatırlamamız gereken bu günle, her şeye sahip olduğumuz için her şeyi unutabileceğimiz o gün arasındaki zaman..
Kuşatılmak üzere olduklarını fark etmişlerdi. Frederick, adamlarına, işler iyice sarpa sarmadan çiftliği terk etmelerini buyurdu. Az sonra, korkak düşmanlar arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Hayvanlar, tarlanın aşağılarına kadar kovaladılar adamları; dikenli çitten geçmeye çalışırlarken son birkaç tekme daha atmaktan geri kalmadılar.
Savaşı kazanmışlardı, ama bitkindiler, tepeden tır-
nağa kanlara bulanmışlardı. Topallaya topallaya, gerisin geri çiftliğin yolunu tuttular.
Türk ordusunda hakim olan damarın Kemalist olduğunu dünya alem biliyordu. Bu da son tahlilde antiemperyalist ve laik olmak anlamına geliyordu.Bu iki değerle at başı giden üçüncü değer milliyetçilikti. Türk ordusu milliyetçiliğe ırkçılıktan farklı bir anlam yüklüyordu.Askerin milliyetçiliği daha çok vatanseverlik olarak okunmalıydı.Ordu ırkçı olmadığı gibi mezhepçi de değildi.
Çocukluk ve gençliğinde her yazın sonunda denizden-yüzmeden uzak kalmak bana çok ağır geldiği için derin bir hüzne kapılır, “yazın son günü” denizden bir türlü çıkıp ayrılamazdım.